Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Yeni Washington yeni Ankara

BAŞBAKAN Recep Tayyip Erdoğan’ın ABD temaslarını Washington’dan izleyen ve çeyrek yüzyıldır aynı başkente tanık olduğu Türk–Amerikan zirvelerinin hiçbirinden böylesine keyif almadığını kaydeden Cengiz Çandar dünkü yazısını şöyle noktalamıştı:

“ABD eski ABD değil tamam ama Türkiye de eski Türkiye asla değil!”

İşte bütün meselenin özü de buraya odaklanıyor.

 

BURAYA odaklanıyor, çünkü Barack Obama’yla birlikte aynı ABD’nin iç ve dış politikada bir “zihniyet devrimi”ne doğru yönlendiği artık somut bir vakıa oluşturuyor.

Bu değişim de o dış politikada her şeyden önce, Beyaz Saray’daki yeni kiracının selefi Bush’un ve ona akıldanelik eden “neo-con” ideologların haniyse sekiz yıl boyunca dayattığı “tek tabanca” nitelikli “ultra–süper devlet” yaklaşımını çöpe atmasında hayat buluyor.

Yani Obama’lı ABD tabii ki bu “süper” konumundan caymıyor ama baştaki “ultra” sıfatından vazgeçerek daha mutedil, daha katılımcı ve daha demokratik bir rotaya dönüyor. Ve hiç şüphesiz ki böylesine bir değişimin jeo-stratejik açıdan fiiliyata yansıyacağı ilk bölgelerden birisini, Türkiye’nin de dâhil bulunduğu Ortadoğu oluşturuyor.


     YENİ
Amerikan yönetimi Filistin konusunda henüz dişe dokunur bir adım atmadı.

Fakat bu demek değildir ki atmak, yani Kudüs’ün dizginsiz politikalarını frenlemek ve Siyonist devleti daha “akl-ı selim” sahibi davranmaya itmek istemiyor.

Nitekim, söz konusu Siyonist lobinin ABD’deki geleneksel etkinliğinden dolayı gayet ihtiyatlı davranan Barack Obama, Davos’taki “one minute” çıkışı dâhil, Türkiye’nin İsrail’e eskiyle kıyaslanmayacak oranda eleştirel yaklaşması karşısında hiç de kıyameti kopartmadı.

Yani bir bakımdan, Birleşik Amerika’nın Ankara’nın “kulağını çekmemesi” bizzat Washington’un o Ankara üzerinden o İsrail’e verdiği bir sinyal, hatta bir ihtar anlamına geldi.

Ve aynı İsrail, dolayısıyla “neo-con” bağlantılı Siyonist lobi kendisi açısından son derece tehlike arzeden bu sinyali derhal aldı.

Zaten de bunun içindir ki, bir bölüm Yeni Dünya basınında ve “think thank” kuruluşlarında, bizim “neo-ittihatçı-ulusalcı” cihete taş çıkartırcasına, AKP’yi “İslamcılık”la suçlayan ve Türkiye’nin Batı’dan uzaklaştığını vurgulayan yorum ve tahliller gırla gidiyor.

Ve ne garip, en “anti-Amerikancı” (!) geçinen “Cumhuriyet” gazetesinde bunların tümü birden manşetten ve tam metin olarak yayınlıyor.

 

ARTI, burada hemen şu parantezi açayım:

Obama başkan seçildiği takdirde yukarıdaki “neo-ittihatçı ulusalcı” kesimle “neo-con–pro-İsrail” akım arasında ittifak oluşacağını Kasım 2008 oylamasından çok önce, tâ 23 Mayıs 2007 günü ve yine bu satırlarda, hem Bush’un akıldaneleri, hem de BOP’un mimarları arasında başköşeye oturan Daniel Pipes’ın makalesini tercüme ederek haber vermiştim.

Bunlara bir de Kudüs Cumhurbaşkanı Şimon Peres’in kelâm buyurduğu “Türkiye dünya üzerinde, demokratik olmayan bir kurumun, yani ordunun, demokrasiyi koruduğu tek ülkedir” lâfını ekleyin ki, yukarıdaki ideolojik ittifak çok daha netleşiyor.

 

ANCAK bu ittifakın yeni dünya ve yeni Türkiye dinamikleri karşısında şansı yoktur.

Çünkü, Çandar’ın deyimiyle “asla eski Türkiye olmayan o Türkiye” bugün bizzat yine “eski ABD olmayan o ABD”nin de onayıyla, o yeni dünyanın ufuklarına ilerlemektedir.

Türk–Amerikan ilişkilerinde belki de ilk defa, kendi içlerinde ve kendi dışlarında dönüşen tarafların realpolitik çıkarları gibi demokratik değerleri böylesine de örtüşmektedir.

Evet aşikâr, Başbakan’ın Washington gezisiyle ortaya çıkan tablo “eski” tablo değildir.

X