"Yonca Tokbaş" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yonca Tokbaş" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yonca Tokbaş

29 Ekim “tatili”

Ne yalan söyleyeyim... Bu tatillere sinir oluyorum.

Bu kadar anlamlı/önemli bir günün normal zamanda da “tatil” olarak yaşanmasını ve algılanmasını içime sindiremiyorum ben.

Çocukluğumdan beri tatil olmasını istemeyenlerdenim ben.
Cumhuriyetçi, laik Yonca olarak evet.
O günü tatil ilan edersek, insanlara değerini ne kadar anlatabiliriz diye düşünmüşümdür hep.
Hele de bizimkisi gibi, her fırsatta yan gel yat, olmayan fırsatta da yan gel yat, fırsatı bir şekil yarat ama mutlaka yan gel yatçı bir düzen ve yapıda!
Uğrunda çok çalışılmış, emek verilmiş, savaşılmış, ölünmüş, imkansızlıklar içinde kurulmuş, yoktan var edilmiş bir Cumhuriyet için “tatil” yapmak... Cumhuriyet değerinin, “yaşasın kız yine tatil” veya “al işte, herkes tatil olduğu için seviyor, özünü kim umursuyor”a indirgenmesi... Ben bunu yadırgarım.
Bunu liseden beri de düşünürüm.
Lisedeki arkadaşlarımın bu özel günlerde yapılan törenlerle dalga geçmesi, sıkılması, kaytarması hatıraları hâlâ içimi sıkar.
Belki de “yine tatil oluuum” diye diye büyümüş ve bugünün büyükleri olmuş olmamız bozuyor beni.
Yetmiyor, tarihimizin en kritik seçimine giderken, tatiller uzadıkça uzuyor, etrafımda birileri “ama şekerim çok önceden ayarlamıştık yani” diyerek bir yerlere uçuyor.
O zaman da “bak Yonca, haklıymışsın” diyorum kendi kendime.
Çünkü seçim olmasa da, Cumhuriyet demek, tatil demek ki!
Oysa içimden geçen, esas o gündür çalışmak. Bulunduğum yerde belki de samimiyetle, anlamına inanarak kutlamak...
Salak mıyım ben acaba!
Hangi değerin değeri var ki “Cumhuriyet”in olsun!
İşin en ilginci, tatile koşarak gidenler, sistemden, düzenden, hükümetten, olandan bitenden en çok şikayet edengiller. Yani hem Cumhuriyetçi, hem laik, hem demokratik bir ülke isteyip hem de uğrunda bir oy veremeyecek kadar yorgunlar anlıyor musunuz!
E tatil onların hakkı.
Kimi de oy verecek adam bulamıyor.
Bir de o durum var.
Bizde bir durum var yani, bildiğim o.
Yok, sakın sanmayın ki “kal da illa benim istediğim yere oyunu ver” derdindeyim.
Derdim, kendine sahip çıkacak hak edinmek için çabalaman.
Haklarına sahip çıkman.
Bu yani...
Yonca
“çat çut”

Sir Anthony Hopkins

Kapadokya’dan geldim. Hayli ağrı sızı içindeydim.
Gülüm “sana bir şey izleteceğim” diyerek YouTube’u açtı ve “And The Waltz Goes on (composed by Anthony Hopkins – Andre Rieu” yazdı.
Ekranda Andre Rieu belirdi.
Almanca olarak çalmaya başlayacağı vals hakkında bilgi veriyordu.
Meğer Sir Anthony Hopkins filmlerde ün salmadan bir vals yazmış. Eser hiçbir yerde çalınmamış. Bir gün cesaret edip Andre Rieu’yu aramış, yazdığı valsi çalıp çalmayacağını sormuş.
Bundan sonrasını üşenmeyin, girin internete izleyin, dinleyin.
Dünyaca ünlü bir insanın, kendi yazdığı valsin ilk defa can bulduğunu dinlerken gözlerinden fışkıran o çocukça heyecanı, mutluluğu, asalet akan mütevazılığı ile karşılamasını, duygularını okuyarak dinleyin.
Karısının gözlerinden akan yaşlara dokunun.
Kafanızı siz de sallayın bir sağa bir sola. Salının hatta.
Bunca gerginlik içinde, yumuşacık bi vals iyi gelir hepimize.
Dinledikçe amma isim vermiş adam diyorum.
Ne olursa olsun evet...
Ve vals devam ediyor.
Etmeli de.
Yonca
“devam”
https://www.youtube.com/watch?v=M57Fi19vcSI

X