"Yonca Tokbaş" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yonca Tokbaş" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yonca Tokbaş

Yalanlar da biter

Yunanistan’da seçim oldu.

Çipras’ın seçilmesine, en çok biz sevindik gibi.

Eeee çeken bilir.

O yorgun, ekonomisi bitik, işsizlikten perişan, yolsuzluklardan, rüşvetlerden midesi bulanan insanların yaşadığı komşumuzda olan seçimden sonra en çok duyduğum cümle: “Ah ulan bizde de bir gün olur mu acaba?” oldu.

Kelebek etkisinin bizi de titretmesini bekliyoruz sabırla.

Yalnız ve güzel bir ülke orası da.

Orası da bizim gibi bıkkın. Biz de onlar gibi.

Biz de onlar kadar yorgun, işsiz ve yolsuzluktan, ayakkabı kutularından mide bulantıları içindeyiz.

Ha bizim kadar yalnız mı diye düşünüyorum Yunanistan?

Değil.

Bi AB üyeliği var kapı gibi arkasında mesela. Kapı gibi mi arkasında kurt gibi mi tepesinde emin değilim gerçi...

Ha ben AB üyesi olalım istiyor muyum?

Hayır. İstemedim hiç.

Ben hiçbir türlü politik/ekonomik kulüp üyeliği seven bi tip değilim, ondan. Bir de olacağına inanmadım. Oyalamaca geliyor bana.

Biz kendimizi, onlar bizi oyalıyoruz.

Hedefleri tutturasımız yok, onlar da zaten her seferinde oyuna yeni kural ekliyorlar.

***

Bir de benim arkamda illa kapı gibi birisi olsun hislerim yok.

Kendim olayım güçlü, o bana yeter.

Daha doğrusu gücümün farkında olarak, en önce kendi aileme, çevreme, doğru düzgün davranayım, dürüst olayım, eşit haklar dağıtayım başka bir şey istemem.

İsterim ki AB üyesi bir ülke kadar adil ve özgür olalım. Bir AB üyesi olmadan da o çağdaş kriterlere uyalım.

Adaletin eşit işlediği, yolsuzlukların kayırılmasından duyulan pişkinlik yerine cezasını bulmaktan çekinildiği;

Gencecik bedenlerin sokak ortasında dövülerek öldürülmesinin affedilmediği bir ortam olsun dilerim ülkemde de. (Cümledeki abesliğe, algı yönetimiyle geldiğimiz hale bak),

Çocuğu ekmek almaya giderken öldürülmüş bir annenin, meydanlarda çocuğuna yalan çamurlar, iftiralar atılarak yuhalatılmadığı bir vicdan ortamında yaşayabileyim dilerim ülkemde.

Dilerim ki ne dini, ne dinsizliği yüzünden ayrılıp kayrılmasın insanlar. İnançlar üzerinden ticaret yapılmasın ülkemde.

Namazı sırf yaranmak için değil, inandığı için kılsın insanlar. Sakalını “taraf gösterişi” için uzatmadan veya sakallı olduğu için bir tarafa mensup algılanarak diğer taraftan dışlanmadan da var olabilsin insanlar.

Başı açık, kapalı, türbanlı, türbansız diye sıfatlandırılmasın “etiketi” her nasıl olursa olsun her türlü şiddete 7 gün 24 saat maruz kalan kadınlar.

Korumalar, bin odalı saraylar ve duvarlar arasına kendini hapsetmekten başka çaresi kalmamış bir şekilde; gerçeklerden kaçarak, sağı solu ezip tekmeleyip azarlayarak güçlü görünmek zorunda kalmasın Başlar.

Yalanlar da gün geliyor bitiyor biliyor musunuz.

Yani ne kadar çok yalan söylersen söyle, bir gün söyleyecek yalanın kalmıyor.

O yüzden, Çipras’ın seçilmesine çok sevindim ben de.

Hatta bir taraflara yaranmak için, daha fazla oy, daha fazla bilmem ne için; vicdan/duygu/din/insan sömürüsü yapmak yerine, yapmadığı için sevindim.

İnanmadığı Tanrı’ya inanırmış gibi yapmadığı, ve kendini böyle bir mecburiyet içinde hissetmediği için, hissetmişse de “Hadi be, başlarım ikiyüzlülüğüne!” diyebildiği, o cesareti olduğu için sevindim.

Olmadığı bir insan gibi davranmaktansa, her nasılsa öyle kalarak yeminini etmesini sevdim.

Ortamın buna izin vermesini, bunun mümkün olmasını sevdim.

Gerçek olmanın cesaret göstergesi olarak algılandığı çelişkiler Dünyamızda, nihayet birilerinin bu çelişkilere nanik yapıyor olmasına sevindim.

Bir gün -ve bence o gün hiç de uzak değil, nitekim Kral artık sürekli çıplak- bütün gerçekler ortaya çıkacak ve yalan dolan kalmayacak.

Böyledir çünkü.

Sen istediğin kadar kaç, yalan seni sen yoruluncaya kadar kovalar.

Sobe yapar.

Ya da,

O kandırdığın çocuklar yakalar seni.

Oyunun dışına atar.

Yonca

“ebe”

X