"Mehmet Y. Yılmaz" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Mehmet Y. Yılmaz" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Mehmet Y. Yılmaz

Yeni yüzler, yeni sözler gerek

UZUN süredir beklenen DP-ANAP birleşmesi gerçekleşti. Gazeteler, bu birleşmeyi “merkez sağda birleşme” şeklinde yorumluyorlar.

Her iki parti de oylarının çök büyük bölümünü AKP’ye kaptırmıştı. Son iki seçimin sonuçları bunu açıkça gösteriyor.

Parti sözcülerinin demeçlerine bakılırsa şimdi bu oyların geri alınabileceği hesaplanıyor.

Siyasette böyle hesaplar her zaman tutmaz. Bunun şartları vardır.

Önce bu oyların her iki partiden neden koptuğunun doğru teşhis edilmesi gerekir ki bugüne kadar okuduğum demeçlerde bunun ipuçlarını göremedim.

Bu tespitin yapılmaması ya da yanlış yapılması ortaya doğru politikalar konulmasının önünde engeldir ve partinin halka ulaşmasını önler.

İkincisi, “yeni parti” dediğimiz şey ortaya yeni bir proje konmasıyla da ilgilidir.

Bu projenin tutarlılığı ve kapsayıcılığı yeni partinin “tabanını” belirleyecek en önemli etkendir.

Yeni proje yetmez, yeni yüzler de gereklidir.

Sadece iki yeni yüzün (Kemal Kılıçdaroğlu ve İstanbul İl Başkanı Gürsel Tekin) varlığının bile CHP’nin İstanbul’daki yerel seçim performansını nasıl yükseltmişti, hatırlayalım.

Siyasi ömrünü tamamlamış fikirler ve yüzlerle bir yere varılamaz.

Şimdi DP’nin halkın temel sorunlarına yönelik olarak ne söyleyeceğini duymamız gerekiyor.

Siyasetin sorunlara çözüm bulmak için yapılması gerektiğini hatırlamalıyız.

Siyaset, bu partinin temellerindeki eski partinin alıştığı gibi demeç kalabalıkları ile mi yapılacak, yoksa DP sözcülerinden sorunlarımız için yeni çözümler mi duyacağız?

Bu partinin gelecekte nerede olacağını belirleyecek şey budur.

 

Rojin’e hakaret meselesi

 

SOKAKTA karşılaştığınız herhangi bir kadının yanına gidip “Seni seks kölem yapmak istiyorum” derseniz, başınıza nelerin geleceği bellidir.

Çantayı kafanıza yersiniz, sonra da soluğu “sarkıntılık” suçundan karakolda, mahkemede alırsınız.

“Şaka yapmıştım” demek de sizi kolayca kurtarmaz. “Bunu istese de yapamaz” gibi mazeretler de işe yaramaz.

Ama aynı şeyi yayın yoluyla yaparsanız yakanızı kurtaramasanız bile medyadaki gönüllü avukatlarınızın sayısı artar.

Serdar Turgut-Rojin olayındaki durum tam olarak böyle.

Evet, Serdar Turgut özür diledi ama mesele bu kadar basit değil. O yazıyı yayımlayan gazetenin de özür dilemesi gerekir.

“Latife, latif olsa gerektir” diye bir söz var ki tam da bu durum için söylenmiş sanki.

Rojin’in durumuna gelince.

Onun da tutumundan bu hiç de zekice olmayan espriyi bir fırsat olarak gördüğü sonucuna varıyorum.

Televizyon televizyon gezmeler, gazetelerde demeçler!

Bir hakaret vardıysa bile bunu o gazetenin o köşesinden çıkarıp, yaygınlaştıran da bu tavır oldu.

Artık herkes kendi dersini çıkardığına göre bu iş burada kalmalıdır diye düşünüyorum.

Özrü kabul edip, davayı geri çekmek daha doğru olur.

 

Nimet Çubukçu’ya bir açık dilekçe

 

İSTANBUL’da, üstün zekâlı çocuklara, ihtiyaç duydukları özel eğitimi sağlayarak, yeteneklerini doğru yerlerde kullanmalarına olanak verecek bir merkez var.

Çocuklar bu okula iki aşamalı özel bir testten geçirilerek alınıyorlar.

Okul, kentin Asya tarafında olduğu için öğrencilerin hafta içinde kendi normal okullarından çıktıktan sonra bu merkeze gelebilmeleri neredeyse olanaksız.

Bir yandan ailelerin ekonomik güçlükleri, diğer yandan kentin bilinen trafik düzeni buna engel.

Bu nedenle uzak semtlerdeki çocuklar, bu eğitimlerini cumartesi günü alıyorlardı.

Ailelere gönderilen bir yazı ile artık bu olanak da ortadan kalkmış bulunuyor.

Çünkü öğretmenlere ek ders ücreti ödenemiyor.

Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu’nun bu konuya yeniden özel olarak eğileceğini ümit ediyorum.

Önce hafta sonlarında da eğitimin sürmesini sağlayacak düzenleme yapılmalı, ek ders ücretleri ödenerek öğretmenlerin okula gelmesi sağlanmalı.

Sonra kentin Avrupa yakasında da bir okul daha açılmalı ki çocukların iki yaka arasında taşınmasından kaynaklanan zorluklar kalksın.

Milli Eğitim Bakanlığı’nın olanaklarının sınırlı olduğunu da biliyorum elbette.

Ancak Bakan öncülük ederse, hayırseverleri ve sivil toplum kuruluşlarını bu işin önemine ikna edebilir ve sorunun çözümü için adımlar atılabilir.

Bu konuyla ilgili bana gelen mektuplardan çocukların önemli bölümünün dar gelirli ailelerden geldiği anlaşılıyor.

Bu çocukların ailelerinin olanakları ile yeterli bir eğitim almalarına olanak yok.

Bakan’dan ricam bu konuyu ciddiye alması ve bu çocukların geleceklerini kurtarmasıdır.

 

----------------

NOT: Uluslararası mesleki bir toplantı için dört gün yurtdışında olacağım. Toplantının yoğun gündemi nedeniyle yazılarıma ara vermek zorunda kalabilirim. Okuyucularımın bilgisine sunarım.

X