Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Yeltsin ve otokratizm

Hadi ULUENGİN

Kremlin despotları astık kestiği kestik bir hükümranlık hakkına sahip oldukları için, tek bir kişinin mutlak iktidarını tanımlayan ‘otokratizm’ kelimesi modern siyaset lügatinde ilkin Rus çarlığı için kullanılmıştır.

Korkunç İvan'dan Deli Petro'ya Moskova hanları kimseye hesap vermemiştir.

Zaten Bolşevik darbe de bu geleneğe nokta koymamıştır. Lenin, Stalin ve bir ölçüde Kruşçev ve Brejnev diktatörlüklerini aynı yöntemle sürdürmüşlerdir.

Ve, bilinçaltı refleksler kolay dönüşmediğinden, şimdilerde laf ola beri gele bir demokrasiye geçilmesine rağmen söz konusu ‘otokratizm’ günümüz Rusya'sında da devam ediyor. ‘Yeni Çar’ Boris Yeltsin seleflerinin yolunu izliyor.

Nitekim, aynı Yeltsin'in pazartesi sabahı hasta yatağından kalkar kalkmaz Başbakan Viktor Çernomırdin'i apar topar azletmesi bunu tekrar ortaya koydu.

Can çıktı huy çıkmadı ve siyaset lügatindeki Rusyalar tanımı değişmedi.

* * *

HER şeyden önce, öküz altında buzağı arayarak Moskova'daki son gelişmeleri çetrefil komplo teorileriyle yorumlamanın hiç anlamı yok. Daha doğrusu, eğer bir komplo söz konusuysa bu yalnız Boris Yeltsin'in başının altından çıkıyor.

İlkin, Çernomırdin'in sürpriz azli Kremlin liderinin 1992'den beri yıldızı parlayan eski Başbakan'ın kendisine gölge yapması korkusundan kaynaklanıyor.

Zaten ‘Yeni Çar’ın aynı şahsiyeti yine kendisinin 2000 yılındaki başkanlık kampanyasını hazırlamakla görevlendirmesi, Viktor Çernomırdin'i kamuoyuna unutturarak potansiyel bir rakibi şimdiden tasfiye etmek hesabında yatıyor.

Diğer taraftan, adı sanı duyulmadık enerji bakanı Sergey Krikenko'nun geçici başbakanlığa getirilmesi ve koltuğa aslen oturması şansının da yüksek olması, Yeltsin'in Duma engelini bertaraf etmek stratejisini ortaya koyuyor.

Çernomırdin'e ek olarak eline pasaport tutuşturulan öteki iki kabine üyesinin ‘şahin’ İçişleri Bakanı ve Çeçenistan kasabı Anatoli Klikov ve Başbakan Yardımcısı ve liberal kanat öncüsü Anatoli Çubais'le sınırlı kalması ise hem genel dengenin korunduğunu, hem de yeni yönetimin içeride ve dışarıda bir önceki hükümetin temel siyasetlerini sürdüreceği sinyalini veriyor.

Nitekim, Kremlin sözcüsü Sergey Yastrjembski ve Dışişleri Bakanı Yevgeni Primakov'un önceki gün bu doğrultuda yaptıkları açıklamalar Moskova'daki son değişikliğin öze değil biçime ilişkin olduğunun tescili anlamına geliyor.

Dolayısıyla, Rusya'nın dahili bünyede liberal politikalardan, uluslararası arenada da mevcut siyasetlerden sapacağını düşünmek için bir neden bulunmuyor.

Hükümetin azliyle Boris Yeltsin bir yandan ‘tek patron’luğunu tekrar ilan ediyor, diğer yandan da çarların ‘‘otokratizm’’ geleneğine sadık kalıyor.

* * *

YUKARIDA da belirttim, toplumların ve onları yöneten seçkinlerin kolektif hafızasında derin yerleşiklik kazanmış biliçaltı dürtüler kolayından silinmez.

Sosyolojik ve politik ortamlarda gerçekleşen şekilci dönüşümler onların özünü bir çırpıda değiştirmez. Ruhiyatlar ve refleksler aniden irşada ermez.

Dolayısıyla, ‘demokrasi geldi’ demekle demokrasi gelmez.

Hele hele, sivil mirasın olmadığı ve tebanın yüzyıllar boyu ‘Küçük Baba’ diye tapınılan Ortodoks ya da Komünist çarların ‘otokratik’ yönetiminde yaşadığı Rusya türü ülkelerde hiç gelmez. Gökten zembille inmez.

Demokrasi hiç şüphesiz biçimi de ihtiva etmesine rağmen esas itibariyle bir siyaset kültürünü, bir fikir disiplinini ve bir tarih geleneğini gerektir.

Bunlar mevcut değilse veya eksikse o demokrasiler gerçek demokrasi olmaz.

Bu dostlar alış verişte görsün ‘demokrasi’lerde (!) ‘Yeni Çar’ Yeltsin aklına estiğinde hükümet azleder ve tebası da ‘Küçük Baba’ya gık demez.

Fakat kuşkusuz, ‘otokratizm’ Rusya'sının dışında ‘demokrasi’ adını taşıyan ama aslında örneğin ‘militarizm’le yönetilen başka ülkeler de vardır.













X