"Tolga Tanış" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Tolga Tanış" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Tolga Tanış

Yeni milenyumun ilk on yılı 1

Yılın son yazısı bu. Haftaya 2000’lerin ikinci on yılı başlıyor. Daha havalısı, yeni milenyumun ikinci on yılı başlıyor.

Böyle yıl sonlarında çok klişedir, “Hadi bakalım şimdi geriye dönüp bakalım neler olmuş” demek ama bazen meseleyi toparlamak için iyi oluyor. 2009 değil, bir 2000’ler değerlendirmesi bu. Toplumsal yaşamda, ekonomide, müzikte, modada, iletişimde neler değişti?.. Ne tür yeni eğilimler ortaya çıktı?.. Ve ilerisi nasıl gözüküyor?.. Haftaya da diğer alanlar var. Spor, politika, sanat, pazarlama...

Cool dönem kapandı, inekler geldi

Küçük Bill Gates’ler çıkıyor her yerden. Bilgisayar ve sinema... Bilgisayar ve ekonomi... Bilgisayar ve tıp... Bilgisayar ve yanında herhangi bir şey bilen, artık en makbul.
Psikolog David Anderegg, 2007’de “İnekler” (Nerds) diye bir kitap yazdı. Toplumun ineklere neden ihtiyacı olduğunu, inek olmanın artık neden aşağılanmaması gerektiğini popüler bir dille anlatıyor. Özetle güzeller morondur, inekler de iticidir sarmalından çıkmak gerek Anderegg’e göre. O dönem başlayan dizilerden Ugly Betty’deki inek dergici, Chuck dizisindeki inek bilgisayarcı, The Big Bang Theory’deki inek fizikçiler de bunu anlatmıyor mu!..
Bir araştırma okudum. Ölümünden 50 yıl sonra James Dean’in hâlâ 50’nin üzerinde sponsorluk anlaşması varmış. Belki de yeni milenyumda şimdi bu değişiyor. Yani James Dean’le özdeşleşen cool tanımı. Ne diyorlar inek fizikçilerin dizisinde: Yeni seksapel artık zekâ. Uyarlarsak... Cool olan, artık inekler.

Beni takip et

David Anderegg, İnekler’de Amerikan toplumunun en ihtiyaç duymadığı kişiyi tarif ederken, oyuncu Ashton Kutcher’i örnek gösteriyor. Yakışıklı, eğlenceli, sosyal ve tam bir boş teneke... Bu durumda, 10 yıllık periyodu ucundan yakalayan ama 2009’u başından beri domine eden Twitter’ın Kutcher sayesinde patlama yapması acaba bir rastlantı olabilir mi diye düşünüyorum ben de... Sevgilisi Demi Moore’un eğilmiş, donlu pozunu hatırladınız mı?..
İşin cılkı çıkmış bir yanı var. Beni takip et!.. Benim fikrimi dinle!.. Ne bilgiliyim, ne aktifim, gör kısmı... Ancak Facebook’u 10 yıllık dönemin ortasına sıkıştırıp, yaklaşık 20 milyon üyeye ulaştılarsa, üstüne mutlaka düşünmeniz gerekiyor. Hiç değilse, bu kadar insan her gün cik cik ne anlatıyor, bakmanız gerekiyor. Whatthetrend.com internet sitesine girin, 2009 zeitgeist’ı tıklayın, ne demek istediğimi anlayacaksınız. Ve sakın şaşırmayın, girdiğinizde Twitter gündeminin tepesinde İran seçimlerini göreceksiniz.
Time’ın, yılın insanı sensin, dediği meşhur 2006 kapağını en iyi özetleyen iş Twitter. Ayrıca hepsi bir yana bazı internet sitelerinin şimdi Twitter’dan aldığı trafiğin Google’dan geleni aştığı haberleri okumaya başladım ki, bu işin en iyi yanı.

Ne istiyorsun

Google, Google, Google... Kimsin sen?.. Öyle bir durumdayız ki, aynı rafta iki derginin iki ayrı Google kapağıyla çıktığını, birinin “Google hepimizi gerizekâlı yapacak”, ötekinin “Google hayatımızı nasıl da kolaylaştırdı. Ne de faydalı bir şirket” yazısı hazırladığını gördüm ben. Ve eminim daha da çok göreceğim.Dünyadaki bütün mikroekonomistler, bütün medya yöneticileri, şimdi bu soruya kafa yoruyor: Google bizi nereye götürüyor? Yeni milenyumun tartışmasız tek hâkimi, bizden ne istiyor?
Bu soruyu, aslına bakarsanız bence şu anda Google’cılar da bilmiyorlar. Çünkü öyle bir güç var ki ellerinde, öyle bir algoritma yarattılar ki, hikâyenin sonunu onlar da kestiremiyorlar.
Hafta içi yerel şirket rehberi Yelp’i satın almaya çalıştıkları ortaya çıktı. Bir ara New York Times lafları dönüyordu, Yelp nereden çıktı?.. Neden?.. Çünkü hiç önemi yok. Çünkü o kadar para kazanıyorlar ki, isterlerse onlarca yanlış karar, onlarca gereksiz satın alma daha yapabilirler. Ta ki, Wave, Maps, Books, Youtube, Android derken ikinci patlamayı nerede yapacaklarını buluncaya kadar.
Soru hâlâ orada: Ne istiyorsun Google?.. Dünyayı mı?..

Müzik, en hüzünlü kısım

Rolling Stone dergisi, son sayısında, müzikte son 10 yılın en iyilerini seçmiş. En iyi şarkı, Gnarls Barkley’in Crazy’si. Sözlerinde “Kim olduğunu sanıyorsun!.. Kontrol sende mi zannediyorsun!.. O zaman çıldırmış olmalısın” diyen...
Müzik, bu 10 yılın en karamsar kısmı. Bir hesaba göre, müzik endüstrisinin cirosu 10 yıl önce 40 milyar dolarken bugün 20 milyar dolara düşmüş. İçerik daha da fena.
Müzik tarihçisi Ted Gioia, geçen ay çıkan “Cool’un Doğumu ve Ölümü” kitabında, hem geçmişle bir karşılaştırma yapıyor hem de müziğin televizyon yarışmaları yüzünden kimliğini nasıl yitirdiğini anlatıyor. Gioia’ya göre müzik, bir toplumun eğilimlerini gösteren ve bunu gazetecilerden de, aydınlardan da önce anlatan en önemli ölçüydü halbuki. Bob Dylan’ın New York’taki Gaslight’ta canlı kayıt yaptığı albümü dinleyin, arkada şarkıya eşlik eden öğrenciler, Vietnam’ın akıbetini daha 1962’de haber veriyor, diyor.
Peki ya şimdi?.. Şimdi eskinin cool müziği öldü. Onun yerine, İngiltere’den sonra 2002’de Fox’ta başlayan bir öyküyle, kendine oy isteyen yarı ezik yarı mütevazı, yarı sevimli yarı yapmacık yıldızlar türedi. Michael Jackson öldü, Susan Boyle geldi. Ya da ağır jazz’cıların yerine, en sadesinden Norah Jones çıktı.
Yeni milenyum müzik için iyi başlamadı.

Güneş gözlüğü, Manolo Crocks, Monroe ve Wang

Güneş gözlüğü, ilk 1885’te karda kullanılmak için yapıldı. Sonra 1929’da plajlara açıldı. 1937’de Ray Ban işi pilotlara götürdü. Aynı Ray Ban, 1952’de plastik çerçeveli Wayfarer’ı tasarladı, James Dean’e taktırdı. Bir ara gözden düşer gibi olunca da, 1983’te Tom Cruise’un Riskli İş filmine ürün yerleştirme yaptı, geri getirdi. Ve güneş gözlüğü Büyük Buhran’dan beri, sessiz sinemanın oyuncuları taktığından beri bir şıklık nesnesi olarak pazarlanırken, yeni milenyuma girildiğinde işe başka bir boyut daha eklendi. Ultraviyole ışınlardan korunma telaşı...
Çatışma hayatın her alanında var. Sanal ve gerçek arasında. Cool ve inek arasında. Basit ve sofistike arasında. Modada da eksen işlevsellik ve şıklık. Sivri topuklu, sivri burunlu bir Manolo Blahnik ile küt, plastik terlikimsi Crocks...
Bir keresinde Marilyn Monroe’ya, yatarken ne giyiyorsunuz, diye sorulunca, 2 damla Chanel no:5 diye cevap vermiş. Geçenlerde modacı Alexander Wang’ın bir röportajını okudum. Son 10 yılın ortasında çıkan ve önümüzdeki 10 yılı etkileyeceği kesin, 25 yaşındaki yeni yıldız... Modaya bakışını şöyle anlatıyor: “Ben sanatçı değilim. Moda sadece giyilecek kıyafettir. Günün sonunda da bütün iş ürün satmaktır”.
Monroe’nun sözünden 50 yıl sonra, UV ışınlarına karşı güneş gözlüğü takan ve modayı fonksiyonel kabul edip tasarladığı kıyafetlerin yüzde 50’sini indirimsiz satmayı başarabilen Wang’ı yıldızlaştıran sizsiniz.

Fikir denilen şey bir saçmalık

New York dergisinin önceki sayısında son 10 yılda ortaya çıkmış aykırı fikirleri derlemişler. Neler var neler!.. Nepotizm en doğru işe alım şeklidir. Irak Savaşı başarılıydı. New Orleans tekrar inşa edilmemeli. Kültürel emperyalizm iyidir. Hepsi de ünlü gazeteciler, yazarlar tarafından söylenmiş, ilk açıklandığında da alay-ı vâlâyla sunulmuş fikirler.
İlk 10 yıl bitti. Peki bu parlak fikirler arasında beklenen etkiyi yaratan oldu mu?.. Hayır. Laf olsun torba dolsun. Söylendi, insanları oyaladı, sonra da unutuldu gitti.
Bu 10 yılın bana kalırsa ortaya koyduğu en doğru sonuç... Fikir dediğiniz şey, aslında kocaman bir saçmalık. Bugün var, yarın yok. Önemli olan, o fikrin altına koyduklarınız. Fikri nasıl savunduğunuz... Nasıl argümante ettiğiniz... Ve nasıl bilgiler ortaya koyduğunuz...
Gerisi... Gerisi ıvır zıvır... Cikletlerin arkasındaki mâni...
X