"Yonca Tokbaş" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yonca Tokbaş" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yonca Tokbaş

Çocuğu siz mi zorluyorsunuz, kendi mi istiyor?

Bu soru çocuğu düzenli spor yapan, onu haftanın 6 günü antrenmana taşıyan anne babaların en çok duyduğu, mahalle baskısına benzeyen insanın sinirini inanılmaz bozan bir soru.

İnsanlar bir çocuğun haftanın her günü ciddi ciddi kendi isteği, rızası ve aşkıyla spor yapmasını “yazık, canım benim yaaaa perişan oluyor evladım..” olarak algılıyor.

Kimi zaman o ailelere dönüp; şu an evde sadece derslere, sınavlara, televizyon ve bilgisayara gömülmüş çocuğunuz inanın hepimizden daha perişan; ama ondan önce esas zor durumda olan siz ve sizin sağlığınız diye haykırmak istediğim çok oluyor.

Haykırmıyorum tabi.

Onları da anlıyorum. Anlamaya, anlatmaya çalışıyorum.

Bahanelerle büyüdük, o bahaneleri içselleştirdik. Yok hava, yok yol, yok imkan, yok bu çocuk zayıf, yok terlerse hasta olur, yok hijyen, yok uzak filan falan...

Geçtiğimiz hafta sizlerle 2 anne ve kızının yaptıkları sporla birlikte hayatlarının nasıl değiştiğini, hayatlarına neler kattığını yazdım.

Bugün de kendisine Asics Türkiye takımının hızlı koşucularından olduğu için “Uçar gider” lakabı taktığım arkadaşım Cemil Gökçe ve ritmik jimnastik yapan, 9 yaşındaki kızı Ayça’nın hikayesini anlatıyorum.

İzmirli bi baba-kız var yani bugün bu köşede. J

Bu yazıları yazmamın bir nedeni de şudur;

P&G’nin “Olimpik Anneyim” projesi dahilinde yapılan araştırma sonucu bize zamansızlıktan şikayet eden ailelerin imkanı olması durumunda bile, yaz tatilinde de çocuklarını spora teşvik etmediklerini gösteriyor.

Dahası çocuklarının spor yapmasını önemsemeyen aileler kendileri de zaten spor yapmayan aileler.

Mesele imkandan çok kültür meselesi.

Bu var ya işte, çok ciddi bir eksikliğimiz; spor kültürü.

Spor yapma bilincinin, kültürünün insana neler kattığını unutmuşuz, bilmiyoruz, düşünmüyoruz veya umursamıyoruz gibi.

Bunlardan biri etik. Diğerleri;

Adalet duygusu, hakkaniyet, eşitlik mesela.

Şike yapmamak, kestirmeden gidip birilerini kandırmamak; yani başkasına gelene kadar en başta kendini kandırmamak, gerçekçi olmak gibi şeyler var bu spor kültürüyle beraber kazanılan değerler arasında. Ve bu değerler bugün Türkiye’ye baktığınızda gördüğünüz en büyük eksiklerimiz arasında.

Adaletsizlik, yalan, kandırma, algı yönetimi... gırla.

***

Oysa insan en sevdiği varlığı evladının ve kendinin bedensel, ruhsal ve gelişimsel sağlığını, saydığım değerleri çocukluktan kazanarak büyümesini nasıl önemsemez değil mi?

Zaman, hava koşulları veya kendi bahanelerimizi çocuklarımızın beden ve ruh sağlığının önüne engel olarak koymadığımız günler yakındır biliyorum diyerek...

Karşınızda Cemil Gökçe ve kızı Ayça...

Yonca

“ilhambaşı”

Ayça Gökçe - 9 Yaşında, Özel İzmir Sev İlköğretim Okulu’nda

Ege Cimnastik Spor Kulübü’nde ritmik cimnastikçi

Nasıl başladı her şey Cemil, yani sizin aileye spor nasıl girdi?

Ben aslında her zaman sporla ilgiliydim, ortaokul yıllarımda atletizmle uğraşmıştım. Dersler ve okul araya girince bırakmak zorunda kalmıştım. Sonraki yıllarda da zaman zaman bisiklet kullandım, zaman zaman koştum, yani spor hep hayatımda bir şekilde vardı. Ama şu andaki gibi düzenli ve programlı olmamıştım hiçbir zaman. Ayça da sporla kreşte tanıştı.

Hangi spor dalına nasıl karar verdiniz kızın için, cimnastik nereden çıktı?

Tabi ki sporu seven, elimden geldiğince spor yapmaya çalışan biri olarak çocuğumun sporla ilgilenmesi istiyordum ama özellikle ve çok bilinçli olarak ritmik cimnastiği seçtiğimizi söyleyemem. 3 yaşındayken kreşte yaşına uygun aktivite olarak cimnastiği önerdiler. Cimnastiğin tüm sporlar için bir altyapı olduğunu biliyorduk ama ritmik cimnastiği seçmemiz ve Ayça’nın bu yolda devam ediyor olmasını şimdiki antrenörüne ve kulübümüze borçluyuz. İlk başladığında lisanslı sporcu olacak, yarışmalara katılacak diye bir düşüncemiz veya hedefimiz de yoktu.

Nerede çalışacağına, kiminle çalışacağına nasıl ulaştınız?

Sporu ehil ellerde, bilinçli ve uzman antrenörlerin gözetiminde yapmanın hayati bir önemi var. Şimdiki antrenörü Lyudmyla Özcan ile Ayça’nın gittiği kreşte tanıştık. Ayça, Lyudmila Hoca'nın teşviki ve yönlendirmesiyle birlikte Ege Cimnastik Spor Kulübü'ne başladı.

İzmir, ritmik cimnastikte diğer illere göre ilerde ve bu dalda başarılı sporcular da çıkarmış bir şehir. Ege Cimnastik’in de Türkiye çapında başarılı, milli sporcuları var. Kulüp yöneticimiz Julie Şavul’un kızı önceki yıllarda ritmik cimnastikçiydi, yani işin veli tarafını da çok iyi anlayabiliyor. Biz de Ayça bir kez başlayınca, antrenörlerinin ve kulübünün çalışma sistemlerini, başarılarını ve bu sporun çocuklara katkılarını görmeye başladık. Kulüpteki ortamı ve aileleri tanıdık. İlk başlarda çekincelerimiz vardı çünkü Ayça çok küçüktü, aynı zamanda haftada bir kez bale derslerine devam diyordu. Yoğun aktiviteler onu zorlar mı diye çok düşündük. Bu konudaki önyargılarımızı yaşayarak, deneyimleyerek kırdık. Ayça’nın antrenörleri bir anlamda bizi de eğitmiş oldular.

Peki bu bir imkan meselesi mi? Zenginsen, durumun iyiyse mi olur?

Çocuğunuza spor yaptırmak için maddi olanaklarınızın çok iyi olması gerektiği gibi bir intiba var doğru. Tabi ki maddi imkanlarınızın yeterli olması pek çok konuda olduğu gibi bu konuda da, özellikle de belli bazı spor dallarında, avantajlar sağlayabilir. Ancak eğer aile çocuğuna spor yaptırmak için kararlıysa maddi konular kimsenin gözünü korkutmamalı. Öncelikle çoğu yerde belediyelere ait ücretsiz ya da çok düşük maliyetli spor kurslarının olduğunu biliyorum. Bunun dışında başlangıçta çocuk spora hobi olarak başlayacak, dolayısıyla ne kurs ücretleri ne kullanılan malzemeler büyük bir maddi külfet olmayacak. Özellikle de çocuğunun fiziği belli bir spor dalına uygunsa ve çocuk yetenekliyse pek çok imkan zaten önünüze çıkıyor. Birçok kulüp maddi durumu yeterli olmayan çocuklara destek oluyor. Hatta biraz daha ileriye gideyim, pek çok sporcu okullarından spor bursu alabiliyor. Bunların hem ritmik cimnastikçilerde, hem de kısmen içinde olduğum atletizm dalı ile ilgilenen çocuk ve gençlerde örnekleri olduğunu biliyorum. O yüzden aileler en baştan maddi imkansızlıkları göz önünde bulundurarak, hemen pes etmemeli. İyi bir araştırma ile herkes ailesine ve çocuğuna uygun şartlardaki bir spor dalıyla çocuğunu tanıştırabilir. Yeter ki istensin ve kararlı olunsun. Bazı profesyonel sporcuların da hikayelerinden bildiğimiz gibi maddi imkansızlıklar içinde ya da tamamen tesadüfen spora başlayıp, başarıyı yakalayanlar var. Denemeden asla bilemezsiniz.

(Yonca notu: Bu konu beni deli eden bir konu. Çünkü sıkıntı şu ki; imkanı olan eğer kalkıp spora yatırım yapsa, imkanı olan aile kendi çocuğunu spora yönlendirse, imkanı olmayan çocuk da bundan faydalanabilecek. Öyle ki, bir çok aile kendi çocuklarının yanında başka çocuklara da destek, sponsor oluyorlar.)

Zorluklar ne mesela bir baba olarak, en çok canını sıkan nedir bu ortamda?

Haftada iki saatle hobi grubunda başlayan antrenmanlar zamanla haftada 6 güne çıktı. Bu tempoya alışmak hiç de kolay değildi tabi ilk başta bizim için. Burada iki şey önemli, çocuk bu tempoya ayak uydurabilecek mi? Aile bu iş için fedakarlık yapmaya hazır mı? Çocuk bir kere yaptığı sporu severse çok çabuk alışıyor, doğru spor bulunduysa asıl iş ailede bitiyor. Hatta bu 3-4 senede, başlangıçta antrenmanlara ağlayarak gelen çocukların ailelerinin desteği ve kararlılığıyla, bu spora bağlanıp, çok başarılı olduklarına da şahit olduk. O yüzden ilk başta aile kararlı ve fedakarlık yapmaya hazır olmalı, biz şu anda Seçil’le (eşim) sosyal yaşamımızdan, tatillerimize, her şeyimizi Ayça’nın programına göre ayarlamaya çalışıyoruz.

Bunun dışında toplumumuzda spor kültürü yerleşmiş değil, küçücük bir çocuğun her gün okul çıkışında antrenmana gitmesi, bütün hafta sonlarını spor salonunda geçirmesi çoğu insana garip gelen bir durum. Hatta uzun süre çevremizden, "Çocuk cimnastiğe kendisi mi gitmek istiyor, çocuğu siz mi zorluyorsunuz?" gibi sorular da geldi, bunlara da zamanla gülüp geçtik tabi.

Bir de işin maddi boyutu var, kullanılan malzemeler, mayolar oldukça pahalı, deneyim kazanmak için yurtiçinde olduğu kadar yurtdışında da yarışmalara katılabilmek önemli. Daha büyük yaş gruplarında özellikle de çok başarılı olan sporculara mutlaka maddi destek gerekiyor.

Her gün okul-antrenman salonu-ev ulaşımını organize etme zorunluluğumuz var. Üstüne yoğun eğitim hayatı ve dersler; yarışma zamanları okul devamsızlıkları, ödevleri yetiştirmek gibi konular da oluyor.

Ürettiğin çözümler?

Tempoya bir şekilde alıştık. Evde Seçil’le aramızda çok ciddi bir işbölümü var. Sabahları okula, işe yetişmek ve akşam 8:30’da eve geldiğimizde hızlı bir şekilde ödevler, duş, yemek konularını halletmek için eşimle bütün rutin işleri paylaşmış durumdayız. Ulaşımı da çocukları aynı kulübe devam eden anne-babalarla paylaşarak çözdük, bu hepimize büyük kolaylık sağladı.

Derslerle ilgili olarak okul yöneticileri ve Ayça’nın öğretmenleri bize oldukça destek oluyorlar. Sanırım ülkemizde en önemli konulardan bir tanesi de bu, okul ve öğretmenler öğrencinin yaptığı okul dışı aktiviteyi destekliyorsa, çocuğun çabasını ve azmini takdir ediyorsa bu hem büyük bir motivasyon oluyor, hem de pratikte zorlukları azaltıyor. Bu konuda oldukça şanslı olduğumuzu söyleyebilirim.

Ayça için hayaliniz?

Kendi hayallerini gerçekleştirebilmesi ve tabi bunun için ihtiyacı olan gücü, azmi ve inancı hiç kaybetmemesi Seçil’le en büyük dileğimiz.

Onun hayalleri?

Yaşı küçük ama hayalleri çok büyük. Tabi ki ritmik cimnastikte başarılı olmak istiyor. Her yeni yarışma yeni bir hedef. Onun dışında da çok meraklı ve yeniliklere çok hevesli bir çocuk. Zamanı ve imkanı olsa ritmik cimnastiğin yanında birkaç aktiviteye daha el atar.

Peki karı koca çocukla ilgili gözlemleriniz neler?

Sporun çocuklara katkılarının çok fazla olduğunu bizzat kızımızda ve kızımızın sporcu arkadaşlarında gözlemliyoruz. Sağlık açısından faydalarından çok bahsetmeme gerek yok sanırım. Onun dışında çocuklar sporla vazgeçmemeyi öğreniyor, örneğin ritmik cimnastikte bir hareketi düzgün yapabilmek için belki yüzlerce kez aynı hareketi çalışmak zorunda, vazgeçmek gibi bir seçenek yok. Bir şeyi başarmak istiyorsa bunun için çok çalışmak zorunda olduğunun farkında, kendi sınırlarını zorlamayı öğreniyor.

Yarışmalarda birbirlerine rakip olan çocukların, arkadaşlıkları da çok farklı. Başka hiç bir yerde edinemeyecekleri tecrübeleri paylaşıyorlar. Kulüpte ciddi bir birbirini sahiplenme durumu var aralarında; örnek aldıkları “ablalar”, yardımcı oldukları “kardeşler” var, arkadaştan çok. Şehir dışı yarışmalarda anne-babalarından ayrı başlarının çaresine bakmayı erkenden öğreniyorlar, bu yüzden de özgüvenleri yüksek. En önemlisi de başarıyı ve başarısızlığı nasıl karşılayacaklarını; bunlarla nasıl baş edeceklerini öğreniyorlar. Çünkü insan başarısız olduğunu düşündüğünde önce başarısızlık hissinin duygusal yüküyle baş etmeli, sonra kendini değerlendirerek, önüne bakıp yeni baştan başlama gücünü toplayarak, neleri farklı yapması gerektiğini anlamalı. Çok başarılı bulduğumuz insanlara baktığımızda belki çok aklımıza gelmiyor ama başarısızlık kadar başarı da insanın üstünde ağır bir yük yaratabilir.

İşte bu yüzden madalyaları, başarıları da doğru anlayıp, taşımak önemli. Bütün bunlar da küçük bir çocuk için büyük tecrübeler tabi.

Sporu, hayatın bütününün küçük bir simülasyonu gibi görüyorum aslında ben; gerçek hayatta ne varsa; mutluluk, acı, hayal kırıklığı, dostluk, rekabet vs.; sporda bunların küçük ölçeklisini yaşayıp, erkenden deneyim kazanıyorlar.

Spor yapan çocuklarda ciddi bir öz disiplin de gözlemliyorum. Uyku saati, beslenme düzeni gibi konulardaki kuralların çoğunun sebebini çocuk içselleştirmiş oluyor. Gününü programlamayı, zaman yönetimini de öğreniyor.

Ülkemizde maalesef her sene değişen eğitim sistemi sınavlarla, testlerle esir alınmış gibi. Bu sistemde spora ya da başka aktivitelere yer yok gibi duruyor, pek çok başarılı sporcu bir noktada eğitim hayatı ve spor arasında seçim yapmak zorunda bırakılıyor. Gerçi bizim karı-koca şimdiye kadar gözlemlediğimiz kadarıyla spor yapan çocukların konsantrasyonu ve disiplini son derece yüksek, bu nedenle spor yapan çocuklar genelde okulda da başarılılar. Antrenörlerinden salonda aldıkları disiplin eğitim hayatlarına da yansıyor.

Benim hem kendi kızım, hem sporla uğraşan tüm çocuklar için temennim, spordan vazgeçmek zorunda kalmadan eğitim hayatlarını sürdürebilecekleri bir ortamın yaratılması ve ülkemizde hem tesis anlamında, hem altyapı sporcu ve kulüplerine verilen destek ve yatırımlar anlamında daha güzel günler görebilmek. Çünkü sadece iyi bir eğitim alıp, sınavlara hazırlanmakla elde edemeyeceği şeyleri katıyor düzenli bir spor hayatı çocuğa.

Peki iş ciddiye binince hayatınız nasıl değişti, siz nasıl değiştiniz bu yolda?

Ayça'nın disiplini bize de yansıdı diyebilirim. Her gün onu antrenmana götürüp getirmeye başladığımda, beklerken zamanımı değerlendirmek için hemen yandaki atletizm pistine bakıp duracağıma ben de orada koşmaya başladım. Bu 5 yıl içinde, kızımı antrenmana götürüp onunla aynı zamanda kendim de planlı bir antrenman uygulayınca, resmen benim de sağlığım çok ciddi anlamda etkilendi. 42 yaşındayım ve yaşıtlarım arasında sağlık kontrollerimde çıkan sonuç bundan 5 yıl öncesine kıyasla oldukça iyi. Hani yaş ilerliyor, ama çok şükür spor sayesinde sağlığım gençleşiyor. Sağlığımı iyileştirdi kızımın yanında olmak.

Biz çocukları büyütüyor gibi görünsek de, aslında çocuklar bize bir çok şey öğretiyor, bizi geliştiriyor. Benim kızım da böylece benim koşmaya daha ciddi bir şekilde eğilmem için itici bir güç oldu. Sanırım Ayça ve ben spor konusunda birbirimizi tetiklemiş, desteklemiş olduk. Koşmak için onun yoğun antrenman programı bana vesile oldu, benim koşuyor olmam ona örnek teşkil etti.

Baba-kız ilişkiniz de iyi etkilendi o zaman...

Aramızda farklı bir bağ da yarattı ve bizi birbirimize daha da yakınlaştırdı. Şimdi atletizmden, futbola her spor dalıyla ilgili gündemi birlikte takip ediyoruz.

Bunun dışında bu işlerin ne büyük özverilerle yapıldığını daha yakından gördük ve anladık. Bunu sadece anne-babalar ve çocuk açısından söylemiyorum, antrenörlerimiz ve kulüp yöneticilerimiz bu işe gönül vermiş insanlar ve çocukların üzerinde emekleri büyük.

Bir de şöyle bir şey var, hep çocuklarımızı küçücük görüyoruz ya, onlara kıyamıyoruz ve aşırı korumacı davranabiliyoruz, bu da çok iyi niyetle de yapılsa aslında çocuğa zarar veriyor. Biz bu hissi kısmen de olsa ritmik cimnastik sayesinde aştık, belki de anne baba olarak en büyük getirisi de bu oldu bize sporun.

Yonca notu son: Etrafımda spora bakış açısını değiştiren, önceliklerini spordan yana kullanan aile/birey sayısı inanın büyük hızla artıyor. İçinde bulunduğum ortamların birçoğunda, yaşanan gündem, sorunlar, tartışmalar, sohbetler içinde insanların sergiledikleri sağduyulu, öfkeyle kalkıp zararla oturmama, kısa ve geçici çözümler yerine planlı uzun vadeli sonuçlara yönelik yaklaşımı çoğu zaman düzenli spor yapıyor olmalarına dayandırdıklarını anlatan kişi sayısı da artıyor. Ve inanın bana bunu görmek... Aslında çok büyük bir “değişim” döneminde olduğumuzun umut veren bir yönü... sabırlıyım yani. Bu konuda yaza yaza yaza daha çok insana ulaşabileceğime inancım sonsuz...

X