Yeni su kanunu

Merve ERDİL
23.04.2016 - 14:13 | Son Güncelleme: 23.04.2016 - 14:15

Orman ve Su İşleri Bakanlığı Su Yönetimi Genel Müdürü Cumali Kınacı, 1926’da ilk defa su hakkında bir kanun çıkarıldığını, 90 yıldır hiçbir değişiklik olmadığını söyleyerek, bir süredir yeni bir Su Kanunu taslağı üzerinde çalışıldığına dikkat çekti. Kınacı, “Şu andaki hükümetin ilk altı aydaki icraatları arasına bunu koymayı başardık” dedi.

Su fakiri olma yolunda ilerleyen Türkiye’nin karşı karşıya bulunduğu su riskleri, sadece doğal yaşamı değil iş dünyasını ve ekonomik gelişmeyi de tehdit ediyor. WWF-Türkiye tarafından İstanbul’da düzenlenen Su Paneli’nde su kaynaklı riskler, kamu, iş dünyası ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri tarafından tartışmaya açıldı. Orman ve Su İşleri Bakanlığı Su Yönetimi Genel Müdürü Cumali Kınacı, en yoğun çalışmalarından birinin Su Kanunu’nun çıkarılmasına yönelik olduğunu söyleyerek, “Bununla 2011’de Su Yönetimi Genel Müdürlüğü (SYGM) ilk kurulduğunda ilgilenmeye başladık. Siyasileri ikna etmek, bürokratları ikna etmekten daha kolay. Bürokratları ikna etmek ve başta Su Kanunu olmak üzere yeni reformlar yapmak bu sebeple biraz zor olabiliyor. 2012’de iki günlük çalıştay yaptık Su Kanunu için. Birçok kamu kurumu, STK, akademisyen, uzman katıldı. Bu toplantı sonucu bir taslak ortaya çıktı. O günden bu yana sürekli kamu kurumları arasında gelip gidiyor. Şu andaki hükümetin ilk 6 aydaki icraatları arasına bunu koymayı başardık” şeklinde konuştu. 

90 YILDIR AYNI KANUN

1926’da ilk defa su hakkında bir kanun çıkarıldığına işaret eden Kınacı, “Bugüne kadar hiçbir değişiklik olmamış. Cumhuriyetin ilk kurulduğu yıllarda takdir edersiniz ki su ihtiyacı çok farklı. Sadece içme suyu, öncelikli olarak Su Kanunu’nda var. Savaşlardan çıkılmış, yeni bir ülke kurulmuş, sermaye yok, öncelikler çok çok farklı. Bugünden bakarsak o Kanunu değerlendiremeyiz. Ne yazık ki daha sonra aynı dinamizmi gösterememişiz. Çok sayıda mevzuat çıkmış. Her kurum kendine özgü bir kanun, yönetmelik çıkarmış ve bunlar birbiriyle çelişiyor, yer yer çakışmalar ve boşluklar var. Bu da suyu yönetilemez hale getirmiş. Bu konudaki sıkıntıların en başında bu ‘çok başlılık’ geliyor. Çünkü çok sayıda kurum ve kuruluş sadece tüm yetkilerin kendinde olmasını ama sorumlulukların başkasında olmasını bekliyor. Yönetimde, düzenleyici kurumla uygulayıcı kurumun farklı olması lazım. İşte Su Kanunu’na bunları yansıtmaya çalıştık. Değişik kademelerden geçiyor, önce çeşitli bakanlıkların aralarında anlaşması gerekiyor, daha sonra siyasi süreç var” şeklinde konuştu.


26 HAVZA İZLENİYOR

CUMALİ Kınacı, Türkiye’nin Avrupa Birliği (AB) ile uyum sürecinin aslında çok şey değiştirdiğini, bunlardan birinin de su sektörü olduğunu belirterek, “2009 yılında çevre faslı açıldı müzakereye. Bu faslın altındaki sektörlerden biri de su sektörüydü. Su sektöründe yani yönetiminde anlayış tamamen değişti, değişiyor. Öncelikle AB’nin istediği yönetim şekli, tek bir karar verici değil karar vericilerin (merkezdeki karar verici kurumların, kararları taşrada uygulayan paydaşların, suyu kullananların, uzmanların ve STK’ların) suyu birlikte havza ölçekli olarak yönetmesi. Bunun için Türkiye’de yasal bir altyapı yok. Biz daha alt düzeyde yönetmelik ve yönergelerle bunu oluşturmaya çalıştık. Havza Yönetim Heyetleri adı altında kuruluşlar oluşturduk. 25 su havzasında 26 havza izleme heyet oluşturduk. Kurumlarımızı bir araya getirerek, paydaşları dâhil ederek suyu yönetme bilincine ulaşmamız gerekiyor. Bu bir başlangıç oldu. Tüm sektörleri içine alacak şekilde kurak dönemlerde suyun nasıl yönetileceğiyle ilgili bir yönetim planı hazırladık. Ancak Su Kanunu çıkmadığı için yaptırım gücü yok” dedi.

WWF’TEN SU UYARISI

WWF-Türkiye Doğa Koruma Direktörü Sedat Kalem ise “Suyun doğa için olduğu kadar işletmeler ve ekonomi için de önemi ortada. 2009 yılında Hindistan ve Brezilya’da yaşanan su sıkıntısının dünyada şeker fiyatlarının artmasına yol açtığını biliyoruz. Bugünlerde firmalar, yatırımcıların ‘suyu nereden sağlıyorsun’, ‘su tedarikini ne kadar süre sağlayabileceksin’ gibi sorularıyla karşı karşıya kalıyor. Bu sorular şirketlerin kredi taleplerinde hesap verilebilirliğini etkiliyor. Büyüme rakamlarının buharlaşmasını istemeyen şirketlerin, su riskini göz ardı etmemeleri gerek” dedi.

Etiketler: su kanunu , baraj , türkiye


EN ÇOK OKUNANLAR

    Sayfa Başı