"Yonca Tokbaş" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yonca Tokbaş" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yonca Tokbaş

Kar topu

Çocukken apartmanın altında, apartmanımızın duvarında tenis oynardım.

Pat pat pat pat duvarda tenis topunun sesi olurdu.

Yan apartmanda bir Amca vardı, nasıl da kızardı. “Gelirsem aşağı döverim seni!” diye bağırırdı. Bazen o kadar korkardım ki, eve kaçardım. Başka bir çocuğa tokat atmıştı, gelirse beni kesin döverdi.

Mahallede yakan top oynamak adetti. Futbol desen, hangi mahallede oynanmadı ki!

Bizler sokak çocuklarıydık.

O kadar çok camı indirdik ki yanlışlıkla, sayısını hatırlamıyorum.

Annemler gözümden anlardı, “yine kimin camını yaptırıyoruz?” diye sorarlardı.

Kırdığım dakika özür dilerdim, annemler bir daha dilerdi. Hep beraber azar işitirdik.

Bir komşu ise oynayamayalım diye her yakaladığı topu bıçakla keserdi.

Ne şanslıymışız, top yerine bizi kesmemiş!

Hayatım boyunca gülen, eğlenen, mutluluk çığlığı atan insan sesine kızmak aklıma gelmedi.

Kavga eden olsa müdahale edeyim hemen.

Büyüdüm, anne oldum.

Hangi bebek ağlamaz ki!

Hele gece ağlayan bebek mahalleyi inletebilir.

Delirirsin evin içinde, dört dönersin elinden gelen her şeyi yaparsın, ama yok, bebeğin ağlar. Sen de onunla bir ağlarsın. Kapı çalar, komşu üzerine yürür “kesin sesini, uyuyamıyoruz!” diye.

Uçağa binersin, bebeğin kulağı ağrır iniş ve çıkışlarda. Meme vermek istersin. Kimi zaman alır rahatlar, kimi zaman ne yapsan almaz. Sen çaresiz bebeğini emzirmeye çalışırken kan ter içinde, hostes gelir yanına: “Hanfendi memesi biberonu yok mu bu çocuğun versenize! Yolcular rahatsız oluyor!” der. “Al sen emzir!” demiştim bir kere. Sanki ben memnunum durumdan. Çocuğumun canı acıyor o an.

Etrafındaki genci yaşlısı oflaya poflaya bakar sana. Daha sen çocukla bindin mi o bakışları yersin zaten. Bela geldi diye bakar insanlar sana.

Halden anlamayan anneler, abiler, ablalar, anneanneler bile gördüm.

Bebek ağladığı için suçludur, anne susturamadığı için.

Öfke doludur sağın solun. Sevgisizlik kokar her yan.

Yazlıktasındır mesela.

Çocuk saklambaç oynasa suç, koştursa suç, denize mutlu çığlıklar atarak atlasa suç.

Nereye tıkacağını, sesini nasıl kısacağını şaşırırsın çocuğunun.

Ne mutluluk sesine tahammül vardır, ne can acısına, ne müziğe.

Oysa çocukken olur bunlar. Çocukken atarsın bu neşe saçan çığlıkları, büyüdükçe zaten kısılır sesin ne hikmetse.

Kısarlar sesini.

Ya da öldürürler mutlu olduğun bir anda baksana!

Hangimiz çocuk olmadık?

Hangimiz mutluluk çığlığı atmadık?

Hangimiz canımız yanınca ağlamadık?

Anamızdan ağlayarak geldik be Dünya’ya!

Sen ağlamadın mı totona bir şaplak atar Doktor ki nefes al da hayat belirtisi göster diye.

Hayat belirtisidir ağlamak, sağlıklı büyüme göstergesidir gülümsemek.

Oynamak hakkındır. Hak!

Düşünün ki ne çok çocuk oynayamamış bu topraklarda.

Ne çok çocuk mutluluk sesinin kesildiği, öfkeyle susturulduğu; gülmenin suç, ağlamanın zayıflık olduğu bir ortamda büyütülmüş bu topraklarda.

Düşünün ki bir insan kar topu atan insanlara bıçakla saldıracak kadar mutluluğa düşman!

Ne çok insan nefret ve öfke ile besleniyor, büyütülüyor.

Birilerinin ona hak görmediği mutluluğu, başkasının yaşamasını tehdit olarak alıyor ve bıçakla saldırıyor.

Dahası saldırma hakkını kendinde görüp; “seni bıçaklarım sonra da elimi kolumu sallaya sallaya dolaşırım” diyebiliyor.

Bu cesareti alacak olduğu ortam var, ona bu hak verildi çünkü!

“Keşke bunlar rüya olsa” diyor kar topuyla oynarken bıçaklanan o çocuk.

Nuh...

Kar topu yüzünden öldürülen çocuk.

“Bu bir rüya olsa” diyerek hayata gözünü yuman çocuk.

Çocukların gülmesine, ağlamasına, oynamasına, kahkaha çığlıkları atmasına izin verin lütfen.

Çocukluğunu yaşayabilen, gülebilen insanlar büyütürsek,

Kin, nefret, ve öfke dinecek, o yüzden.

Yonca

“çığlık”

X