Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Yeni manifesto

Hadi ULUENGİN

Başta Alman, Fransız, İngiliz ve İtalyan ‘dört büyükler’, toplam on beş AB ülkesinden on birini bugün ya sosyalistler yönetiyor ya da iktidara ortaklar.

Avrupa sosyal demokrasisinin bin bir dereden su getirerek liberal dalgadan yakınmak ve sıkıntıları muhafazakar partilerin sırtına atmak lüksü artık yok.

İşte kapı, işte sapı, şimdi sosyalist kurumların teoriyi pratiğe geçirerek dayanışmacı toplum projelerini en azından asgari ölçüde uygulaması gerekiyor.

Lafazanlık devri bitti, kendilerine oy vermiş olan kitleler Avrupa sosyal demokratlarından somut ve günlük siyasetler bekliyor.

* * *

OYSA, manzara öylesine parlak değil. Özünde Thatcher'cı ruh barındıran politikalara bir parmak bal çaldığı için pek pohpohlanan Tony Blair bugün İngiltere'de hızla puan kaybediyor. Sondajlar net bir gerileme sergiliyor.

Aynı sondajlar Gerhard Schröder Almanya'sının henüz çiçeği burnundaki sosyal demokrat - yeşil iktidarı için de tehlike çanları çalıyor.

İtalya'nın zaten çok muallak dengesini bir kenara bırakırsak, nispeten en iyi durumda gözüken Lionel Jospin ise bu konumunu kendi performansından ziyade Fransa sağının hazin bölünmüşlüğüne borçlu. Zevahiri kurtarıyor.

Öte yandan, euro'nun dolar karşısında değer yitirmesinin de ortaya koyduğu gibi, tüm iktisadi veriler AB gelişme trendinin durakladığını haber veriyor.

Ortak Pazar devletlerinin temel sorununu oluşturan işsizlik istatistikleri bir türlü inişe geçmiyor. Hem işsizlik, hem nüfusun ihtiyarlamasından dolayı da ‘dayanışmacılığın’ eksenini belirleyen sosyal sigortalardaki açık büyüyor.

Bir de bunlara ek olarak, şimdiye dek Avrupa dinamiğinde motor rol oynayan Bonn ve Paris, her iki başkentteki sosyal demokrat iktidarlara rağmen AB tarım politikasının yenilenmesi konusunda birbirlerine giriyor. Çelişki zıtlaşıyor.

Açıkçası, Avrupa'yı ‘pembe hükümetler’ yönetse de 1999 baharının Avrupa'sı hiç de toz pembe bir manzara sunmuyor.

* * *

EH, yukarıdaki durumun ben bile farkındaysam ‘rical’ sosyal demokratlar tabii ki haydi haydi farkında... Dolayısıyla, duruma çare bulmak gerekiyor.

İşte, on beş AB ülkesinin sosyalist partileri önceki gün ve dün Milano'da bir araya gelerek böylesine bir ‘çare’ üzerinde tartıştılar.

Çıkan sonucu da 13 Haziran'da gerçekleşecek Avrupa Parlamentosu seçimleri öncesinde Topluluk devletlerine mensup bütün sosyal demokrat kurumların ortak programını oluşturacak bir ‘manifesto’ya imza atarak somutlaştırdılar.

Kuşkusuz, ‘21. Yüzyıl Eşiğindeki Avrupa’ya Yirmi Bir Öneri' gibi medyatik bir başlık taşısa da söz konusu manifesto öyle ahım şahım bir içerik sunmuyor.

Hem somut program duyurmaktan ziyade genel doğrultuyu çizmekle yetiniyor, hem de ulus ötesi devlete yönelmekte olan AB'nin bu esas mecrasına değinmekten kaçınıyor. Bunun nedenini ise her sosyalistin ayrı telden çalması oluşturuyor.

Ancak yine de şu kesin ki Marks'ın 1. Enternasyonal Manifestosu'ndan yüz otuz beş yıl sonra Avrupa solunun ilk kez yeni bir ortak manifesto imzalaması ve bunu genel eksen belirlemesi başlıbaşına bir devrim teşkil ediyor. Sol yine öncü rol oynuyor ve ulus ötesi devletin omurgasını fiiliyatta netleştiriyor.

Ötesi, ultra liberal politikaların adaletsizliğine karşı daha dayanışmacı bir siyaset isteyen geniş Avrupalı kitlelerin önünde en azından teoride aynı dalga boyutunu tutturmuş bir ortak alternatif koyuyor. Meydanı boş bırakmıyor.

Fakat burada da teoriyi pratiğe uygulamak gerekiyor. ‘Manifesto’lar karın doyurmuyor ve istediği kadar pembe etiket taşısın, hayalci ‘sol’ nutuklar veya tam tersine, sağın dümen suyuna girmiş çömez siyasetler hayatı pembe kılmıyor.

1999 ‘manifesto’sunun da 1864 ‘manifesto’su gibi çöpe gitmemesi için 21. Yüzyıl sosyal demokrasisinin net kimlik ve akılcı yol belirlemesi gerekiyor.



X