Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Yeni rotaya doğru

<B>BAŞTA </B>Moskova'nın kendi çehresini Batı aynasına doğru çevirmesi, 11 Eylül ertesindeki genel jeo-politik değişim Türkiye'yi nasıl etkileyebilir?

Hadi, Kıbrıs'ta aniden esiveren hoş meltemi sizin takdirinize bırakayım!

Fakat bana göre, Ankara vetosu nedeniyle hanidir bloke duran ve NATO'dan özerk bir AB savunması öngören AGSP konusunun hafif Atina mızıkçılığına rağmen çözüme girmesinde bile, yukarıdaki Rusya faktörü şimdiden dolaylı rol oynadı.

Çünkü Atlantik Paktı Putin'i ‘ödüllendirmek’ için, üç ay önce, Kremlin'le düzenli biçimde toplanacak bir ‘ikili istişare mekanizması’ oluşturmuştu.

Eh insaf, aynı şeyi bizzat İttifak üyesi bir Türkiye'den esirgeyecek değil ya, Brüksel ‘esnekleşti’ ve ‘happy end’ bir sonuca doğru ilerleme kaydedildi.

Ama yine de bu örnek talidir ve daha uzun vadeli düşünmeye çalışalım.

* * *

ÖNCE, Moskova'nın Batı saflarında kalıcı olup olmadığı konusunda kehanet yürütecek değilsem de, bu, şu an Ankara merceğine iki perspektifle yansıyor.

Bir, Bush yönetimi içindeki farklı yaklaşımlara rağmen Washington'un bundan böyle Rusya'yı daha çok ‘kollaması’ olasılığı önemli ölçüde arttı.

Böyle bir ‘balayı’ ihtimali ise ilk bakışta, petrol hatları güzergahının saptanmasından, Kafkasya ve Asya'daki ‘etkinlik alanları’na, Türkiye'nin ‘çıkarlarıyla’ çelişeceği; en azından sürtüşeceği izlenimini uyandırıyor.

Hele hele, henüz uzun ve handikaplı bir süreç olarak görünse dahi, Kuzey komşumuzun NATO üyeliği şansı yükseldiği takdirde, ülkemizde her daim duyulan ‘stratejik önemimizi yitiriyoruz’ seslerinin de artacağı kesin!

Yani gidişat biraz, ‘Duvar’ yıkıldığında herkes şıkıdım şıkıdım oynarken, bizim ‘rical’in ‘eyvah, değerimiz düştü’ diye dövünmesini çağrıştırıyor.

* * *

ANCAK ve ikiii, yukarıdaki ilk ‘endişeye’ rağmen başka tür bir ‘stratejik önem’in doğması da mümkündür. Hem de son derece mümkündür!

Bununla, hem Ankara'yla Moskova arasında gelişebilecek yepyeni bir ‘tarihi ittifak’ ihtimalini; hem de şimdi olumlu unsura dönüşmesi olasılığı çok yüksek olan İslami kimliğimizden ötürü, Türkiye'nin ‘sıyırtmak’ şansını kastediyorum.

Aslında, bırakın devlet ve toplum gelenekleri zaten çok türdeş olan Rusya ve Türkiye'nin bizzat kendilerini, muhtemel bir Kremlin - Çankaya ekseni aynı zamanda hem Birleşik Amerika'nın, hem de Avrupa'nın son derece işine gelir.

Düşünün ki, sancılı coğrafyalarda ‘çifte ağabey’ler kardeşçe ‘ortalığı yatıştıracak’... Eh, Yaşlı Kıta ve Yeni Dünya için bundan iyisi can sağlığı!

Fakat bana göre, imparatorluk imbiğinden süzülen İran'ı asla dışlamamak ve bir yandan oradaki laik-demokratik atılımı kollamak, diğer yandan da Tahran'ın ‘çomaklama’ dürtüsünü ortadan kaldırmak için onu da sisteme eklemek gerekir.

Burada ise eski önyargılardan arınacak bir ABD'in engin bakması şarttır.

Bush yönetimi böyle bir perspektifi yakalar ve uygular mı, emin değilim.

* * *

ÖTE yandan, Fransız politolog Jacques Attali gibi isimler daha şimdiden NATO'nun da ötesine taşarak ufku AB'ye açıyor ve Avrupa'nın hem Moskova'yı, hem de Ankara'yı mutlaka bünyede harmanlaması gerektiği tezini savunuyorlar.

Zira buna göre ‘uygarlıklar savaşı’ rizikosu ancak böyle bertaraf edilir.

Bin defa doğru ! Otuz milyon Müslüman barındıran ve nükleer güç bir Rusya'yla; Muhammedi alemde tek laik ülke olan ve ikili coğrafyaya dönük bir Türkiye'nin Batı sistemine tümden entegrasyonu, ‘medeniyetler çatışması’nı lugatten silecek en makbul ilaçtır. Daha derde deva olanı lokman hekimde bile yoktur.

11 Eylül'den beri henüz üç ay geçti ve değişimin daha en başlarındayız.

Fakat bunları şimdiden görelim ki, pusula şaşırmadan rota saptayalım.
X