Türkiye'nin en iyi köşe yazarları en güzel köşe yazıları ile Hürriyet'te! Usta yazarlar ve gündemi değerlendiren köşe yazılarını takip edin.

Yazıyla şipşak seyahat fotoğrafları (*)

Ünlü reklamcılarımızdan Nesteren Davutoğlu’nun lezzetli kişisel "reklamcılık seyahatini", birkaç yıl önce Epsilon yayınlarından çıkan "Ada’da Zaman"da okuduk.

Davutoğlu’nun "çalakalem anı özetleme" özelliğini ve yeteneğini de "Ada’da Zaman’da keşfettik. Sonra kitapçıya gittik, baktık sevgili Nesteren işi geliştirmiş. Bu kez gerçek "seyahat yazılarını" kaleme almış. Daha doğrusu yine "çalakalem tuttuğu" anılarını üç kitap halinde yayınlamış: Norveç Defteri, Afrika Defteri, Balkanlar Defteri.

Ortaya çok lezzetli işler çıkmış. Okudukça görüyorsunu ki, Nesteren yazmıyor da, yazıyla şipşak fotoğraf çekiyor gibi. Şipşak duygular, şipşak düşünceler, şipşak yaşananlar.

Ben Balkanlar Defteri’nden başladım. Şaşırdım. Heryeri gezmiş Balkanlar’da Nesteren. Hiçbir yeri ıskalamamış. Rodop Dağları’nı şöyle anlatıyor:

Rodop Dağları, Nestos deltası.

Doğaya teğet geçtik. İçeri davet etti,

Kocaman kollarına, doğaya borcumuz olsun.

Kavala’da Maria ve Kostas’la sohbet çok sıcak:

Dağ ve denize inişiyle Kuzey Ege limanı bir güzel ki.

Otele bavullarımızı bırakıp, balkondan geceye bakıp,

derin nefes alıp doğru Yusuf’un hatırladığı meyhaneye...

Gece koyu, kapkaranlık ve sıcak.

KAVALA’da hoş bir gece geçireceğimize eminim.

Balıkçı meyhanesinde iyi bir rastlantı.

Bir ses; biz hangi masaya otursak diye aramızda

Konuşurken "BUYURUN EFENDİM".

Seslenenler MARIA ve KOSTAS, tanışıyoruz.

Sahile geniş kıyısı olan meyhanede,

Sırt sırta oturuyoruz, masadan masaya sohbet ediyoruz.

Önce Maria kendini tanıtıyor:

"Doğma büyüme Beyoğlulu’yum ben, Maria.

Annemin mezarı orada, Anneciğim..."

Maria ile Türkçe, meyhaneciyle türlü dilleri birbirine karıştırarak anlaştık.

Camlı vitrinden büyük balıklar çıkardı;

Kilo fiyatlarını, isimlerini söyledi.

"Ben 16 yaşında geldim buraya. Sarayburnu’ndan

Necip Ramazanoğlu üvey babam, Türk’tü. Beni o büyüttü. Padişahın torunuydu. Eminönü, hepsi onundu, aldılar..."

Sonra Kostas:

"Gemlikte doğdu kocam, bir aylıktı,

1922’de kaçmışlar buraya."

Tekrar kendi hikáyesine dönüyor, çünkü gençliğini, hayatını hatırlıyor, gözleri parlıyor.

"Üvey babam büyüttü beni; ah babam, anneciğim oradalar.

Koskocaman eşek oldun, derdi babam.

Koskocaman eşek kızım

4. Şube’ye gidince, bana polis "Gel gel diyor, hoşgeldin Karakız". Benim orada vesikam vardı, fotoğrafımı verdi, çok sevindim, çok."

Arada ouzo’dan yudum. Iassu! Şerefe.

"Kocam tütün fabrikasında çalışıyordu. Burada hep tütün.

İngilisce, Alamanca, Fransisca iyi bilirim."

Zaten Yunanca, Türkçe anadilim, İtalyanca ben bilirim.

"Mutlaka gelin önümüzdeki yaz, gelin İstanbul’a."

"İnşallah efendim... İnşallah efendim..."

İstanbul, sizi görünce sevinir.

Oğulları Tanassi gelecekmiş İstanbul’a, mobilya fuarına, bizi arasın dedik.

Lafta kalır herhalde.

Kostas çok yakışıklı diyoruz, elini havaya kaldırıyor, "Türkçe unuttu o, ben hiç unutmadım. Çünkü İstanbul’u, ah çok severim!"

Ve yorum:

Balkanlar gezimizin ilk gecesinde, Ege Denizi’nin kuzey kıyısında, Kavala’da bir sahil meyhanesinde, pek hoş sohbetler yaptık. Maria ve Kostas ile Yusuf, Sedat ve Nesteren’in sohbetleri balıktan da güzeldi. Koca göbekli meyhaneci, bu işten pek hoşlandı. Maria Kaçikari’nin adresini aldık. Söz; O’na bu gece çektiğimiz fotoğrafları yollayacağız. İstanbul’undan hatıra olsun.

Nesteren sıcacık diliyle Balkanlarda bizi gezdirmeye devam ediyor. Kutsal Dağ, Meryem Ana’nın Bahçesi, Selanik, Edessa, İkon Galerisi, Üsküp, Kosova, Arnavutluk, Mostar Köprüsü, Bosna, Hersek, Karagöz Bey Camii...

Oralarda olmaktan duyduğu heyecan, okurken size de geçiyor. Kitap, arkasında da belirttiği gibi Balkanlar’ın ışığı, rengi, enejisi olduğu gibi içinize akıyor. "Bir gün ölmeden buraları ben de görmeliyim mutlaka" diye bir duygu kaplıyor içinizi. Hele de kökleriniz oralardaysa, kitap biter bitmez arabanıza atlayıp Kapıkule sınırına dayanmanız an meselesi. Belki de bazıları çoktan yola çıktı bile.

(*) Nesteren Davutoğlu, Balkanlar Defteri, Epsilon, 2006.

Aşk her zaman iş yapıyor

Yazın ortasında Tepe Nautilus’da, geceyarısı son seansta, Göl Evi’ni izlemek için bir salon dolusu insan toplanmıştı. Neden? Çünkü aşk her zaman, her yerde kesinlikle satıyor.

Ancak bir salon insan, film bittiğinde mosmor olmuştu. Çünkü birileri onları "müthiş aşk" filmi diye kandırmıştı.

Göl Evi, kusura bakmayın ama rezalet bir film. İçinde aşk falan yok, sadece "anlamama" duygusu var. Film bittiğinde içinizi asla sıcacık aşk duyguları sarmıyor. Kendinizi iyi hissetmiyorsunuz. Aptallaşıp kalıyorsunuz. Yazık olmuş Keanu Reeves ve Sandra Bullock ikilisine. İkisini de yıllar yıpratsa da, bu ikiliden dillere destan bir aşk filmi çıkardı. Yazık olmuş.

Bu arada, anlayan biri söylesin lütfen, filmin sonunda kadın 2006’da ise erkek arayı nasıl kapattı?

Sandra ablam var diye!

Oyster Residence başka bir butik

Antalya-İzmir sahili üzerindeki gezimizin bu müstesna bölümünde, Fethiye Belcekız plajında, Oyster Residence’dayız. Daha içeri adım atar atmaz farklılığın mekanına geldiğimizi anlamış bulunmaktayız. Fethiye’de deniz kenarındaki ünlü Beyaz Yunus balık lokantasını bilirsiniz. (Bilmiyorsanız bu yaz mutlaka ama mutlaka uğrayın, bu yaz bulunduğu yerden başka yere taşınıyor). Oyster Residence Beyaz Yunus’un sahibi Mehmet - Günsenin çiftinin gerçek "residence"larıymış. Daha sonra otele çevirmişler. Daha sonra da hayat arkadaşlıklarını bitirmişler ama iş arkadaşlıkları devam ediyormuş. Otelin yönetimi Günsenin Hanım’da...

Günsenin Hanım’ın İngiltere’de aldığı moda tasarımı eğitiminin etkileri, içindeki "yaratıcı ruh", Oyster’ın her yerinde buram buram hissediliyor. Odaların her biri farklı döşenmiş, acayip de güzel olmuş.

Her oda doğrudan bahçeye açılıyor. Tam bahçenin sağında, herkese yetecek kadar keyifli bir havuz var. Oyster Residence’ı iki sözcükle tanımla derseniz. Sakinlik ve huzur derim. İnanılmaz bir sakinlik, inanılmaz bir huzur. Konfor beş yıldızlı, sessizlik butik.

Belki de dinlenirken, güneşlenirken çıkan tek ses, Babadağ’dan iniş yapan yamaç paraşütçülerinin, kumsala inerken havayı yalayarak çıkardıkları hışırtı.

Oyster daha çok İngiliz turistlerin tercihi. Keşfetmiş cenneti amcalar. Bir yanda sessizlik ve huzur, diğer yanda metrelerce Belcekız plajı. Oyster’ın kendine özgü yiyecek-içecek menüsüne de diyecek yok. Hiçbir şey sıradan değil. Çikolalı kirazı çok beğendim örneğin.

Niye yalan söyleyeyim, Oyster’daki huzurun tadı damağımda kaldı. Eylül’de de mükemmel oluyormuş. Ha, birşey söylemeden edemeyeceğim. Oyster’ın tam yanında bir diskotek var. Gece yarısından sonra bu disko bazen azıtıyor ve "yüksek ses" konusunda kimseyi de dinlemiyor.

Aslında bir süre önce buralara jandarma bakarken sorun yokmuş, ama iş jandarmadan belediyeye geçince işin rengi değişmiş.

Acaba belediye başkanı jandarmadan sonra neyin değiştiği konusunda bize açıklama yapabilir mi?

CUMA ALINTISI

’’Kötülük etme fırsatı insanın karşısına güne üç kere çıkar; iyilik etme fırsatı da yılda bir kere.’’ (Voltaire)

CUMA TAKINTISI

Sarıyer’den Rumeli Kavağı’na giderken sağda, Geliş isminde bir balık lokantasını öneriyorum bu hafta. Balıkçı Kahraman iyi hoş ama balığı bir de Gelişli’de yemenizi tavsiye ederim. Çok güzel balık pişiriyorlar. Gelişli Kardeşler, 13 yıldır aynı yerde balıkçılık yapıyor. Mezenin, ara sıcağın üstadı olmuşlar. Bu haftasonu Gelişli’ye takıyoruz. Hele de ayışığı varsa, Boğaz’ın manzarasına da doyum olmuyor.
X