Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Yeni programın getirecekleri

Bugünkü konjonktürde Türkiye’nin IMF’nin parasına ihtiyacı yok. Türkiye ekonomisinin ihtiyacı olduğu şey sağlam makro ekonomik politikaların uygulamada olduğu yolunda uluslararası piyasalara güven vermektir. IMF ile yeni bir yapı altında başka bir program yapmak bunu sağlayabilecektir.

Yeni yapı, IMF’nin bir süredir üzerinde düşündüğü kriz olasılığını asgariye indirmeye yönelik ve uluslararası yatırımcılara "bu ülkeye saldırmaya kalkmayın, ekonomi politikaları sağlam ve ayrıca benim desteğimi hak etmiş bir ülkedir" diyen bir yapıdır. Türkiye’nin ihtiyacını karşılayan bir yaklaşımdır. Böyle bir programa döviz rezervleri hedeflemesi demek hem doğru değildir hem de programın mantığına aykırıdır.

İKİ AYAK

IMF’nin uygulamaya koyabileceği yeni yapının iki ayağı vardır. Birincisi, IMF ile bu programa giren ülkenin makro ekonomik politikalarının ekonomik istikrarı hedefleyen yönde olduğunun ve ileride de olacağına inanıldığının dünya kamuoyuna duyurulmasıdır. Bunu sağlamak üzere de IMF dönemsel gözden geçirmeler yapacaktır. Politika önlemleri önerecektir. Uygulamaların program dahilinde gidip gitmediğini kontrol edecektir.

İkinci ayak, IMF’nin bu programı yaptığı ülkelere belli bir borç verme limiti sağlayarak uluslararası yatırımcıların bir ülkeye saldırıp o ülkeden çıkmaya çalışmasını caydırmaktır. Yani, döviz rezervlerine ek yeni borç limitiyle uluslararası yatırımcılara "dövizleri biter diye bu ülkeye saldırmayın, bu ülkede döviz kolayca bitmez" denmeye çalışılmaktadır.

Her programın olduğu gibi, bu programın da eleştirilecek yönleri vardır.

En önemli eleştiri uluslararası yatırımcıların bu programın yapıldığı ülkelerdeki yapısal riskleri göz ardı ederek, yatırımlarını yanlış fiyatlayarak girmeleri ve "çıkmak IMF sayesinde zaten artık kolay oldu" diyerek yatırım disiplininden uzaklaşmalarıdır. Bir anlamda, IMF’nin düşündüğü yeni programı yatırımcıları "çıkmaktan caydırmak" yerine "girmeyi teşvik edici" olmasıdır. Yatırımcılar, çıkmak zaten kolay, döviz biterse, IMF bu ülkeye borç verecek diye düşünebilirler. Kısacası, uluslararası yatırımcılar yeni programı "çıkmanın maliyetini azaltıcı bir program" olarak görebilirler.

Bu risk küçümsenecek bir risk değildir. Ama, böyle bir programın uygulamaya konmaması için de yeterli değildir.

BİR BAŞKA AÇI

Madalyonun bir de diğer yüzü vardır
. Gerçekten bir ülkenin IMF’den borç alıp rezervlerinin erimesini engelleyecek bir seçeneği olacak mıdır? Yani, işler sarpa sardığında, IMF borç verip, hatta işler o noktaya gelmeden, program yaptığı ülkenin kendi döviz rezervlerini kullanarak döviz piyasasına müdahale etmesine izin verecek midir? Bu sorunun yanıtı "mutlaka evet" değildir.

Geçmiş deneyimlerden biliyoruz ki, IMF döviz rezervlerinin kullanılmasından çok hoşlanmamaktadır. 2001 yılında Türkiye’nin döviz rezervlerini kullanması engellenmişti. O günden bugüne kadar da, ne zaman döviz piyasasına satım yönünde müdahale yapılmaya kalkılsa, IMF hoşnutsuzluğunu belirtmektedir. IMF’ye göre, dalgalı kur tam anlamıyla çalışmalıdır; Yatırımcılar aldıkları kararlardaki risklerin fiyatını ödemelidirler; Döviz kurlarındaki fırlamanın makro ekonomik dengelere yapacağı etki ikinci plandadır.

Bu bakış açısından, aslında uluslararası yatırımcılarda IMF ile bu programı yapan ülkelerden çabuk ve kolay çıkarım beklentisinin oluşması çok gerçekçi değildir. Dolayısıyla, böyle bir programın ilk ayağı bizim gibi ülkeler açısından yararlı olurken, ikinci ayağı uluslararası yatırımcıları şımartmamalıdır.

Finans piyasaları miyoptur. Yine de, belli olmaz!
X