"Yonca Tokbaş" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yonca Tokbaş" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yonca Tokbaş

Ben hayvanım ağacım doğayım

Yakın arkadaşlarım, benimle zaman geçirenler, ailem ve bana uzak olsa da beni anlayan içimi görenler şahit, doğayla garip ama gerçek bi ilişkim var.

Mesela kendimi iyi hissetmediğim zaman bahçem, ağaçlarım da iyi olmaz. Ya da tam tersi diyelim ki ağaçların kalbi kırık, ben de çabuk hastalanırım. Tarif edemediğim bir bağ var aramda doğayla. Kimi zaman bu çeşit olaylarıma tanıklık edip denk gelenler şaşkına dönüyor. Havayı okuyorum sanki. Ağaca bakıp konuşabiliyorum. Arılarla da konuşuyorum yemin ederim ve beni duyuyorlar. Filler de gergedan da duyuyor beni. Ağaçlar da. Denizdeki dalga da.
Ben kendimi bu konuda bilime adamak istiyorum, yani bedenimi. Benim üzerimde deney yapıp insan ruhunun ve bedeninin doğayla bir bağı varolduğunu kanıtlayalım ve insanlar bunu görüp inansınlar. İnsana dair olan her türlü fiziksel ve ruhsal her şeyi doğada olan şeyle açıklayabiliriz bence.
Veya doğaya aykırı şeyler yaptığımızda ödediğimiz bedeli...
Mesela söylemeyi isteyip söyleyemediklerini yutmak, susmak yani, bence guatr yapıyor insanı. Ya da karnını şişiriyor; çünkü kelimeleri atmak yerine yiyorsun sürekli ve kabızsın! Veya ben nefes alamadığım, içimden geldiği gibi hareket edemediğim ve kendimi özgür hissetmediğimde hemen zatürre oluyorum, ya da soğuk algınlığı.
Ciğerim tıkanıyor ağlıyor üşüyor.
Boğazım şişiyor. Burnum tıkanıyor ve ağlayamadıkça gözlerim akıyor.
Çocukların okul dönemi daha sık hastalanmasını da buna bağlıyorum. Zil çalana kadar başkasının dediğine mecbursun. Tenefüste de özgür değilsin. İçinde bi hayvan var deli dolu koşturmak oynamak isteyen ama sisteme kölesin.
E tabi gripsin ateşlisin hastasın. Soğukla filan alakası yok.
Hayal ve kalp kırıklığına ve hatta güvensizliğe düştün mü de kendi içinde ölüyorsun.
Mesela bu yaz eve geldim ki kumkuvat ağacım susuz kalmış diye kurumuş. Oysa bence susuz kaldığından değil, o kadar yağmur yağdı nitekim, benim içimdeki yangından üzüntüden ve yaz başı yaşadığım bi takım şeylerden o haldeydi.
Ben susuzdum. Nefes alamıyordum. İçim sanki ölüyordu hayal kırıklığından, kalp kırıklığından, isyandan ve haksızlıktan. Kızgındım çok. Alev alevdim.
Gelip te ağacı öyle görünce delirdim. Delirdim; çünkü kendimi gördüm ağaçta.
Kurumuş dalları, gülemeyen yüzü, kararmış ve dokunduğun an çıtır çıtır elinde kallan dalları. Zayıflamış hastalıklı, yorgun hali tıpkımın aynısıydı.
Saksıdan çıkartıp toprağa diktim. Çok acele etmem gerekiyordu. Ayaklarım çıplak toprağa bastım ben de.
Her gün oturdum dibinde. Konuştum. Suladım. Anlattım. Anlat dedim içindekileri. Atma içine. Yanma. Kuruma. Ölme. Sen meyve veren ağaçsın. Yediverensin. Narinsin. Ama daha uzun bi hayat var önünde. Tutun. Kök sal. Sakın bırakıp beni gitme. Benimle kal. Kal benimle.
Aç kalbini. Utanma. Korkma.
Kimseyi değil kendini düşün.
Ağaca su verdim, kendimi denize attım. Yangını soğuttum.
Çocuklarım verdi seni bana dedim. Sen çocuklarımdan bana armağan doğdun.
Gitme. Sakın kimseyi yarı yolda bırakıp güven sarsma.
Dallarını okşadım.
Geceleri yattığım yerden bahçedeki yerine kalbimden ses yolladım. Bazen dayanamadım gece vakti yanına gittim. Korkma karanlıktan, dedim.
Göğe kaldır dallarını, başını kaldır ve yıldızları gör dedim.
Bak ışık mutlaka var vakit gece ve karanlık olsa da. Evet uzak, evet sanki sönük gibi; ama gerçekte çok parlak ve bunu bilmek de önemli.
Hava var su var.. Hala...
Sevgi var. Mutlaka var. Güven var. Umut hep var. İlla var.
Ve biliyor musunuz yeşil bir tomurcuk belirdi bi sabah. Ertesi sabah bi tomurcuk daha. İflah olmaz, kurumuş, ölmüş demişlerdi oysa bana.
Yemyeşil bıraktım dallarını yaz sonunda.
Yaşıyor!
Sonra birileri kalkıp diyor ki sevgi saçmalıkmış, doğa seni duymazmış, sevginin gücü fasa fisoymuş filan.
Git ulan işine!
Sevil de sevme!
Sev de sevilme..
İçinden "sev" hecesi geçse,
Değil kendini koca Dünya'yı kurtarmaya yeter de artar be!
Yonca
"Aşık"


X