"Yonca Tokbaş" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yonca Tokbaş" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yonca Tokbaş

Yastığımın altı ve Bakkal Amca

Uyumayı hiç sevmedim.

Hatta doğduğumda o kadar uyumayan, o kadar çok ağlayan bir bebekmişim ki, annem perişan olmuş.
Babam zaten aşırı ilgili ve herrrr şeye karışan bir baba, yani insanı ilgisiyle yoran cinsten bi insan olduğundan, Annecim de içinden tövbeler etmiş ikinci bir çocuk doğurmaya.
Bankada çalışırken gişede hüngür hüngür ağlarmış annem yorgunluktan, uykusuzluktan. Sabah kuzenlerim gelir beni devralırlarmış. Battaniye içinde saatlerce sallarlarmış uyuyayım diye de bana mısın demezmişim.
En sonunda ailenin canına tak etmiş uykusuzluğum, Doktor Dedem de çözemeyince durumu beni alıp Hacettepe'ye gitmişler. Doktor Amca da bana iyice bakmış ve: "Bu çocuk gayet sağlıklı. Enerjisi fazla, uykusu yok belli ki. Uykusu gelince uyur elbet" demiş.
Annemi düşünebiliyor musunuz, kadın perişanlığına devam tabi.
Nitekim geçen sene bana benzer çocuğu olan bi arkadaşım halinden yakınırken şöyle diyordu Annecim: "Yonca da doğduğundan beri uyumuyor ve susmuyor. Çok zor bi çocuktu. Çok sabır lazım evladım. Ama merak etme, çok şükür sonu iyi oluyor."
Kahkahayı bastım tabi. Çok hoşuma gitti. Annemin gözünde çekilen cefanın mutlu bir sonuyum ben...
***
De bu yazdıklarım alaksız oldu yazacaklarımla.
Döneyim konuya. 2014 gidip 2015 gelene kadar size anı defterimmiş gibi yazılar yazmaya, hayatımdaki anıları kısa hikayeler tadında anlatmaya karar verdim.
Bu kararı verdim çünkü; benim için bir yıla veda edip bir diğerini karşılamak için içinde sıcacık şükürler ve sevgi dolu hatırlamalar olması önemli.
Unuttuğumuz güzel duyguları hissederek gidene veda edersek, geleni de güzel duygularla karşılarız gibi.
***
Yaşım 4. Bilemedin 5.
Hep uyuma numarası yapar en sonunda sabaha karşı bi şekilde uyuya kalırdım tabi. İnanılmaz hayaller kurardım odanın tavanına bakıp. Kalorifer borularından tavşanların çıktığını düşünmek en sevdiğim şeydi. Kimi zaman tavşan çıktığına öyle inanırdım ki, çığlık atıp evde kim varsa çağırıp göstermek isterdim. Benden başka kimse göremedi o tavşanı... Tavşan hep biri geldiğinde hızlıca kaçtı.
***
“Rüya gördün mü Yonca?” diye sorana, tavşanları ve kuzuları gördüğümü anlatırdım mutlaka.
Gözümü açtığımda babam tepemde dikilmiş bana bakıyor olurdu. Hep... nasıl bilirdi gözümü açtığım anı bilmem.
Gülümserdi bana.
“Yastığının altına bak bakalım Yonca, periler sen uyurken sana bu gece ne getirmiş?”
Nasıl fırlar bakardım o yastığın altına biliyor musunuz, heyecandan kalbim duracak gibi olurdu.
Minnacık ellerimle yastığın altı bana kocaman bir tarla gibi gelirdi. Oraya bak yok, buraya bak yok.. Ayyy ne getirmişler acaba, acaba ne getirmişler yaaaaa????
Sonra elim bi şeye çarpardı. Bir an babamla gözgöze gelirdim, saliselik bi bakışma hani, ve hemen yastığı kaldırırdım ki elim kadar bir çikolata.
Zıpla Yonca!
Zıplardım yatakta.
Üstünde bir hayvan resmi var çikolatanın.
Acele açardım; ama kapağını hiç yırtmadan.
Özenle.
Dikkatle.
Hani gözünüzde canlandırın, hayal edin o minik ellerin kağıdı yırtmadan çıkartmak için dilini ısırarak pür dikkat çalışan halini.
Öyle işte...
İçinden işte o sihirli kart çıkardı.
Ya ağaç kakan olurdu resimde, ya aslan, ya papağan ya zebra ya da fil.
Sihirliydi tabi ya.
Kartı sağa sola oynattın mı aslan kükrerdi, filin hortumu iner kalkardı, ağaç kakan ağacı gagalardı.
Yatakta zıp zıp zıplardım o hayvanlar hareket ettikçe.
Babam yıllarca yastığımın altına hep çikolata bıraktı.
***
Sonra kardeşim doğdu. Annem tövbesini bozmuş işte.
İyi ki de bozmuş! Dünya’ya bedeldir kardeşimin varlığı.
Sıpa çok ta olaylı geldi Dünya'ya.
Babam trafik kazası geçirdi anneme yetişecek diye. Biri acilde yatıyordu, biri doğumhanede.
Eve geldiği ilk gece, kardeşim öyle güzel uyudu ki annem sabah kalktığında çocuk öldü sanmış. O kadar hani annem gece uyuyan çocuğa alışkın değildi benden sonra. Biz buna hep çok güldük, bunca yıl boyunca.
Babam işten eve geldiğinde her akşam ısrarla bizi odaya yollardı. Biz kardeşimle neden odaya yollandığımızı bilsek de, bilmiyor gibi yapar, oyunun heyecanını arttırırdık.
Babam, “Bakkal açıldıııı, Bakkal Amca geldiiii” derdi, koşa koşa gelirdik.
Küçük bi masamız vardı, onun üzeri çikolata sakız matchbox araba, kitap ıvır zıvır ne varsa dolu olurdu.
Babam, göz kırpıp bize para verirdi, biz de alış verişi o parayla yapardık.
Sözde hepsini almak imkansız gibi olurdu; ama bi şekilde Bakkal Amca indirim yapardı da hep masada ne varsa alırdık iki kardeş.
Ay ne zevkliydi o alışveriş anlatamam size. Hesap kitap ta yapılırdı; toplama çıkartma bölme çarpma... Hayatımızın en zevkli matematik dersiydi.
Bi şey daha vardı yazmayı istediğim ama tıkandım.
Belki onu da sonra yazarım.
Ben geç anladım.
Babam aslında hep küçük bi çocuktu...
Bence hala öyle.
Biz de...
Yonca
"Düğüm"

X