"Yonca Tokbaş" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yonca Tokbaş" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yonca Tokbaş

Zaman dediğimiz afacan kuş

Biraz yorgun,
Biraz durgun,
Biraz dingin,
Biraz sakin...
Hissediyorum.
Yine mi değiştim sanki...
Kesin.
İnsanın özü pek değişmiyor evet. Yaşadıkları sürekli üzerine yeni bir şeyler takıp çıkarıyor. Sen de ihtiyacın olunca, onlardan hangisini istersen alıp kullanıyorsun belki de.
Uzun zaman beklediğin bir şeyi eline aldın mı, sonrasında nasıl oluyor da elinden bu kadar hızlı kayıp gidiyor anlayamıyorsun bir de.
Ben şu anda, tam da böyle hissediyorum.
Varmak istediğim yere sabırla geldim. Elimde tutmak için çok çaba verdim.
Her şey olması gerektiği gibi oldu. Bitti.
Yani tekrar başlayana kadar bitti.
Zor bir haftadan çıktım.
Her yönden zordu. Duygusal, fiziksel, mental...
Şu anda aklımdaki tek şey çocuklarımın yanına uçmak.
Likya Yolu Ultra Maratonu bitti.
Dileğim bir gün biz ultra maratoncular o yolda koşarken, gördüğümüz yabancı sayısı kadar kendi ülkemin insanlarını da görmek.
Fransızlar gördüm. Ruslar, Almanlar, İngilizler, Kuzey Avrupalılar...
Çocuklarıyla Likya Yolu’nun bir kısmını zor da olsa yürüyenler vardı.
Dünyanın en görülesi yerlerine sahibiz ama sahip çıkmıyoruz. Yaşamıyoruz.
Bu olağanüstü doğamızın, tarihimizin içinde olup ona bu kadar uzak yaşayabilmeyi seçiyoruz.
Nimet elimizdeki. Doğal nimet.
Tarih ve coğrafyamız, doğamız en büyük zenginliğimiz. Biz ona değer vermiyoruz, başkaları bizden çok tanıyıp değer veriyor.
Likya Yolu’nun Fethiye’den Antalya’ya olan kısmında koştuğum, gördüğüm kadarıyla bizden gelen vatandaş ancak kirletmek ve çöplemek için uğrayıp kaçmış.
O kadar.
Kalan turistlerse tadını inanılmaz çıkarıyor. Bizim sahip olduğumuz cennette onlar yaşıyor. Bizim cennetimiz hakkında onlar bilgi sahibi. Ellerinde kitap, yanlarında rehber, öğrenerek geziyorlar.
Bu işin bir diğer düşündürücü yüzüydü benim için geçtiğim hafta.
Geçirdiğim bu zorlu bir haftadan sonra hissettiğim şey şu:
Beni bu ortamda, yani bütün beraber olduğum insanlar çok güzel bir şekilde büyütüyorlar. Olgunlaştırıyorlar.
Bazen bir şeylerden vazgeçebilmek başarı oluyor. Bazen en zor koşulda devam etmek.
Bazen bırakmak, bazen tutunmak.
Bazen ite kaka yapmak, bazen coşkuyla. Bazen de bir şey yapmamak...
Yani anda kalmak denen şeyin ta kendisi o yaşanan.
Açıkçası yazma isteğim yok şu an.
Sessiz sedasız kalma isteğim daha baskın...
Likya Yolu Ultra Maratonu’na gittiğimi okuyunca şahane bir mail atmış Mehmet Coral, şöyle yazmış bana:
“Yıllar önce Radikal’deki UÇAN YAZILAR köşemde Likya’yı havadan katedişimi yazmıştım. Bugün o güzel anılara çiçek açtırdınız. Size şükran duyuyorum.
Zamanı iyi değerlendirmeniz için bir Likya bilgesinin sözleriyle size bir boyut geriden katılmak isterim.
Zaman, umutlarımızı gerçekleştirmek için uğraşmaz, o işini görür ve uçar... -Antiphon-...”
Tam da bu!
Zaman işini gördü.
Uçtu.
Ben şahidim.
Yonca
“Ağaçkakan”

X