TÜSİAD Başkanı Bilecik: Batı ve AB ile ilişkilerimize daha fazla özen göstermeliyiz

Güncelleme Tarihi:

TÜSİAD Başkanı Bilecik: Batı ve AB ile ilişkilerimize daha fazla özen göstermeliyiz
Oluşturulma Tarihi: Kasım 17, 2018 13:02

TÜSİAD Başkanı Bilecik: Batı ve AB ile ilişkilerimize daha fazla özen göstermeliyiz

Haberin Devamı

Hüseyin BOZOK/HATAY, (DHA)- TÜRKONFED; Girişim ve İş Dünyası Zirvesi'nin 22'ncisini, 'Güçlü İşletmeler, Güçlü Ekonomi' temasıyla Hatay'da gerçekleştirdi. Zirveye, TÜSİAD Başkanı Erol Bilecik de katıldı. Bilecik, "Demokrasi, hukuk devleti, kurallara dayalı piyasa ekonomisi ve sosyal kalkınma hedeflerinin başarılabilmesi ve ekonomimizde son dönemde yaşanan sorunların çözümü için Batı ve AB ile ilişkilerimize daha fazla özen göstermemiz gerekiyor" dedi.
29 federasyon ve 244 dernek üzerinden 25 bin iş insanı ve 40 bine yakın şirket ile Türkiye'nin 'gönüllü ve bağımsız' en büyük iş dünyası örgütü olan Türk Girişim ve İş Dünyası Konfederasyonu (TÜRKONFED), Doğu Akdeniz Sanayi ve İş Dünyası Federasyonu (DASİFED) ev sahipliğinde 22'nci Girişim ve İş Dünyası Zirvesi'ni düzenledi. 'Güçlü İşletmeler, Güçlü Ekonomi' temasıyla düzenlenen zirvede, TÜRKONFED Başkanı Orhan Turan, TÜSİAD Başkanı Erol Bilecik, DASİFED Başkanı Faruk Ekinci, Hatay Büyükşehir Belediye Başkanı Lütfü Savaş ile birçok kentten iş insanları ile bir araya geldi.
TÜRKİYE YÜZÜNÜ BATIYA DÖNMELİ
TÜSİAD Başkanı Erol Bilecik, zirvede yaptığı konuşmada, dünyanın küreselleşmenin iyi yönetilememesinden kaynaklanan bir siyasi kriz ve beraberinde de toplumlarda artan bir kutuplaşma yaşadığını belirtti. Bilecik, şöyle konuştu:
"Biz, dünyada yaşanan küresel kriz dönemlerinin getirdiği tıkanıklıkları, kendi yaşadığımız tıkanıklıklar için bir mazeret olarak görmüyoruz. Çünkü mazeret, yetersizliğin itirafıdır. Bir şeyi gerçekten yapmak isteyen bir yol, istemeyen ise mazeret bulur. Demokrasi, hukuk devleti, kurallara dayalı piyasa ekonomisi ve sosyal kalkınma hedeflerinin başarılabilmesi ve ekonomimizde son dönemde yaşanan sorunların çözümü için Batı ve AB ile ilişkilerimize daha fazla özen göstermemiz gerekiyor. Kısaca; Türkiye, yüzünü Batı'ya dönmelidir. 'Dil, ağrıyan dişe gider' misali son zamanlarda, konu hep aynı yere geliyor. Dönüp dolaşıp ekonomimizi konuşuyoruz. Çünkü, ekonomimizde ağrı var ve ekonomideki ağrı ihmale gelmez. Ağrı, bazı şeylerin doğru gitmediği anlamında bizi uyarır. Ekonomimiz halen ciddi zorluklar içerisinde. Cumhurbaşkanımızın da bahsettiği nakit sıkışıklığı hemen her sektörde hissediliyor. Ekonomimiz artık dış kaynağa eskisi kadar rahat ve ucuz erişemiyor. Artık krediler hem çok maliyetli hem de kredilere ulaşmak çok zor. Tahsilatlar zorlaştı, vadeler giderek uzuyor. Art arda gelen konkordatolar, alacaklı şirketleri zor durumda bırakıyor. Şirketler arasında da maalesef güven bunalımı oluştu."
REFORM TAKVİMİ ÇAĞRISI
Türkiye'nin zorlu dönemin üstesinden gelmek için yapısal sorunlara odaklanması ve hiç vakit kaybetmeden bir reform takvimi oluşturması gerektiğini vurgulayan Bilecik, şunları kaydetti:
"Ekonomide gürlediğiniz kadar, yağmanız lazım. Zaman artık aksiyon zamanıdır. Verimlilik artışlarıyla büyümenin desteklenmesi ve yatırım ortamının iyileştirilmesi için işgücü, vergi, eğitim, inovasyon ve dijitalleşme alanlarında kendimizi geliştirmeliyiz. Türkiye ekonomisinin dijital çağın şartlarına uygun teknolojiye, rekabet gücü yüksek sanayi ve hizmetler sektörüne ve modern bir tarım sektörüne ihtiyacı var. 'Kendini sağlam bilen hastanın tedavisi yoktur; ekonomimizi ayağa kaldırmak için sorunlarımızı kabul edip çaresine bakmalıyız. Kalkınmayı esas alan bir perspektifle serbest piyasa ilkelerinden taviz vermeden, ekonomimizi yeniden ayağa kaldırmamız gerekiyor. Bunun yolu en başta şeffaf, uzlaşmacı, adil ve demokratik bir toplum olmaktır. Güçlü bir ekonominin olmazsa olmazı, güçlü bir demokrasidir. Ekonomik reformlarla eşzamanlı olarak demokratik açılımlar, ifade ve basın özgürlüğünün sağlanması ve özgürlük alanlarının genişletilmesi bu nedenle önemlidir. Ekonomisi ve demokrasisi güçlü bir ülke olmak, şüphesiz hepimizin ortak vizyonudur ve hızla hayata geçirilmelidir. Çünkü, Edison'un sözleriyle 'Hayata geçmeyen vizyon, halüsinasyondur'. Ülkemizin bilimsel, toplumsal, ekonomik ve demokratik alanda en gelişmiş seviyeye ulaşmasının taşıyıcı gücü, nitelikli eğitimdir. 'Daha iyi olmaya çalışmayan, iyi olarak da kalamaz.' İnsanımızın yetkinliğini bilimsel temelli bir eğitimle artırmalıyız. Gençlerimizi 21'inci yüzyıl becerileriyle donatmak, analitik, özgür ve yaratıcı düşünme başta olmak üzere, bilgi çağının gerektirdiği becerileri önceliklendirmek, bizi bambaşka bir noktaya taşıyabilir. Çağdaş bir eğitimle, güçlü bir gelecek hayal değil. Çünkü eğitim, insanları değiştirir; insanlar da dünyayı."
TURAN: EKONOMİ, DIŞ POLİTİKADA SİLAH OLARAK KULLANILIYOR
Dünyada büyük bir değişim ve dönüşümün sancılarını yaşandığını, Türkiye'nin ise dış politika, siyaset ve ekonomide sıkıntılı bir dönemden geçtiğini anlatan TÜRKONFED Başkanı Orhan Turan ise şu değerlendirmeyi yaptı:
"Aynı zaman diliminde, birbirinin içine geçen ve aynı yöntemlerle çözümlenemeyecek bir sorun yumağı oluşuyor. Enerjimizi en kolay çözeceğimiz alana yönlendirip, sorun yumağını bir ucundan tutarak çözebilir, ekonomiye odaklanabiliriz. Dış politika alanında, Trump'la birlikte dünyada yeni korumacı tedbirler çağı da başladı. Ülkeler arasında ekonomik faaliyetlerin, dış politikada bir silah olarak kullanıldığını da gördük. Ticaret savaşları ile başlayan, Rusya, Çin ve İran'a uygulanan ambargolarla devam eden sürecin, küresel ekonomi üzerinde sarsıcı etkileri kaçınılmaz. 'ABD-Suriye-mülteci sorunu-AB' zincirinde, sorun alanlarını, içe kapanarak değil, diplomasiye şans tanıyarak çözebiliriz. Siyaset alanında Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile köklü bir değişiklik yaşanıyor. İlgili kurulların, bürokrasinin ve içtihatların oluşması zaman alacak gibi görünüyor. Referandum öncesi söylediğimiz, bugün de geçerli. Bu mekanizmanın oluşturulmasında sadakat değil liyakatin esas alınması ve kapsayıcı bir anlayışın hakim kılınması ülkemizin ulusal çıkarlarına da hizmet edecektir."
ENFLASYON AÇIKLAMASI
Dış politika ve siyasette yaşananların etkisinin son yıllarda ekonomide yoğun hissedildiğini kaydeden Turan, şöyle dedi:
"Yüksek, faiz, döviz kuru, enflasyon, cari açık, işsizlik gibi kronik sorunları çözmek için, zamanında adım atmak, hızlı ve doğru reaksiyon vermek, inanın çok önemli bir avantaj sağlıyor. Merkez Bankası'nın yüksek faiz artışından sonra TL'deki toparlanma, ABD ile ilişkilerin düzeleceğine ilişkin beklentilerin kuvvetlenmesi ekonomimizde bir rahatlama yarattı. Ancak, tüm yıla baktığımızda, kırılgan ekonomiler olarak değerlendirilen ülkeler arasında TL'de yüzde 40'ın üzerinde bir değer kaybı da sürüyor. 'Enflasyon-faiz-kur' sarmalından geçici pansumanlarla değil ancak kalıcı reformlarla çıkmak mümkün. Yeni Ekonomi Programı'nın gerçekçi hedeflerinin başarısı, nasıl uygulanacağının ve hangi aksiyonların alınacağının ortaya konmasıyla güçlenecektir. Enflasyonla mücadele uzun süren kararlı politikalar gerektirir. 2001 krizi sonrası yüzde 70'lere gelen enflasyonu ekonomik ve demokratik reformlarla, AB üyeliği çıpasının direnciyle tek hanelere düşürdük."
Turan, yerel seçim öncesi kamu maliyesine yük getirecek uygulamalardan kaçınılması gerektiğini belirterek, sözlerini şöyle tamamladı:
"Yerel seçim sathına girdiğimiz şu günlerde kamu maliyesine ek yük getirecek uygulamalardan uzak durmalıyız. Bütçe açığımız geçen yıldan bu yıla ilk 9 ayda 25 milyar TL artış gösterdi. Geçen sene yüzde 12 olan tüketici enflasyonu ise yüzde 25,2'ye yükseldi. Bu tablo, sıkı para ve maliye politikasının sabırla yürütülmesi gerektiğini ortaya koyuyor. Serbest piyasa ekonomisiyle çelişkiler yaratacak uygulamaların, sorunun çözülmesinden çok ötelenmesine neden olduğunu unutmamalıyız. 'Enflasyon-faiz-kur' mücadelesini dayanıklı kılan güç, reformların yaratacağı güven olacaktır. Güven duygusunun, küresel ekonomide çok önemli bir kaldıraç olduğunu hatırlatmak isterim. ÜFE ve TÜFE arasındaki makasın açılması üretim tarafında maliyet baskısı yaratırken, tüketici tarafında da yüksek bir gerilim hattı oluşturdu. İşsizlik oranının artmaması için ortalama yüzde 4-5 arası büyümek mecburiyetinde olan ülkemizin, YEP'in de öngördüğü gibi bir dengelenme sürecine girdiğini görüyoruz. Olağanüstü bir gelişme olmazsa yüzde 2,5 ile 3 arasında bir büyüme patikasında bu yılı kapatacağız. İhracat gücümüzün pozitif katkısına her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyacağımız bir döneme girdik. Son 2 aydır cari fazla vermemiz memnuniyet vericidir. Cari fazlayı, dış ticaret hacmini artırıp, yüksek teknolojili üretim ve yüksek katma değerli ihracata dönüştürerek, kaliteli ve sürdürülebilir kılabiliriz. Bu dönemde krizlere direnciyle tanınan iş dünyamız da riskleri, üretim ve yatırım için fırsata dönüştürecektir."

FOTOĞRAFLI

Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!