"Yonca Tokbaş" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yonca Tokbaş" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yonca Tokbaş

Nihat Doğan, Ergin Ataman ve ayna ayna söyle bana en saf kim acaba?

Nihat Doğangil aslında koca bir toplumun gayet de güzel hep düşündüğü, laf arasında mutlaka sağda solda söylediği bir şeyi twitleyiverdi.

Yani;
“Kral Çıplaaaaaaak” diye bağırıp kendini gösterdi.
Nefis oldu.
Hangimizin çevresinde kendisini benzer şekilde yargılayan bir aile büyüğü, arkadaşı, ortamı olmadı diye sormak isterim bizlere. Hiç mi rastlamadık bu cins tepkiye?
Hiç beklemediğim eğitimli, modern dediğim bir tanıdığımdan bile benzer tepkiler duydum benzer olaylar karşısında.
Hmmmm...
Daha yakın geçmişte Hıncal Uluç da bu düşünce şekliyle çatır çatır yazmıştı ya Defne Joy’un ölümü için değil mi?
Su testisi deyimini kullanmıştı sanırım, yanlış hatırlamıyorsam.
E ne oldu?
Yani ne olduydu 3-5 kınamamızdan başka?
Hıncal Uluç bir yerlerden ihraç edilmedi.
Kendi kendimize çok sinirlendik oldu bitti. Yaşlılığına verenler filan oldu.
Kalbimizde vicdanımızda yaş haddinden affediverdik o söylemini oldu bitti.
Bugün Nihat Doğan’a tepki veren insanların kimisi, o günlerde Hıncal Abilerini ortak kanıya sözcülük ettiği için savunuyorlardı.
Yıllar önce basın aleminde başına gelen tatsız bir “mini taciz” olayını anlatmaya çalışan birisinin resmen “bok atıyorsun” ve “ilgi çekmeye çalışıyorsun” muamelesi gördüğüne şaşıp kaldımdı.
Çünkü olay kimsenin zaten dokunamayacağını düşündüğü, veya kendi çıkarlarının da zedeleneceğini öngördüğü, veya gücüyle baş edemeyecek olduğunu bildiği biriydi.
Kıza “sen istediğin kadar yırtın, kimse sana inanmaz!” dendi, bitti.
Bu arada neden mi “mini taciz” dedim, e çünkü bu ülkede tacizi derecelendiren abuk bir kafa da var ondan! Yani fiziksel olarak taciz etmemişse birisi seni, o taciz sayılmaz mesela.
Hele de elinde delil olarak morarık, kamera ve telefon kaydı da yoksa kime ne anlatacaksın. Ruhunun zedelenmesinin resmini çekip koyamazsın ki kimsenin önüne.
Esas vehamet çevredeki kadınların bile en önce kadına karşı tavır alıp adamı korumasıdır mesela.
Diyeceğim o ki;
Kadın-erkek fark etmez.
Kafa Nihat Doğangil kafasıdır.
Nihat Doğan içten geçeni dışa vuran kişidir.
Ve ne trajikomiktir ki içi dışı bir davrandığı ve o kötücül düşünceyi olduğu gibi dışa vurduğu için ihraç edilmelidir. Çünkü bizim tam da böyle bir musibet bin nasihatten iyidir diyeceğimiz örneklere ihtiyacımız var. (ne acı...)
Keşke dışa vurmayıp “mış gibi” davrananları da yakalayacak bir “Nihat Doğangil ölçerimiz” olsa.
“Yok canım o asla öyle düşünmez!” dediğin ne çok adam bal gibi öyle aslında.
Görüntüye filan aldanmamak lazım.
Ancak başına gelince anlarsın.
Bu ülkede tacize, tecavüze uğrayan ünlü kadınlar sayfa sayfa manşet olur ve kadın en önce toplumun ahlak masası tarafından sofrada, sohbette, orada burada damgalanır, yargılanır, işi bitirilir fişi çekilir.
Ayıbı işleyen meşhur ve tanınan bir erkek oldu mu, olay acilen kapanır.
Hele kişi basında söz sahibi ise, bildiğin örtbas da edilmesi kolaydır.
Ben buna basında erkek dayanışması diyorum.
Kadın dayanışması var mı peki?
Yok.
Mış gibi olabilir...
Adını anarak yeniden acısını deşmek istemediğim ne çok kadın en önce kadınlar tarafından “cık cık cık ne ayıp”landı bu ülkede.
Ama bakınız bütün bu çok karmaşık algılar dünyamızda, yine de aynı basındır kadına şiddet konusunda bir şeyler yapılması için en çok uğraşan.
Belki de vicdan aklamasıdır bunun nedeni. Reyting, tiraj, daha çok tık, daha çok “like” için tüm etik kurallarımız yerle bir olmuş nokta net.
Ama artık öyle bir hale geldik ki, bu iş nasıl halledilecekse, öyle hallolsun diyorum.
Nihat Doğan’ın bu zehri dışa akıtmasına mutlu oldum yani.
Hah dedim keşke biraz daha kaşısak şu olayı da herkes aslında bir dökülse.
Şu anda ona yapılan bu aforoz sayesinde, bir dolu başka zehirli düşüngenin “aman beni de taşa tutarlar endişesiyle sesini kesmesi fena olmadı sanki.
Bu da bir ilk. Diline vuramazsa, belki düşüncesi de yiter gider.
1 musibet bin nasihatten harbi daha önemli.
Yüzleş ikiyüzlülüğünle bakalım sen de! Nihat Doğan senin aynan. Sensin o.
Her kimsen sen yani…
Gocunacaklar nasıl olsa bilirler kendilerini.
Yüzleş ve tırs. Bundan sonra başına böyle şeyler gelecek yani.
Bildiğin damgalı olacaksın.

Bi de şu var bak.
Bugün kadın hakları, kadına şiddet konusunda en önde yer alan çoğu erkek, çıtır kız bulsun afiyetle yer. Buna Dünya düzeni, erkeğin yapısı vesaire filan da deniyor.
Bu duruma isyan eden kimi kadınlar da; erkeği tarafından kıskanılmak için, arzulanmak için, evlenebilmek için her şeyi yapmaya hazır olabiliyor.

Beni yiyip bitiren bir de Ergin Ataman olayı var.
Spor ve şiddet yan yana getiremediğim 2 kelime.
İkiyüzlülükler cennetimizde maddi başarı öyle çılgınca her şeyin önünde ki, bu uğurda o sporcunun o tokadı yemesinden daha doğal ne olabilir diyenler var mesela!
Ergin Ataman maçı kazandırır. O yolda ne yapsa mubahtır yani. Herkesi sıra dayağına çekse ne olacak?
Maçın sonucunu ver sen bana!
Söz konusu başarılı bir adamsa, kaybetmeyi göze alamayız ve şiddeti hoş görebiliriz öyle mi?
Müthiş tutarlı bir ikiyüzlülüğümüz var yani. Kemikleşmiş.
Yoksa sözlü şiddet dahi kabul edilemez ki!
Alın size yazının başındaki Nihat Doğangil kafasının aynısın tıpkısı yani.
Hem kadının yanındayım diyeceksin, hem içinden herhangi bir kadın için icabında “e canım kız da aslında biraz yolluydu” diye geçirebileceksin.
Hem şiddete hayır diyeceksin, hem idam isteyeceksin, hem de spor salonunda atılan tokada söz konusu o adam olunca iltimas geçebileceksin.

Kavşak boş gelen giden yok. Yeşil yansın diye bekleyen bi hıyar sensin.
Kırmızı ışık yandığında icabında durmasan da olur zaten.
Çocuğuna sigara içme de, kendin fosur fosur iç.
Suçluyu gör; ama görmezden gel.
Yalan söyle sürekli; ama dürüstlük bekle.
Karı kız görünce oran buran oynasın, kadın gördün mü her ortamda sözle bile ezmeye çalış üstünlük taşla; ama kadın hakları diye havalar at ortalarda.
Başka kadınlar seksi olsun, kendi karın hanım hanımcık.
Sen aldat ama o aldatmasın.
Bir kendini kolla, başkasına gelince göğsünü gere gere çamur at.
Doğru söyleyeni dokuz köyden kovuyorlar ve dizini dövmeyen kızını döver diyorlar ısrarla.
Mış gibi yapmak marifet sayılıyor.

Tüm değerlerin değersiz olduğu noktamızın özü, dibi, kökü bunlar işte.
En ikiyüzlü kurumumuz aile bu ülkede!
AİLE!

Ay yeter. Çok sıkıldım.
Hayat devam ediyor arkadaşlar.
Bakın türbe yer değiştiriyor, Meclisimizde kaburga kıran kırana ama güvenlik paketimiz var taş gibi maşallah.

Ob la di ob la da life goes oooon on…
La la la la la la
Life goes on!
Yonca
“mış muş”



X