Yer adlarının değiştirilmesiyle Ergenekon’un ne ilgisi var

Kürt Açılımı’nın önemli ayaklarından biri de yerleşim/coğrafi isimlerinin eski adlarına döndürülmesi. Bitlis Güroymak İlçesi’nin eski adı Norşin, Ermenice çıktı. Peki değiştirilmesi istenen diğer yer adları hangi dilden? Yer isimlerinin Kürtçe olduğu için mi değiştirildiği sanılıyor? Diğer yandan yer adlarıyla ilgilenenler Ergenekon Soruşturması kapsamına alınabilir mi? Ne ilgisi mi var? Sanıyorum siz Ergenekon 3’üncü İddianamesi’ni okumadınız? Gelin, bu karışık gibi gözüken olayları bir yazıda toplamaya çalışalım...

Haberin Devamı

ÖNCELİKLE iki olgudan bahsetmeme izin veriniz:

Tarih çalışmalarının olmazsa olmazlarından biridir; dilbilim.

Dilbilimin olmazsa olmazı İsimbilim’dir. (Onomastics, Onomastique, Onomasiologie, Onomasiology...).

İsimbilim’in olmazsa olmazı ise Yeradıbilim’dir. (Toponymie, Toponymy, Toponomastique...)

Kökenbilim’e (etimoloji) filan
girerek konuyu dağıtıp kafaları karıştırmayalım.

Hemen ikinci olgumuza geçelim:

Ergenekon 3’üncü İddianamesi diyor ki:/images/100/0x0/55eaaf0af018fbb8f8901a78

İsimbilim çalışmaları yapılarak, halkın kafasında kuşkular yaratmak hedeflenmiştir.

Bu iddianame aslında, Türkiye’nin “düşünsel grafik oku”nun ne derece hızla aşağıya doğru gittiğini göstermektedir.

Haberin Devamı

Bu iddia bilim felsefesine aykırıdır.

Kafada kuşku/soru olmadan bilim yapılamaz.

Kuşkunun/sorunun olmadığı toplum dogmatiktir.

İnsanlık tarihinde kuşku yaratan/soru ortaya atanlar ortaçağ Avrupa’sının engizisyon mahkemelerinde yargılanmışlardır.

Ortaçağ, düşünmeyi unutmanın adıdır.

Türkiye 21’inci yüzyılda ortaçağa dönmüştür.

Neden mi?..

İsimbilim ile uğraşan kişi, bugün Ergenekon 3’üncü İddianamesi’nin bir numaralı sanığıdır.

Kürt Açılımı’yla birlikte konuşulup tartışılmaya başlanan yeradıbilimi gündeme getiren kişi ise Türkiye Cumhuriyeti’nin bir numarasıdır.

Kafa karıştırıcı değil mi?

Biri müebbet ile yargılanmakta, diğeri alkışlanmaktadır.

İsimbilim yasak, yeradıbilim serbest!..

İsimbilim ırkçılık, yeradıbilim özgürlük!

Öyle mi?

Bu düşünmeyi unutmaktır; bu ortaçağdır.

Bu tespitimizden sonra madem, Kürt Açılımı’yla gündeme gelen yeradıbilimi konusunda bir serbestlik var; bu konuda bir şeyler söyleyebiliriz...

Neden değiştirildi?

Bilim ihtiyaçtan doğar.

Tarihin aşmak zorunda olduğu sorunlardan biri de geçmiş kültürlerin kullandıkları dillerdir.

İsimbilim, yeradıbilim bunun sonucunda doğmuştur.

İnsanlık tarihi boyunca yer isimleri sürekli değişmiştir. Her yeni kültür eski kültürün yer/coğrafi ismini kendi diline uyarlamıştır. Binlerce yıllık süreçte isimler değişikliğe uğramıştır.

Haberin Devamı

Ayrıca bu kültürel geçişten başka milliyetçilik ideolojisinin doğmasıyla birlikte yer isimleri değiştirilmiştir.
19’uncu yüzyılın ürünü olan bu anlayış Osmanlı’ya geç gelmiştir.

Giderek küçülen Osmanlı elindeki son parçayı kaybetmek istemiyordu.

Bu nedenle yer adlarının değiştirilmesi fikri ilk kez 1910 yılında ortaya çıktı.1913’te çıkarılan İskân-ı Muhacirin Nizamnamesi ile ilk ad değiştirmeler gerçekleşti.

Osmanlı’nın artık güvenilmez olarak gördüğü Ermeni, Rum ve Bulgarca il, ilçe, köy adları Türkçeye dönüştürüldü.

İttihatçılardan Kemalist döneme; Milli Şef’ten Demokrat Parti dönemine kadar her daim yer isimleri değiştirildi.

Bugün yapılan tartışmalara bakınca, sanki sadece 12 Eylül 1980 darbesiyle yer adlarının değiştirildiği sonucu çıkıyor ki bu hiç doğru değildir.

Haberin Devamı

Ayrıca bir parantez açmalıyım:

Elimde veri yok ama, “12 Eylül’de değiştirilen isimlerin çoğu acaba Ermenice miydi” diye düşünüyorum. Şuradan hareket ediyorum; o dönemde Kürt hareketleri güçlü değildi;
zaten sol-içi görülüyordu. Ayrılıkçı talepler hemen hemen hiç yok gibiydi. Zaten bütün sol fraksiyonlar neredeyse ezbere bağlamışlardı: “Kendi kaderini tayin hakkı.” Yani o büyük gün geldiğinde, Kürtler ne istiyorsa ona uyulacaktı!

Uzatmayalım, 12 Eylülcüler, Kürt meselesini tek başına pek tehlikeli görmüyordu. O dönemde tehlikeli gördükleri -ASALA’dan dolayı- Ermeni meselesiydi.

Bu nedenle -yazdığım gibi elimde tam listesi yok- o yıllarda değiştirilen isimlerin çoğu Ermenice adlar gibi geliyor bana. Neyse...

Haberin Devamı

Umarım değiştirilen yer isimlerinin listeleri gün yüzüne çıkarılır...

Parantezi kapatıp, değiştirilen yer isimleri konusuna dönebiliriz..

Hangi isim kime ait?

 En çok yer isimleri değişikliğinin Doğu Karadeniz ve Doğu Anadolu’da gerçekleştirildiği iddia ediliyor.

Öyle midir bilmiyorum.

Görebildiğim kadarıyla, bu iddiayı ortaya atanların meseleyi yüz yıllık bir tarih dilimi içinde ele aldıklarıdır.

Bazı çevreler hep aynı nakaratı söylüyor: “Karadeniz’de Rum, Doğu’da Ermeni ve Kürt adları değiştirildi!”

Değiştirme olayı yaşandı; kabul.

Ama değiştirilenin ne olduğu tartışma götürür.

Öyle bildik ezberci yaklaşımlarla bu iş çözülemez. Bilim siyasete kurban edilemez.

Haberin Devamı

Her işin bilimsel bir dayanağı olması gerekir. İşte burada karşımıza yeradıbilimi çıkıyor.

Yer adları alanındaki ilk kapsamlı sözlük olan Prof. Bilge Umar’ın “Türkiye’deki Tarihsel Adlar” çalışması, değiştirilen yer isimleri konusunda bizlere açıklayıcı bilgiler sunuyor.

Prof. Umar’ın bu bilimsel çalışmasını okuduğunuzda; her bir adın gösterdiği köyün, ilçenin, şehrin, dağın nehrin vb. hangi halkın dilinden geldiğini; hangi sözcük ve takılarla türetildiğini öğreniyorsunuz.

Karşınıza büyük Anadolu uygarlığını oluşturan unutulmuş diller çıkıyor: Hitit dili, Luwi dili, Thrak dili, Bithyn dili, Phryg dili, Huri dili, Urartu dili, Kelt/Galat dili vs. vs...

Yazdığım gibi, sadece neredeyse son yüz yıla bakılarak, yer isminin Ermenice, Rumca, Türkçe, Kürtçe, Süryanice, Arapça, Lazca, Gürcüce vs. olduğu sanmak hatalı olur.

Ne yazık ki bu bakış açısıyla, masa başında oturulup binlerce yılın ürünü isimleri değiştirmiş ve aslında Anadolu uygarlığını yok etmişiz.

Anlamamışlar; yer adları Rumcaya ya da Ermeniceye benziyor diye değiştirmişler. Halbuki bazı isimlerin hiç mi hiç alakası yok. Ne büyük cahillik!

Korkarım uydurulmuş Türk adları yerine şimdi de Kürt Açılımı rüzgârıyla, yine uydurulmuş Kürt adları konulacak. Ve binlerce yıllık Anadolu uygarlığı mirası bu kez yine siyasete kurban edilecek.

Anadolu’nun kendi kültürü olduğu gerçeği yine görmezlikten gelinecek...

 

İSİM DEĞİŞTİRMELERE BAZI ÖRNEKLER

 

TÜRKİYE ’de yüzbinlerce yerleşim adı var.

Bunların binlercesi ya tarihsel süreç içinde ya da masa başında oturularak değiştirildi. Kaygılar ne olursa olsun bilgisizlik sonucu değiştirilen isimler aslında uygarlıklar beşiği Anadolu kültürünün parçasıydılar./images/100/0x0/55eaaf0af018fbb8f8901a7a

İsim değişikliğiyle ilgili olarak sizlere farklı birkaç örnek derledim...

AFŞİN: K. Maraş iline bağlı ilçe merkezi. İlkçağdaki adı Arabissos idi ve yakın zamana kadar, Arabissos’tan bozma “Yarpuz” adını taşıyordu. Şimdiki Afşin adı, sanılabileceğinin tersine, ünlü Türk komutanları Afşinlerden değil, ortaçağda orada bulunan Til Khampson kalesinin adından gelmektedir.

AĞRI: Hemen her ülkede, Tevrat’ta geçen (Urartu sözcüğünden bozma) adıyla, Ararat diye bilinen yüce dağın bizdeki adıdır. Ararat; Tevrat’ın Batı dillerine yapılan çevirilerinde kullanılan uydurma bir addır. Ağrı, aslında dağın iki doruğunun adıdır. Ve kanımca Doruk anlamı Akra’dan gelir. İran’da Rey kenti kuzeybatı yakınındaki bir diğer dağın tarihsel adı, Akra Dağı’dır.

ALUT: Adıyaman ili Kahta ilçesine bağlı bucak merkezi Damlacık’ın eski adı. Sonundaki ut, Ermenice ‘lı’ anlamındaki takısı ud’u hemen akla getiriyorsa da, o dilde Alud, Alut, diye bir sözcük saptayamadım. Yararlandığım sözlükler Kürtçede dahi Alud, Alut diye bir sözcük göstermiyor.

AMANDA: Hatay ili Reyhanlı ilçesi merkez bucağına bağlı köy. Yeni uydurulan adı Beşarslan. “Amanda” adı Luwi dilinde Ama-(wa)nda öğelerinden türetilmiştir. “Ana Tanrıça Tapınıcısı” demektir.

AMİDA: Diyarbakır kentimizin ilkçağdaki adıdır. Romalılar ile İranlılar (önce Parth’lar sonra Sasaniler) arasındaki savaşım dönemini anlatan tarih yapıtlarında çok anılmıştır. Görünüşe bakılırsa bu Amida adı, Ama (Ana Tanrıça) kök sözcüğüyle, wanda/anda/ada takıntısının çeşitlemesi olan inda/ida takısından türetilmiştir. “Ama/Ma tapınıcısı” (halk) demektir.

ARDAHAN: Ermenice söylenen biçimi, Artan. Artan-Ardahan yalnız kentin değil, oradan geçen ve Gürcistan’da Kur, Kura diye anılan önemli nehrin de adıdır. Gerek Artan, gerekse Ardahan biçimlerinin aslı, yani yörenin ve ırmağın adının öz biçimi Luwi dili ardılı (Pontos ülkesinde de konuşulan) Kappadokia dilinden gelme Arda kök sözcüğüne wana/ana takıntısının eklenmesiyle “Akarsu’sal-Akarsu Ülkesi” anlamındaki “Ardana” idi.

BAJİRGE: Hakkâri/Yüksekova-Esendere’nin eski adı. Kürtçe, aslı Bajar-geh, “Kasaba Yeri”.

BARDIZ: Erzurum/Şenkaya-Gaziler’in eski adı. Ermenice Bardız “Bahçe” anlamındadır.

BEYTÜŞŞEBAP: Hakkâri merkezi ilçesi. Arapçadır. Ev anlamındaki Beyt ve Gençlik anlamındaki Şebab’tan türetilme; dolayısıyla Gençlik Yurdu anlamındadır. Bu adın Süryani dilindeki aslının Arap ağzına uydurularak değiştirildiğini de söyleyebiliriz. Beyt’in Süryani dilindeki karşılığı Bet’tir. Ayrıca Bethşeba, Tevrat’ta Hz. Süleyman’ın anasının adıdır.

BİSMİL: Diyarbakır’in ilçesi. Farsçada “Besmele çekilerek boğazlanmış hayvan” anlamına gelir. Ayrıca Zeki Velidi Togan, anayurdu Güney Moğolistan olan Basmıl adlı Türk boyunun Anadolu’ya gelip yerleştiğini belirtiyor.

CAĞALOĞLU: İstanbul kentinin tarihsel bölümünde bir semtin Osmanlı döneminde aldığı ad. Ciğala-zade’den gelir. Orada sarayı bulunan Sadr-ı Azam Cığala Zade Sinan Paşa soy yönünden Cicala ailesinden bir İtalyandı. Cicala Türk ağzında Cığala olmuştur.

CİZRE: Dicle kıyısında, Suriye sınırındaki ilçe. Baharda taşan ırmağın kasabayı ada durumunda bırakması nedeniyle Araplar, kasabaya Cezire-i İbn Ömer “Ömer Oğlu’nun Adası” adını verdiler.

DİGOR: Kars/Digorlar Kafkas halklarından Osetler’in batı grubunu oluşturan topluluktu. Özellikle Gürcistan içine yayılmışlardı.

FIRAT: Nehrin adı Akkad/Babil dilinde “Irmak” anlamını belirten “Puratu” sözcüğünden gelir. Bu ad, halk ağzında Fraat, Frat, Furat biçimlerini almıştır.

HATAY: Geç Hititler döneminde Hattena (Khattena; yani Khatti-wana; Hatti/Khatti Ülkesi).

HAVZA: Samsun’un ilçesi. Arapça Havz sözcüğünden Türkçeye çevrildi.

İMRANLI: Sivas ilçe merkezinin ilk adı Çit idi. II. Abdulhamid döneminde Hamid-Abad; sonra onun yıkılmasıyla Ümraniye oldu. Cumhuriyet ise tekrar eski adını İmranlı’yı verdi.

KAHTA: Yakın zamana kadar “Kölük” deniyordu. Kahta denilmesi hiç de yeni değildir. Ortaçağ tarihçilerinden Urfalı Matthaeos’un Vekayi-namesinde Hartan; Süryani Mikeal’in yapıtının Ermenice çevirisinde Gakhta; aynı yapıtın Süryanice aslında Gaktay; Bar Hebraeus’un Süryanice eserinde Gakhti; Arap tarihçilerinde Kahta olarak anılır.

KARABEGAN: Elazığ/Palu-Arıcak’ın eski adı. Görünüşte Türk ve Kürt karışımı “Karabeyler” anlamındadır.

KELKİT: Her ne kadar tarihçi Wittek “Yer Adları” eserinde, “Kelkit ırmağının ilkçağda Helen ağzına uydurulmuş adı Lykos, Helen dilinde ‘Kurt’ anlamına geldiği için Ermeniler bu adı kendi dillerine çevirerek ırmağa Gail-Get, Kurt Irmağı dediler” diye yazsa da yanılıyor. Çünkü Kelkit yöresinde ilkçağda bir Kelkit halkının yaşadığını biliyoruz.

LİCE: Adı Türkçe Ilıca sözcüğünden bozma gibi görünse de dilbilimci Herzfeld’e göre ilkçağda kullanılan bir addan ileri gelmektedir.

MARDİN: Tarihçi Plinius, Nisibis/Nusaybin yöresinde Mardani adlı bir Arap kabilesinin yaşadığını söylüyor.

MİDYAT: Helenistik çağda Seleukos’lar devletinin yöreye egemenliği döneminde var olduğu ve Medeat adını taşıdığı biliniyor. Süryani kültürünün en önemli tarihsel merkezlerinden.

SİİRT: Dilbilimci Herzfeld’e göre, İran’da Arbela/Erbil yöresine de yayılmış olan ve Dareios zamanından kalma yazıtlarda Asagrta diye anılan halkın adından gelmektedir. Bu halkın daha önce Urumiye Gölü doğu yakınlarında Tebriz ile Zencan arasında varlığı Asur belgelerinde anılıyor. Halktan Zikirtu, Zikirtiya diye söz ediliyor. Ermeni dilinde Sgerd diye geçiyor.

SİVEREK: İran dilinin “kara yıkıntılar” anlamında bir sözcüğü iken, Ermeni ağzında Sevaverak, Süryani ağzında Şebhabherak, Türk ağzında Siverek olmuştur.

Aslında örnekleri uzatmaya gerek yok.

Görüldüğü gibi, aslında yer isimleri tarihsel süreçte uygarlıkların farklı okuyuşları/ağızlarıyla değişim geçiriyor.

Yani her yeni kültür, eski kültürden kalma tarihsel coğrafya adlarını kendi dilinin fonetiğine uyduruyor.

Bu öylesine bir değişimdir ki, bugün Türkçede hiç anlamı olmayan birçok yer ismi artık dilimize yerleşmiştir. İzmir, Manisa, Adana, Edremit, Ladik gibi...

Prof. Bilge Umar diyor ki:

“Türkiye’nin en eski tarihsel adları üzerine yapılacak araştırmanın sağladığı bilgi, şu ya da bu höyükte yapılan arkeolojik kazıyla ortaya çıkarılan buluntuların
sağladığı bilgiden daha az önemli değildir. Diğer bir söyleyişle, tarihsel adların arkeolojisi, kazıdan buluntu çıkarmaya ve bunları yorumlamaya dayanan kazı arkeolojisi kadar önemli, verimli, öğretici bir bilimsel çalışma alınıdır.”

Özetle; bizi büyük ayıbımızdan kurtaracak her değişime açık olmalıyız. Ancak bunu yaparken rüzgâra da kapılmamalıyız...

 

Yazarın Tüm Yazıları