"Sedat Ergin" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Sedat Ergin" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Sedat Ergin

Yeni tutuklama rejiminin kaderi hâkimlere bağlı

YASADA çok açık bir hüküm bulunduğu halde hâkimler bu hükmü uygulamadıkları için açık hükmü daha da açık hale getirmek amacıyla parlamentodan yasa çıkarmak zorunda kalan bir ülkede yaşıyoruz.

Tuhaf ve Türkçe açısından biraz sorunlu bir cümle kurduğumu kabul ediyorum. Ama hâkimlerimizin tutukluluk kararlarını yasadaki hükme rağmen gerekçelendirmemelerinden kaynaklanan durumun garipliğini anlatmak için bu yola başvurmam kaçınılmaz oldu.

Meseleyi anlayabilmek için önce 2005 yılında yürürlüğe giren 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun hâkimlerimizin uygulamadıkları 101’inci maddesinin 2’nci fıkrasının ilgili bölümüne göz atalım: “Tutuklamaya, tutuklamanın devamına veya bu husustaki bir tahliye isteminin reddine ilişkin kararlarda hukukî ve fiilî nedenler ile gerekçeleri gösterilir.”

AİHM’NİN İSTEDİĞİ OLDU

Görüleceği gibi, yasa gerçekten de çok açık. Ama özellikle Özel Yetkili Mahkemeler’deki hâkimler tutukluluğa itiraz taleplerini reddederken her seferinde “atılı bulunan suçun niteliği, dosyadaki delil durumu, kuvvetli suç şüphesi nedeniyle tutukluluk halinin devamına” şeklinde şablon bir gerekçe kullanmaktaydı.

Ve her seferinde AİHM insanların gerekçe gösterilmeden özgürlüklerinden yoksun bırakılmasının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 5’inci maddesindeki özgürlük hakkının ihlali olduğunu belirterek, Türkiye’ye mahkûm etmekteydi.

TBMM’den geçen üçüncü yargı paketi 101’inci maddenin ikinci fıkrasının ilgili bölümünü şu şekilde değiştiriyor:

“Tutuklamaya, tutuklamanın devamına veya bu husustaki bir tahliye isteminin reddine ilişkin kararlarda; a) Kuvvetli suç şüphesini, b) Tutuklama nedenlerinin varlığını, c) Tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu, gösteren deliller somut olgularla gerekçelendirilerek açıkça gösterilir.”

Bir başka anlatımla, yasa koyucu hâkimlere “Artık ‘deliller itibarıyla tutukluluğun’ devamı gibi tek cümlelik kararlarla insanları tutuklamak yok. Bir şüpheliyi neden tutukladığınız ya da hapiste tutmaya devam ettiğiniz konusunda ikna edici gerekçeler yazmanızı istiyoruz” mesajını vermiştir.

Yargı reformu paketinin bir diğer önemli yönü, sanıkların tutuksuz yargılanmalarını mümkün kılan “adli kontrol tedbirleri” alanında yeni bir model getirmiş olmasıdır. Eski sistemde, bilindiği gibi, adli kontrol ancak “üst sınırı üç yıl ya da daha az hapis cezası gerektiren bir suç” sebebiyle yürütülen soruşturmalarda mümkün olabiliyordu.

HÂKİMLERİN TAKDİR ALANI DARALIYOR

Bir başka anlatımla, hâkimlere üst sınırı 3 yılın üstünde olan suçlardan soruşturulan her sanığı hapse atma yetkisi veriliyordu. Buradaki eşik, Türk Ceza Kanunu’ndaki çok geniş bir suç yelpazesini kapsadığı için, uygulamada çok katı bir tutukluluk rejimi karşımıza çıkıyor, şikâyetlerin ardı arkası kesilmiyordu.

Yapılan değişiklikle üç yıl sınırına ilişkin düzenleme yasa metninden olduğu gibi çıkarılmış bulunuyor. Ayrıca, metne “Hapis cezasının üst sınırı iki yıldan fazla olmayan suçlarda tutuklama kararı verilemez” hükmü konularak, hâkimlerin tutuklama kararı verebilecekleri alan iyice daraltılıyor.

Yeni adli kontrol modelinin ilginç bir yönü, adli kontrol önlemlerinin çeşitlendirilmiş olmasıdır. Örneğin “konutunu ve belirli bir yerleşim bölgesini terk etmeme” koşuluyla bir sanığın tutuksuz yargılanabilmesinin önü açılıyor.

TÜRK HUKUK TARİHİNDE BİR DEVRİM

Görüleceği gibi, eski sistem hâkimlere sanıkları tutuklamaları yönünde geniş yetkiler bahşedip onları bu yönde teşvik ederken, yeni sistem tam tersine mahkeme heyetlerini tutuklama kararı almaktan caydırmayı hedefliyor, ana felsefe olarak adli kontrolü özendiren bir bakışı yansıtıyor.

Bu değişikliğin TBMM Adalet Komisyonu’ndaki görüşmelerinde yönetim kurulu üyesi olarak Türkiye Barolar Birliği’ni temsil eden avukat Celal Ülgen, “Yasada üst sınırın kalkması ve adli kontrolün tutukluluğa bir alternatif haline gelmesi Türk hukuk tarihinde bir devrim niteliğindedir” diye konuşarak olumlu bir bakış yansıtıyor.

Bu model, Türkiye’yi tutukluluğu istisnai bir önlem olarak gören Avrupa hukukuna daha yakın bir çizgiye getirmiştir, en azından kâğıt üstünde. Her şey uygulamada ortaya çıkacaktır. Yeni yasayı da uygulayacak olan hâkimlerdir. Bu konuda nasıl bir içtihadın oluşacağı belki de önümüzdeki dönemin yargıyla ilgili en önemli sorusudur.
(Devam edecek)

X