"Yonca Tokbaş" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yonca Tokbaş" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yonca Tokbaş

Hayatımın ultra maratonu

O sabah öylesine güzeldi ki!

Deniz durgun. Sakin. Sessiz.
Çıt yoktu. Ağaç kokusu vardı. Misler gibi çam kokusu!
Deniz kokusu ve dalga sesi de sürekli geliyor bahçemize, burnumuza, kulağımıza.
Sabah uyanınca o mis kokuyu ve havayı çektim içime bol bol.
Akasyadaki kuş yuvasından yavru kuşların sesi geldi kulağıma. Bu yaz ilk defa duydum seslerini. Hatta konuşup durmuştuk Aslan Cem’le bu sene neden kuş sesi duymadık diye. Türkiye’nin içinde bulunduğu aşırı yüksek sesli, öfkeli, kırgın, kızgın ortam herhalde kuş seslerini bastırdı diye düşününce, içim burkulmuştu.
Sonra bir ara hadsizce yapılan bahçe ilaçlamalarını, sivrisineklere karşı amansız, faydasız ve asla kazanılamayacak o ilaç savaşını düşündüm. Belki o da etkiliyor kuşları, bebekleri zehirleniyor... Bilemiyorum. Düşünmek ürkütüyor.
Siteler delice ilaçlama yapıyor yaz boyunca, sonra da kendilerini avutuyorlar “İlacın faydası oldu, bugün sinek yok” diye. Oysa sineklerin çoğalma hızına yetişemez kimse ve bu arada insanların soludukları hava sadece kendilerini kansere, türlü hastalıklara çelimsiz kılıyor, anlık mutlulukları yıllar süren umutsuzluklara dönüşüyor.
Nasıl üzülüyorum buna.
Oysa duman sevmiyorlar. İlaçlı olmasına gerek yok. Kahve yakmak bir çözüm. Ya da ne bileyim tütsü. Adaçayı yakmak da iyi oluyor. Lavanta yağına gelmiyorlar. Kol ve bacaklarına sürdün mü, hem kokusunu sevmediklerinden, hem de yağlı zeminde tutunamadıklarından sokamıyorlar insanı.
Öldürmek için yaşamak yerine birlikte yaşamayı öğrensek ne kolay olacak.
Döneyim ben yine o güzel sabaha...
Derken baykuşun sesini duyunca fırladım yerimden.
Bakındım etrafa göremedim. Sesini dinledim ben de. Bu yaz baykuş iyi saklambaç oynattı bana. Sesi var, görüntüsü yok; ama buradayım diyor mutlaka. Ve her ne zaman içimden çok muazzam duygular, cümleler geçiyor, illa ses ediyor.
Beni duyuyor, bana sürekli “İçin rahat etsin Yoncacım, her şey yolunda” diyor.
Sonra...
Sonrası inanılmaz bir hızla geçen saatler.
Yalıkavak saatiyle 12:20 gibi başladıydı sürpriz gelişmeler, mucizeler.
Önce bir çaresizlik, sonra bir sakinlik çöktü üstüme.
Ve kabullenme.
Bu arada, bir şey deniyorum kendi üzerimde ve süper iyi tutuyor.
Paniklediğimde, içim anormal sıkıştığında, korktuğumda birden “Dur Yonca!” diyorum.
Dur bir nefes al. Hemen etrafına bak ve en güzel şeyi görmeye çalış. Ama ne olursa olsun o ilk gördüğün şeyin anlamını hayal et, hatta şekillendir ve kur.
Yarat yani diyorum kendime.
Çok garip mi geliyor bu yazdıklarım size bilmem. Olsun önemli değil, garip gelsin.
Gördüğüm ilk şey o sırada bir inek sesi diyelim... (“Gördüğüm ses” demişim, ne güzel bir şey yazmışım, hoşuma gitti. Sesini duyunca ineğin, kendini görüyor gibiyim çünkü!)
İnek, bu dünyada birileri için kutsal bir canlı. Çünkü bir anne hayatta olmadığında inek sütüyle bebeği hayatta tutabileceklerine inanıyorlar. Yani inek sesi duyduysam, “Offff kesin hayata dair kutsal bir şeyler oluyor şu anda ve demek paniklemeye gerek yok, evrenden mesaj kuvvetli geldi” diyorum. Rahatlıyorum.
Sonra kendime hemen “Şu anı unutma, kendini hırpalama, sakince bekle, elbet bu da geçecek ve sonu iyi olacak” diyorum.
Bugüne kadar başıma gelen en kötü şeyler dediğim şeylere şöyle bir baktım da; her birinin sonucunda vardığım yer resmen cennet!
Saat 16:47 gibi “Şu anda denizde olmam, mavi içine dalıp dalıp gökyüzüne çıkıp derin nefesler almam lazım” dedim. Zeytinlerimden topladım 4 tane, koşarak deniz kenarına gittim. Elimdeki zeytinleri denize bıraktım. 4 dilek tutup...
Denize atladım sonra.
Ege’nin mavisine.
Sağlam, güçlü birkaç kulaç attım. “Demir gibi sağlam, mavi gibi özgür ve hayat veren” diye tekrarladım durdum. Müzik gibi...
Merdivenleri koşarak çıktım, 99 basamak kadar, mucizeleri gerçek kılan sihirli bahçeme döndüm. Zeytinlere tutundum. Sımsıkı tutundum.
Zeytin gibi güçlü, köklü, hayat veren, sağlam, güvenilir, adil ve barışçıl şeyler hayal ettim.
Çırılçıplak ayaklarım toprakta, nefes aldım, gülümsedim.
Mavi denize, göğe bakarak sessizce doğayı dinledim.
Fıstık çamımızın altındaki bisikletime gittim.
Hadi dedim, azim adına, sabır adına, hayatta hayalini kurduğumuz her şeyi sağlıkla kucaklamak adına çevir pedalı Yonca... Demir adam adına çevir. Güç, kuvvet, denge, her şeyi yapabilme gücü düşündüm.
Cırcır böcekleri coşup olağanüstü güzel bir senfoni dinlettiklerinde bana, bahçemde saat 17:30 oluyordu.
O gün çok güzel bir gündü.
Sonrası da çok güzel oldu, oluyor.
Hayat sana teşekkür ederim. Bana görme şansı, isteği, farkındalığı verdiğin için de şükürler olsun.
Hayatımın en anlamlı ultra maratonunu yaşıyorum.
Nasıl, ama nasıl güzel yaşlanıyorum!
Yonca
“hayat dolu”

X