« Hürriyet.com.tr

Yeşilburun'da başlayan aşk

Atlas dergisi fotoğrafçısı Hakan Öge, 2004’te, tek başına dünya turu yapan ilk Türk olmak amacıyla teknesiyle İstanbul’dan yola çıktı.

Hürriyet Haber
X

Altı ay sonra Atlas Okyanusu’ndaki Yeşilburun Adaları’nda Belçikalı fotoğrafçı Sophie Hunter’la tanıştı. Aşk ağır basınca kazanmayı planladığı unvandan vazgeçti, Sophie’yi de teknesine aldı ve tüm dünyayı üç yılda beraber dolaştılar. Nişanlarını Fransız Polinezyası’nda yunusların şahitliğinde yapan çift, 2007’de karaya ayak bastıktan sonra da evlendi. Şimdi Heybeliada’da eski bir Rum evinde yaşıyorlar. Hakan Öge eski işi dişçiliğe döndü. Gelecek planları arasında yeniden tekneyle yelken açmak var. Bu kez yapacakları çocuklarla birlikte...

3 yıl tekneyle dünyayı dolaşmak hayata bakışınızı nasıl değişti?
- İçimde sürekli bir gezme isteği vardı. Çeşitli yerleri görmek istiyordum. Zaten 1993’ten beri Atlas dergisinde fotoğrafçı olarak çalışıyorum. Ama bir yere doğru giderken daha oraya varmadan başka bir seyahatin planını yapıyordum. Bu yüzden o sırada yaptığım şeyin tadına da tam olarak varamıyordum. Dünya seyahatine başladığım sırada da aklımda tur bittikten sonra yapacağım yeni seyahatler vardı. Hastalıklı bir durum. Tur bitince Sophie’yle Belçika’da vipassana denilen bir meditasyon kampına katıldık. 10 gün boyunca her şeyden ayrı kaldık. Burada kafamda bazı şeyler daha iyi oturdu. Şimdi anı tam anlamıyla keyif alarak yaşıyorum. İçimdeki hırslar kayboldu.

Yerleşik hayata dönmek sizi zorladı mı?
- İlk yıl çok zorlandık. Denizden çıkmış balık gibiydik. Kara yaşantısının farklı dinamikleri var. Bir kere sosyalsin. Etrafında başka insanlar var. Saate, randevulara bağımlısın. Hayat daha hızlı. Denizde zamanımızı aylarla hesaplıyorduk, burada diğer insanlar gibi saatlerle yaşıyoruz. İki ülkenin farklı vatandaşıyız ve nerede yaşayacağız sorusuyla karşı karşıya geldik. Maddi açıdan bir birikimimiz de yoktu. Sonuçta benim daha hızlı para kazanacağımı düşünerek Türkiye’de yaşamaya karar verdik.

Tanışıp aşık olduğunuz yer de adaydı... Yaşamak için bu yüzden mi Heybeliada’yı seçtiniz?
- Evet, ada yaşantısında bir izolasyon söz konusu. Bu duyguyu ikimiz de seviyoruz. Heybeliada’yı seçtik. Burada eski bir Rum evine yerleştik.

Burada hayat nasıl geçiyor?
- Çok güzel. Eski mesleğim olan diş hekimliğine döndüm. Seyahate çıkmadan önce de diş hekimliği yapıyordum. Toplarsam 15 yıllık deneyimim var. Babam da diş hekimiydi. Onun Kadıköy’deki muayenehanesini devraldım. Şu anda diş hekimliği yapmak da bana büyük haz veriyor. ?

Dünya seyahatinde yaşadıklarınızı anlatan “Duygularla Akmak” kitabını da beraber yazdınız değil mi?
- Evet, kitabı yazmaya yolda karar vermiştik. Sonuçta ikimiz de fotoğraf çekebiliyor, yazı yazabiliyoruz. Ama klasik bir seyahat kitabı olmasın, duygularımıza yer versin istedik. Şimdi ise yeni bir kitap kaleme aldım. Denizcilikle ilgili, daha teknik bir kitap. 3 yıl boyunca yaşadığım deneyimlerden denizciler de faydalansın istedim. Ama sadece denizciler değil ilgisi olanlar da bu kitabı okusun diye teknik terimleri olabildiğince az kullandım. Ocak’ta baskıya girecek.

ÇOCUKLARIMIZ OLUNCA KUTUPLARA GİDECEĞİZ

Peki tekneniz Mardek’e n’oldu?
- Dönünce bir yıl Kalamış Marina’da kaldı. Sonra karada durmasına gönlüm razı olmadı. Başkaları da ondan faydalansın istedim. Sattık. Mardek yine hayatımızı kurtardı. Maddi açıdan bize büyük destek oldu. Hayatımın önemli bir bölümü onunla geçti, ona çok şey borçluyum.

Yeni bir tekne almak ister misiniz?
- Mardek 9 buçuk metreydi. Dünya turu yaparken 14-15 metrelik daha büyük bir teknenin hayalini kuruyordum. Planı bile hazırdı. Ama bu isteğimi biraz erteledim. Sophie’yle gelecek planlarımız arasında çocuk yapmak da var. Çocuklarımız olunca büyüyüp, kendilerini koruyabilecek yaşa gelince onlarla iki kamaralı bir tekneyle kutuplara gitmek istiyoruz. Birinde biz, diğerinde onlar kalacak.

Teknede yaşamanın en çok neyini özlüyorsunuz?
- Saatle, cep telefonuyla yaşamamayı özlüyorum. Arada bir karşımıza çıkan muhteşemlikleri özlüyorum. Paraya önem vermeden huzur içinde yaşamayı özlüyorum

NİKAHIMIZI YUNUSLAR KIYDI

Resmi olarak Belçika’da evlendik. Ama ben bunun tarihini hatırlamıyorum bile. Çünkü bizim asıl evliliğimiz Fransız Polinezyası’nda deniz altında yaptığımızdı. Yunuslar şahidimizdi ve birbirimizi karı koca ilan ettik. Zaten resmi olarak evlenmeden de birbirimizi “eşim” diye tanıtıyorduk etrafımıza. Resmi evliliği ise pratik nedenlerden dolayı yaptık. Sonuçta iki ayrı ülkenin vatandaşıyız. Vize problemimiz kalmadı.

İYİ Kİ YAPMIŞIM DİYORUM

Sophie, Türkiye’de yaşamaya alışabildiniz mi?
- Evet, burayı çok seviyorum. Daha önce Türkiye’ye gelmiş, İstanbul ve Kuşadası’nda iki gün kalmıştım. O zaman bir seyahat teknesinde fotoğrafçı olarak çalışıyordum.

Ülkeniz Belçika’yı özlüyor musunuz?
- Zaten 3 ayda bir gidiyor, bir-iki hafta kalıp geliyoruz. Ailemle hasret gideriyorum.

Türkçe öğrenebildiniz mi?
- Birkaç ay kursa gittim. Derdimi anlatabiliyorum.

Okyanusun ortasında bir adamla tanışıp, ona aşık oldunuz, teknesine binip onunla 3 yıl dünya turu yaptınız, sonra da gelip ülkesine yerleştiniz. Şimdi geriye bakınca iyi ki yapmışım diyor musunuz?
- Çok iyi yaptım. Asıl hayatım onunla başladı diyebilirim.

Siz nasıl geçiriyorsunuz hayatınızı?
- Fransızca bir roman yazıyorum. Çalışmıyorum ama sıkılmıyorum da. Zaten yaşadığımız yer bizi mutlu ediyor.

Kaynak:

GezginGezgin
Şehirde kalanlara bayram için 20 öneri
En İyi
Türkiye’nin en güzel 10 nehri