"Güzin Abla" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Güzin Abla" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Güzin Abla

Yazılarınızdan ders almıyorlar

Merhaba Güzin Abla, köşenize yazan bir hanımın başına gelenleri görünce bir şeyler söyleme ihtiyacı duydum.

Erkek milletini tanıdıkça dünyası başına yıkılmış. Peki ne bekliyordu ki? Barbara Cartland kitapları okuyarak, pembe dizileri seyrederek; saçma sapan, toplumun bugünkü gerçekleri ile asla ilgisi olmayan, konusuz eski Türk filmleri ile hayallere dalarak mı kendini hayata hazırlamış?

Şurada 40 kişiyiz, birbirimizi biliriz. Türk hanımlarında "İlişkiye girip eğleneyim, günümü gün edeyim, hayatın zevklerini tadayım, günü gelince atar başkasını bulurum" diye bir düşünce yok; asla da olmaz. İstisnalar hariç. Hanımlar olaya genellikle romantik başlıyorlar, mutlaka evlilikle (mutlu son) bitmesini hayal ediyorlar. Tabii bu süreç içinde, müstakbel eşlerinin sınırları zorlayan isteklerine bir-iki direnmeden sonra teslim oluyorlar. Nasıl olsa evlenecek değiller mi!

Erkeklerde durum tam tersi. Olaya eğlence olarak başlayıp, öyle devam ettiriyorlar. Çetele tutma olayı... İş evliliğe gelince, el değmemiş olması gerek ve yeterli şart. Yine istisnalar hariç.

Uzun yıllardan beri Güzin Abla köşesinde "Benim başıma gelen tüm kızlara ders olsun" yazılarını okuyup duruyoruz. Bunu yaşayanlar da, sebep olanlar da bizim insanlarımız. Ne kimse ders alır, ne kimse alışkanlıklarından vazgeçer; ne de sızlanmaların, aldatılmışlıkların, aldatmaların ardı arkası kesilir.

Artık şu pembe gözlükleri atıp gerçek hayata bakmalılar. Anneler kızlarına da doğru bir hayat görüşü aşılamalılar. Bu, erkek arkadaşsız geçirilmesi gereken kritik yaşlar, anlamına gelmiyor. Tam tersi, arkadaşlık kavramını bilen karşı cinsle uyumlu arkadaşlıklar kurup, onların ruhsal yapılarını ve beklentilerini doğru olarak anlamalarından bahsediyorum. Bir süre sonra olay çeşitli çıkar ilişkilerine doğru kaymaya başlarsa, zaten arkadaşlıktan söz etmenin de bir anlamı olmaz. Böyle bir noktada çizilecek sınırların iyi düşünülerek saptanması gerekiyor.

Sürekli göz ardı edilen bir nokta daha var, bu erkekleri yetiştirenler de analar. "Kızın yüz karası, erkeğin elinin kiri" tanımlamaları toplumumuzun bu konudaki ana felsefesi. Oğullarımızla şişinip, kızları pasifize etmek bize özgü bir gelenek. Burada da önemli rol analara düşüyor. Çocukları hayata hazırlarken, aslında Türk toplumunun karakter yapısını şekillendirdiklerini unutmamalılar.

<ı>á M.F. AKBAŞ


Bir erkek gözüyle, köşeme yazan hanımların en sık rastlanan yakınmalarını ele almanız ve fikirlerinizi açıkça yazmanız hoşuma gitmedi desem yalan olur. Burada bir yandan hanımları, bir yandan hemcinslerinizi dürüstçe tenkit ediyorsunuz. Tabii bu samimi tenkitlerinizden, gençleri yetiştiren anneler de nasiplerini alıyor. Belki şaşıracaksınız ama, bir-iki küçük nokta dışında size katılıyorum.

Dul olmak değil insan olmak önemli

Güzin Abla ben boşanmış, dul kalmış hanımlarla ilgili olarak köşenizde yer alan mektubu ve sizin yazınızı görünce, kısaca bir şeyler söylemek istedim. Dul hanımlara kötü gözle bakanlar için lütfen köşenizde yazar mısınız; Hz. Peygamberimizin en uzun süre evliliğini sürdürdüğü Hz. Hatice de dul bir hanımdı. Üstelik de yaş itibariyle çok büyüktü. Peygamber eşlerinin birçoğu da duldu. Demek ki dul olmak değil, insan olmak önemli olan. Artık bitsin bu yanlış düşünceler.

<ı>á RUMUZ: CEHALET


Elbette, çok yerinde bir hatırlatma yapmışsınız. Zaten o devirde, savaşlar yüzünden kadınlar hep dul kalmış değiller miydi? Erkek sayısı giderek azalmıştı. Pek çok hüküm de o dönemin koşullarına uygun olarak veriliyordu.

Bugün ise boşanmaların giderek inanılmaz düzeyde artması nedeniyle, artık hiç kimsenin dul kadın ya da dul erkek diye burun bükmesi; boşanmış kadını küçümsemesi söz konusu bile olmamalı.

Kızları kandırmak için dinimizi kullanıyorlar

Merhaba Güzin Abla, yazılarınızı beğenerek takip ediyorum. Okurlarınızdan birinin erkeklere güvenememesi üzerine göndermiş olduğu yazıya istinaden, ben de başımdan geçen bir olayı anlatmak istedim. 29 yaşında üniversite mezunu, özel bir şirkette çalışan tesettürlü bir genç kadınım. Bugüne kadar ciddi sayabileceğim karşılıklı bir sevgi geçmedi başımdan. Ben de okurunuz gibi erkeklere güvenemiyorum. İstediğim şey hayat boyu tek bir insanla bu sevgiyi yaşamak; ama çalışkan, dürüst ve az buçuk dininin gereklerini bilen bir insan çıkmıyor karşıma.

Bir keresinde çıktığını zannettim, çünkü bana kendini farklı tanıttı; bana yaklaşırken adeta dinimizi kullandı. Dini konularda bana ders vermeye bile kalktı. Ona göre bir kızın bir erkekle dolaşması, konuşması günahtı. Bana çıkma teklifinden sonra ise günah saydığı her şeyi tek tek istemeye başladı. Ben de kabul etmeyince aramızda sık sık tartışma çıktı ve ayrıldık.

Benim anlayamadığım neden insanların söyledikleri ile davranışları birbirini tutmuyor. Bir kızı kandırmak için artık resmen dinimizi kullanmaya çalışıyorlar. Ben de böylelerini Allah’ın ilahi adaletine bırakıyorum. e-mail: asssss80@mynet.com

<ı>á RUMUZ: ASRA


Eh! Bu da yeni bir kız tavlama taktiği olsa gerek, sevgili kızım. Giderek dinine bağlı, tesettürlü kızlarımızın artması sonucu, genç erkekler de böyle bir tutum içine girdiler zahir.

Eskiden romantizm geçerliydi. Şimdi demek ki, dini bütün erkek görünümüne bürünmek geçerli. Sonuçta beklentiler aynı; genç kızlar da, genç erkekler de ortam ne olursa olsun, bir araya gelme çabası içindeler. Bu da çok doğal değil mi?
X