ANKARA HABERLERİ

Operada performansa dayalı sistem şart

Haşim KILIÇ
05.04.2018 - 16:50Son Güncelleme :

Operada sanatsal rekabet olmadığını kaydeden Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürü Murat Karahan, “Rekabetin olmadığı yerde ilerleme olmaz” dedi. Karahan, performansa dayalı bir sistemin getirilmesi gerektiğini söyledi.

Haşim KILIÇ

Devlet Opera ve Balesi (DOB) Genel Müdürü Murat Karahan, ‘1309 sayılı Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü’nün Kuruluşu Hakkındaki Kanun’un zamanın gerisinde kaldığını ve mevcut sistemin değişmesi gerektiğini vurguladı. Performansa dayalı bir sistemin getirilmesi gerektiğini belirten ünlü tenor Murat Karahan, “Mevcut sistemde sanatsal rekabet yok. Rekabetin olmadığı yerde ilerleme olmaz. Operada başrol oynayan da, arkada sadece bir mektup verip çıkan da aynı maaşı alıyor. Bunun değişmesi lazım” dedi. Karahan, Hürriyet Ankara’ya özel açıklamalar yaptı.

Operada performansa dayalı sistem şartGenel müdürlük makamına alışabildiniz mi?

Siyaset kökenli bir aileden geliyorum. Rahmetli İsmet Sezgin benim dayım. Dayımın yanında ben çok gezdim. İşin bürokratik kısmını çok yabancılamadım. 15 yıldır da zaten Ankara Operası’ndayım. Çok büyük bir adaptasyon yaşamadım. Biz de devlet görevi kutsaldır. Devletiniz, bakanınız size bir görev vermiş, o andan itibaren o görev herşeyin üstündedir. Bu işin sanatsal ve bürokratik olmak üzere iki boyutu var. Sanatsal kısmı istediğimiz boyuta getirebilmek için işin bürokratik kısmının da, verimli çalışması gerekiyor.

Size göre Devlet Opera ve Balesi’nin en büyük sorunu nedir?

Altı tane operası olan bir ülkeyiz. Bu bizim için büyük bir şans. Aslında hatırı sayılır da bir bütçemiz var. Bunu en verimli, efektif nasıl kullanabiliriz, nasıl daha yararlı olabiliriz, bunun peşindeyiz. Bizim 1309 sayılı kuruluş yasamız zamanın gerisinde kalmış bir yasa. 48 yıl öncesinin standartlarıyla bugünün standartları aynı değil. Çağı yakalayan, sanatçıyı üretmeye teşvik eden, sanatçıyı sanat yapmaya teşvik eden ve sanatçıların arasında da adaletli bir sistemi oluşturan revizyona ihtiyacımız var. Bu hedeflerimden biri.

Şöyle bir örnek vereyim: Opera eseri düşünün. Tosca mesela. Adam ‘Cavaradossi’ söylüyor. Başrol yani. Çalışmış, ezberi yapmış, bütün yükü tek başına almış, seyircinin karşısına tek başına çıkıyor, temsilini yapıyor. Aynı temsilde koroda bir arkadaş, onun sorumluluğu çok daha az. Ya da başka bir solist arkadaş, rolü, mektup verip çıkıyor. Ya da orkestrada zil çalan, kemanın en arka rahlesinde oturan arkadaş…  Kim olursa olsun ay sonunda gidiyoruz, aynı parayı alıyoruz. Dünyanın hiçbir ülkesi, hiçbir toplumu ve opera evinde böyle bir sistem yok. Eşit işe eşit maaş olması gerekirken, ayrı işe eşit maaş durumu var.

Biz de ayrıca insanları atıl halde bırakan kadrolar var. Ben Devlet Opera ve Balesi’nin kadrolu sanatçılarının olmasının taraftarıyım ama öyle bir kadro vermeliyiz ki, kadronun öyle dinamikleri olmalı ki, adam o kadroyu aldıktan sonra kendini yine ayakta tutabilmek için çalışmalı. Mevcut sistemde ‘Ben çalışmasam da benim param yatıyor’ diyor. Hadi o yatıyor, o yattığı için onun yerine sözleşmeli genç sanatçıları getiriyoruz. Üçte bir maaşına köle gibi çalıştırıyoruz. Şimdi burada adalet var mı? Ankara Devlet Opera ve Balesi’nde klasik balenin yüzde sekseni sözleşmeli. Bu çocukları, o şartlar altında çalıştırıyoruz ama kadrolu sanatçıları çalıştıramıyoruz. Sistemin içinde tıkanmalar var. Onlar kadroda durduğu için yerine kadro da alamıyorum, sözleşmelilerin de hakkını veremiyorum. Daha fazla hak ediyor çocuklar ama hiç hak etmeyen adam maaş alıyor oturduğu yerden, bankamatik memuru. Devletin parası buraya gidiyor. Orta ve kısa vadede bu sistemle operayı kalkındırmamızın imkanı yok. Biz kendimiz bu sıkıntıları tespit edip Bakanlığa bu yasayla ilgili revizyona gidilmesi konusunda başvuru yapmak, operayı çok daha işlevsel hale getirmek istiyoruz.

Bu önemli bir amaç benim için.

Ben Bolşoy’dan Viyana’ya, Napoli’den Berlin’e dünyanın bütün büyük operalarında çıkıyorum, böyle bir sistem yok. Belki o zaman sanata ve sanatçıya ilgiyi çekmek için o sistem teşvik edildi ama bugün işlemiyor. Sanatsal rekabet yok. Rekabetin olmadığı yerde ilerleme olmaz ki. Burada ben polemiklere de girmek istemiyorum. Bakanlığa bu konuda bir temayülümüz olduğunu ilettik. Bunu daha sonra resmi olarak da ileteceğiz. Bu bizim tespitimiz. Operada gerçekten çalışan, emek veren, üretmek isteyen herkesin ortak sesi. Türk operasını bir adım öteye taşımaya çalışan bu kurumdaki birçok insanın sesi, ben onların adına konuşuyorum.

Operada performansa dayalı sistem şartGeçtiğimiz günlerde yaptığınız besteciler toplantısı nasıl geçti? Ne gibi kararlar alındı?

Çok önemli bir adım atıldı. Çünkü milli, bizim kültürümüze ait olan opera eserleri yaratmak istiyoruz. Milli unsurları içeren, halkın anlayabileceği yalınlıkta yazılan eserler yapmak istiyoruz. Bugüne kadar yazılmış çok önemli eserlerimiz ve müziklerimiz var. 2018 yılındayız ve yeni bir yol çiziyoruz. Diyoruz ki, ‘Yeni Türk Operası.’ Bu yeni Türk operasını şöyle değerlendirebiliriz; ‘Sanat sanat için değil, sanat halk için.’ Belki sanatı bu sefer halk için üreteceğiz.

Harika bir sinerji oluştu. Benim yapıcı tavrımı büyük ustalarımız çok iyi anladı. Muammer Sun, Yalçın Tura, Timur Selçuk gibi hocaların katılımı bizi çok yüreklendirdi. Ayrıca şimdi bir de genç ve orta jenerasyon da var. Gördüğünüz aslında buz dağının görünen kısmıydı. Tarihleri uymayan, gelemeyen çok fazla besteci vardı. Biz Yeni Türk Operası olarak yeni bir hareket başlatıyoruz. Herkesin düşüncesi, bestesi ve eserleri önemli. Los Angeles’tan Oscar adaylığı olan Rahman Altın da var bu toplantının içinde. O gün orada olmayan ama toplantının içinde olan çok değerli arkadaşlarımız var.

Bundan sonraki süreçte benim başkanlığımda kurul kurulması ve çalışmalar yapılması yönünde bir sonuç bildirgesi oluşturduk. Türk halkına çok sesli müziği sevdirmek için yerelden beslenen eserler yaratmak istiyoruz. Benim daha önce yaptığım Zeki Müren konserleri vardı. Çıkış noktası çok sesli müzik. Bizim çok sesli müziği halkımıza sevdirmemiz gerek. Doğru yapıldığı ve üretildiği zaman herkese ulaşabilirsiniz. Çok sesli müziği önce türkülerimizle, Zeki Müren şarkılarımızla halkın kulağına alıştırmamız gerekiyor. Türk opera beste ve libretto yarışması düzenlemeyi planlıyoruz. Dereceye girenlere ödül ve uygun bir müdürlükte sahnelenmesi gibi projelerimiz var. Okullardan başlayarak çok sesli müziği yaygınlaştırmak için çalışmalar yapmak istiyoruz.

Yurt dışında çok fazla konser veriyorsunuz? Genel Müdürlük görevi, bu programları aksattı mı?

Hiç aksatmadı. Bu konuda bakanlığımızın bana çok büyük desteği var. Ben müdür olduktan sonra Bolşoy’a gittim. 7 gecede 4 temsil yaptım. Bu da tarihe geçecek ayrı bir durum. İki eser La Traviata ve Manon Leskaut temsilleri yaptım. Sonra Berlin’e gittim. İl Travotore söyledim. Viyana’da Macbeth söyledim. Bu periyod içinde Helsinkiye gideceğim. Yine Berlin var ve Palermo’ya gideceğim. Ardından Arena di Verona’da sahne alacağım.

Yurt dışında sahne almak nasıl bir duygu?

Çok büyük bir mutluluk ve heyecan. Ben oraya bir Türk sanatçı olarak çıkıyorum. Bolşoy Tiyatrosu’nun web sitesinde Türk tenor Murat Karahan, Ankara, Türkiye, Ankara Devlet Opera ve Balesi yazıyor. Ülkemin tanıtımını yapıyorum. Bu çok önemli. Ülkesini, milletini ve devletini çok seven bir sanatçı olarak buralarda olmak büyük gurur veriyor. İnsanlar hem Türk tenor Karahan’ı hem de Devlet Opera ve Balesi Müdürü olarak beni alkışlıyor.

Ankara Operası’nda yapılacak tadilat çalışmalarından bahseder misiniz?

Ankara Operası tadilata girdi. Ekim ortası gibi sezona yetişmiş olacağız. Havalandırma ile ilgili sıkıntılar vardı. 1948 yılından kalma bir bina ve ciddi sıkıntılar mevcut. Yüksek standartlarda temsil izleme ve sanatçılar için de daha konforlu bir temsil yapma imkanı sağlayan standartlara kavuşacak.

Operada performansa dayalı sistem şartAnkara’da yeni bir opera binası ihtiyacı konusunda ne düşünüyorsunuz?

Ankara’da yeni bir opera binasının olması en büyük hayalim. İstanbul’daki yeni AKM binasıyla dünya operasında şampiyonlar liginin en önemli oyuncularından biri haline geleceğiz. Çok muazzam bir salon yapılıyor. Tekniği, akustiği, döner sahnesiyle muazzam bir opera binası. Ona sahip olabileceğimiz için çok şanslıyız. Başta Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere emeği geçenlere teşekkür ediyoruz. Çünkü dünya şehri olan İstanbul, hak ettiği bir opera salonuna sahip olacak. Keşke burada da böyle bir sahnemiz olsa. Sayın Cumhurbaşkanımız sanatın ve sanatçının dostudur, bunu her zaman dile getirir. O yüzden mutlaka bir şekilde kısa veya orta vadede Ankara’da da böyle bir adım atılacağına ben yürekten inanıyorum. Külliye’nin içindeki opera binası muazzam bir bina. Şu an opera temsili yapılmıyor ama ileride belki biz de temsil yapma şansına nail oluruz.

Seyircinin operaya ilgisi konusunda ne düşünüyorsunuz?

Önümüzdeki ay boyunca neredeyse bütün eserlerimiz kapalı gişe. Bu çok hoş bir şey. Daha büyük salonumuz olsa, daha geniş kitlelere ulaşabiliriz. Doğru şeyi yaptığınız zaman izleyici sizi yalnız bırakmaz. Halkı gözetmeniz lazım. Gelen izleyici mutlu olsun, oradan mutlu ayrılsın diye bunu yapıyoruz. 19 Nisan’da Zorba Balesi’ni Congresium’da 3200 kişilik salonda sahneleyeceğiz. Seyirciden bu yönde yoğun bir talep geldi. 550 kişilik salonda izdiham oluyor, 3200 kişilik salonda da biletler tükendi.

Anadolu’ya açılma projelerinizden bahseder misiniz?

Ulaşabildiğimiz her yere gidiyoruz. Zaten hali hazırda Trabzon, Eskişehir, Gaziantep gibi şehirlerimizde opera ve bale günleri, festivalleri düzenliyoruz. Buralara beş kez gidiyorsak benim zamanımda bu 10 olacak. Daha fazla kişiyi, çok sesli müzikle buluşturacağız.

2018 Troya Yılı nedeniyle hazırladığınız bir proje var. Detayları nedir?

2018 Troya Yılı nedeniyle bakanlığın talimatıyla projeler gerçekleştiriyoruz. Oratoryo formatında bir temsil hazırlıyoruz. Bujor Hounic yazıyor. Bunu büyük bir şova dönüştüreceğiz. 254 kişilik bir sanatçı grubu var. 70 kişilik orkestra, 110 koro, 70 dansçı, 15 solist. Ankara üzerinden diğer bölgelerin desteğini de alarak yapacağız. Bunu teknolojinin de nimetlerini kullanarak çok farklı bir boyutta gerçekleştireceğiz. Sahne şovları, 3 d mapping teknikleriyle görsel bir şölen sunacağız. Ekim ayında prömiyeri Ankara’da yapılacak. Congresium’da ya da Cumhurbaşkanımız himayesinde Külliye’de yapabiliriz.

Festivallerle ilgili ne gibi çalışmalar yapıyorsunuz?

Devlet Opera ve Balesi’nin çok önemli festivalleri var. Bu festivalleri, marka değeri yaratmak için uluslararası festivalin hakkını verecek prodüksiyonlarla taçlandırmamız gerekiyor. Bununla ilgili çalışmalarımız var. Çük büyük sürprizler olacak yakında ilan edeceğiz. Dünyaca ünlü grupları, İstanbul ve Aspendos Festivallerinde sanatseverlerle buluşturacağız. Türkiye tarih açısından cennet. Her yerde antik kentler çıkıyor. Oralarda konserler, temsiller yapmak istiyoruz. Hem oranın hem opera ve balenin tanıtımını yapmak istiyoruz. Elimizdeki festivalleri marka haline getirmek için çalışacağız.

 

Operada performansa dayalı sistem şartCARMEN’DE SAHNEDE

Murat Karahan, 7 Nisan’da prömiyer yapacak olan Carmen Operası’nda Don Jose rolüyle izleyici karşısına çıkacak.

Operada performansa dayalı sistem şartİSTANBUL’U MARKA YAPMAK İSTİYORUZ

Yeni AKM yapıldıktan sonra İstanbul operasının kurulmasıyla ilgili bir hayalim var. Nasıl insanlar Moskova’ya Viyana’ya gittiklerinde şehri gezip bir de bilet bulabilirlerse İstanbul’da da, Topkapı ve Boğaz’ı gördükten sonra İstanbul Operası’nda temsil izlemeliler. Bu marka değerini yaratmak istiyoruz.

 

Yasal Bilgilendirme

Ankara haberleri Hürriyet yerel haberler sayfasında. Haber ajanslarının Ankara ilinden Operada performansa dayalı sistem şart hakkında ilettiği tüm haberler hurriyet.com.tr farkı ile sizlere ulaştırılıyor. Bu haber ilk olarak 05 Nisan 2018 tarihinde saat 16 50’de yayınlandı. Son dakika gelişmesi oldukça Operada performansa dayalı sistem şart haberi güncellenecektir.



ANKARA NAMAZ VAKİTLERİ

14 Nisan 2018, Cumartesi
  • İmsak
    04:37
  • Guneş
    06:06
  • Öğle
    12:55
  • İkindi
    16:35
  • Akşam
    19:32
  • Yatsı
    20:55
Sayfa Başı