Yeni moda elçilikte davet

"SON günlerde sosyal hayatın en hareketli olduğu yerler neresi?" diye soracak olursanız hemen cevabını vereyim: Elçiliklerin rezidansları.

Yani Ankara’da görev yapan yabancı büyükelçilerin, saray yavrusunu andıran görkemli evleri. Neredeyse her gün bir rezidansta, defile, çay partisi, müzik dinletisi gibi aktivitelerin yapıldığı davetler düzenleniyor. Büyükelçiler diplomasinin yoğun temposu içinde koşuştururken, eşleri de boş durmuyor. Sefireler, Ankara’daki kadın dernekleriyle ortaklaşa düzenledikleri bu etkinliklerle sosyal hayata farklı bir renk katıyorlar.

KADIN DERNEKLERİ

Rezidanslarda yapılan bu etkinliklerin büyük çoğunluğunu, sayıları son zamanlarda giderek artan kadın dernekleri organize ediyor. Bunların arasında başta Dışişleri Mensupları Eşleri Dayanışma Derneği olmak üzere Ankara Women’s Club, Uluslararası Kadınlar Derneği, Kadın ve Gençlik Platformu Derneği, Kadınlar Birliği ve Dayanışma Derneği, Ankara Asya Pasifik Yakın Asya Kafkasya Dostluk ve Kültür Grubu gibi kuruluşlar yer alıyor. Üyelerinin çoğunluğunu ev kadınlarının oluşturduğu bu derneklerin yöneticileri, yabancı sefirelerle sıkı dostluklar kuruyorlar. Bu dostluğun devamında sefireler rezidanslarını onların faaliyetlerine açıyorlar. Böylece bu kadın örgütleri, çağdaş ve laik Türk kadınını ülkemizdeki yabancılara tanıtma fırsatı bulurken, düzenlenen faaliyetten elde edilen gelirle de başta eğitim olmak üzere, üzerinde çalıştıkları birçok proje için kaynak sağlama şansı yakalıyorlar. Dernekler böyle bir çıkarım sağlarken, yapılan organizasyonun ev sahipliğini üstlenen sefire de hem yararlı bir sosyal faaliyette bulunmanın mutluluğunu yaşıyor hem de ülkesini seçkin bir topluluğa tanıtıyor.

Yemek için yaşayanlar

ZAMAN zaman bizim sayfalarımızda da çeşitli etkinliklerini haber yaptığımız Chaine Des Rotisseurs (Şen dö rotissör diye okunuyor) adlı bir dernek var. Damak zevkine çok aşırı düşkün olanların, uzman gurmelerin oluşturduğu Fransız kökenli bir dernek. Moliere’in ünlü "Yemek için mi yaşamalı, yoksa yaşamak için mi yemeli?" sorusunun cevabını, "yemek için yaşamalı" olarak verenlerden oluşan bu derneğin üyeleri, her ay Ankara’da seçkin bir restoranda toplanıyorlar ve hazırlanan özel mönüyü, enteresan kurallara bağlı kalarak tadıyorlar.

Bu dernekle ilgili yaptığım kısa araştırmada ilginç bilgilere ulaştım. Dernek 1248 yılında Fransa Kralı Louis tarafından, yemek ve serviste en üst seviyede kaliteye ulaşmak amacıyla kurulmuş. Fransız Devrimi’nin ardından kapatılmış. 1950 yılında cumhuriyetin ilkelerine uygun olarak tekrar kurulan Chaine Des Rotisseurs, Fransız mutfağının gastronomik üstünlüğünü kabul ettirmek amacıyla Fransa devleti tarafından da desteklenmiş ve dünyanın dört bir tarafında şubeleri açılmış. Mükemmel servis ve lezzetin temsili sayılan, dünyanın en eski ve köklü gurme kuruluşu olan bu derneğe üye olmak, bütün dünyada olduğu gibi ülkemizde de bir prestij ve sosyal statü sembolü olarak görülüyor. Derneğin Ankara Bölge Başkanlığı’nı Hilton Oteli’nin diskosu Murphy’s’in işletmecisi Metin Mörfi Menahem yapıyor. Menahem, yaptığı bir yorumda, Türk mutfağının, zengin olmasına rağmen pratik olmadığını, daha pratik olan İtalyan, Çin ve Japon mutfağının çok gerisinde kaldığını söylemiş. Ayrıca içinde bol miktarda hayvansal yağ olan yemeklerimizin de çok sağlıklı olmadığından yakınmış. Fransız kökenli Chaine Des Rotisseurs’ün Ankara Bölge Başkanı’nın ve üyelerinin, her ay bir restoranda toplanıp ziyafet çekmek yerine, Türk mutfak kültürünü geliştirmek ve Türk mutfağını dünyanın sayılı mutfakları arasına sokabilmek için herhangi bir çalışmaları olup olmadığını merak ediyorum.

Torununa okul

Yıl 1993. Amerika’da yaşayan oğlunu ve torunlarını özleyen dede açar telefonu ve "Burnumda tütüyorsunuz. Gelin artık Türkiye’ye" der. Oğlunun, "Baba tamam gelelim de, Türkiye’de çocuklarımızı okutabileceğimiz, Amerika’daki eğitim sistemine uygun bir okul yok ki" şeklindeki sözlerine cevabı ise, "Siz gelin, ben torunlarıma uygun bir okul açacağım" olur. Dede sözünü tutar ve beş altı ay içinde Türkiye’nin en prestijli ilköğretim okullarından birini hizmete sokar; Bilkent University Preparatory School (Bups). Bilkent adından da anlayacağınız üzere hikayede adı geçen dede İhsan Doğramacı, oğlu Ali Doğramacı ve torun da dedesinin adını taşıyan küçük İhsan Doğramacı’dır.
Yazarın Tüm Yazıları