"Yonca Tokbaş" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yonca Tokbaş" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yonca Tokbaş

1 Hayat kurtarmak...

Arkadaşım karşımda sedirde oturuyordu.

Birden kuzenim çığlık attı: “Bacağının yanında bal arısı var dikkat et, ama sakın öldürme... sakın” diye.
Başkası olsa daha o an indirir kafasına öldürürdü belki. Ama benimle birlikte arıları tanıyan ailem, çevrem, arkadaşlarım artık bu konuda inanılmaz hassas. Bu değişimi görmek ve şahit olmak bile, yani 1 kişinin bile “sakın öldürme” diye çığlık atması bile, benim için kazanılmış bir hayat demek, ve 1 hayat, koca bir ömür demek.

***

Arkadaşım, elindeki kağıtla sürünmekte olan bal arısını sedirden almaya çalışıyordu ki ben zaten yerimden fırlamıştım.
Arı ya saçma sapan abartı dozda ya da yanlış zamanda yapılan ilaçlama yüzünden kanatlarını kaldıramaz halde, yolunu yönünü şaşırmış, can çekişiyordu.
Aldım hemen bahçede lavanta ve fesleğen saksılarının dibine yerleştirdiğim su kabının oraya götürdüm. Belki su içerse bu sıcakta, kurtulur ümidiyle...
Su kabının içine kirpi şekilli heykelciğimi koymuştum.
Arılar geldiklerinde, kirpinin bacaklarına taşa oturur gibi oturup su içerken boğulmazlar diye...
Taşın üzerinde duramadı. Mecali yoktu. Boğazımda bir yumru oldu. Hani görürsün ya birisinin artık ne yapsan yap gideceğini...
Zeytin ağacından düşen sararmış bir yaprağı aldım, ayaklarının altına serdim, zar zor yürüdü üzerine oturdu.
Bal arısını sehpanın üzerine koydum ve o yaprakla su kabından damla damla su damlattım ağzının dibine.
Size o sırada bal arısının nasıl kıvrandığını anlatamam. Yazmakta zorlanıyorum inanın.
Sudan birkaç yudum içtiğini sanıyorum. Umuyorum yani... Dikkatle izledim.
Gözlerim o kadar doluydu ki, tam seçemedim.
Bacaklarına baktım, çelimsiz hareketler. Ah Allahım! Keşke seni kurtarmak için daha çok şey bilseydim diye düşündüm. Kendime kızdım. Çaresiz hissettim.
Bir yandan da, acaba koca bir ömür adayıp 1.5 çay kaşığı kadar bal ürettiği o ömrünün sonuna mı geldi diye düşündüm. Bilemedim ki!
Kıvranma ne olur dedim... Sen bir ömür verdin... bu bahçeye gelmeden kim bilir kaç milyon çiçek kokladın, kaç km uçtun, kaç arkadaşına nerede hangi tatta kokuda çiçek var haber verdin...
Yetmedi belki bunlar kim bilir ne kadar çok nar, muz, elma, çilek, kayısı, badem tozlansın diye sabırla emek verdin...
Çok çalıştın. Ömrüne sağlık... Huzurlu ol... Sana teşekkür ederim... dedim.
Su içecek hali filan yoktu. Zorlamak istemedim.
Zeytin yaprağının üzerine koydum. Alayım minelerin oraya götüreyim derken; lavanta saksısının orada bir baktım kendini lavantanın üzerine attı. Yemin ederim attı kendini... Lavantanın dallarının arasında bir yerde asılı kaldı.
Bir arının ömrünün sona erdiği ana bu kadar yakından tanıklık etmemiştim.
Hala lavantanın dallarında.
Orada bırakacağım. Ellemeye niyetim yok.
İstese masanın üzerinde, hatta onu bulduğumuz anda o sedirin üzerinde ölebilirdi.
Su içmeye çalışırken cam sehpa üzerinde de ölebilirdi.
En sevdiği lavantanın yanına gitti...
Kalsın orada... Kendi yerini seçti.

***

İnsan dediğimiz canlı çok yıkıcı geliyor bana. Çok...
Arılara, kuşlara, her türlü canlıya, doğaya verdiğimiz zarar neyse, bir o kadar kendimize de veriyoruz.
Bugün o arı can çekişirken, tek düşündüğüm herhangi bir hastalık yüzünden hastanelerde canı yanan, acı çeken insanlar oldu.
Doğal gıdayı nasıl zehirlediğimiz, çevreyi nasıl kirlettiğimiz, sivrisineklere açtığımız savaş yüzünden hem arıları hem kendimizi nasıl zehirlediğimizi düşündüm, kahroldum.
Bu arada her yerden gelen şehit haberleri ... ölüm ölüm ölüm haberleri...
Yeter diye isyan ediyor insan.
Hayat var. Hayat!
Ölümden, öldürmekten, ölmekten yoruldu bu ülke...
Yeter!
Yorulduk hepimiz.
1 hayat kurtarmak da var oysa!
Sevdiğin şey için ölmek var diyorlar da, sevdiğin için yaşamak da var demiyorlar asla...
Sevdiğini yaşatmak için hayata tutunman lazım, yaşaman lazım, yaşamak için çabalaman lazım demiyorlar.
Çarpışman lazım deniyor, savaşman lazım deniyor.
Sevmiyorum çarpışmayı da savaşmayı da. Bu iki kelimeyi sev mi yo rum!
Ben ÇABAlamayı seviyorum, çabalamak istiyorum. Yaşatmak istiyorum. Yaşamak istiyorum.
HAYAT istiyorum. Hayat seviyorum.

****

Bugün bir kere daha hayatımı arıları kurtarmaya, onları anlatmaya adadığım için doğru bir yoldayım dedim. Sevdiğim için arıları, doğayı ve arıları ÇOK sevdiğim için, hayatı sevdiğim için, hayat kurtarmak için yaşayacağım dedim durdum o lavanta üzerinde can veren bal arısına baktıkça...

Anadolu Arıları projesi benim hayatımın projesi.

Proje kelimesini sevmedim.
Anadolu Arıları benim çocuğum.

Anadolu Arıları, tıpkı arılar gibi çalışkan Toplum Gönüllüleri Vakfı (TOG) gençleriyle arılar hakkında doğru bilgilendirme ve bilinçlendirme yapmak, arı sevgisini nesillere aktarmak ve arıların hayatımızın devamı için önemini tüm Türkiye’ye yaymak için doğdu.
Ben resmen doğurdum onu... Elime aldım. Sarıldım, bağrıma bastım. Bebeğim büyüsün diye maratonlar koşuyorum ve TOG’a bağış yapın diyorum.
NILFISK Türkiye projeme ilk ve en büyük desteği ben geçtiğimiz Kasım ayında İstanbul Maratonu’nda koştuğum için TOG’a bağışlayarak verdi. Di-li geçmiş kullanmak hata olur, bu sene de bağış yapıyorlar Anadolu Arıları’na.
Biraz daha fazla destekçiye ihtiyacımız var. O da olacak.
2014 İstanbul Maratonu’nda Anadolu Arıları için koşuyorum dediğimde, sizlerden gelen bağışlarla da inanılmaz bir fon oluştu.

Anadolu Arıları ne mi yaptı?

Projenin bas¸langıcını, 30 Ekim – 2 Kasım 2014 tarihleri arasında I·zmir-Selçuk-S¸irince’de gerçekles¸tirilen “Bee Love, Be the Love, Anadolu Arıları ve Sürdürülebilir Yas¸am Egˆitimi” ile yaptık.
Yapılan egˆitim, Türkiye’nin 23 farklı ilinden 36 genç katıldı.
Egˆitime TOG Vakfı dıs¸ında sivil toplum kurulus¸larından da ekoloji aktivisti gençler davet edildi.
Amerika’da arılar üzerine çalıs¸an Debra Roberts ve Datça’da 3 nesildir arıcılık yapan yerel üretici Alper Kuyucu katılımcılara arılar konusunda egˆitim verdi. Proje çerçevesinde, egˆitim boyunca katılımcılara arıların sürdürülebilir yas¸am için önemini ve arısız bir dünyanın mümkün olamayacagˆını anlattık.

Egitimden Sonra:

• Egˆitim katılımcıları, kendi yaşadıkları yerlere, üniversitelerine döndükten sonra gerçekles¸tirdikleri 16 aktarım toplantısıyla yaklas¸ık 500 Toplum Gönüllüsü genci konu hakkında bilinçlendirdiler. ?
• Egˆitim katılımcıları, yerellerinde yürütülen projelerin arılarla kesis¸tigˆi alanlarda proje ekiplerini konu hakkında bilgilendirdiler. ?
• Egˆitime katılan arkadas¸larımız Nazilli’de “Günes¸in Arıları” isimli sürdürülebilir sosyal sorumluluk projesi kapsamında 7-12 yas¸ arası çocukları atölyelerle, egˆitimlerle, oyunlarla bilgilendirdiler. ?
• Egˆitime katılan arkadas¸larımız Koç Üniversitesi’nde üniversite yemekhanesinde arılar ve sebze-meyvelerin üretimi hakkında insanları bilinçlendirmek için afis¸leme yaptılar. ?
• Egˆitime katılan arkadas¸larımız Koç Üniversitesi’nde arıların sevdigˆi bitkilerden tohum bombaları yapıp dogˆaya attılar. ?
• Egˆitime katılan arkadas¸larımız Koç Üniversitesi’nde “Koç Üniversitesi Permakültür Giris¸imi” ile birlikte arıların sevdigˆi çiçeklerin oldugˆu bir bahçe yaptılar. ?
• Egˆitime katılan arkadas¸larımız Samsun I·gˆne Deligˆi Gençlik Merkezi gönüllülerinin düzenledigˆi dogˆa kampında katılımcılara 1 günlük bir egˆitim uyguladılar. ?
• Egˆitime katılan arkadas¸larımız Greenpeace’in düzenledigˆi “Gençlik Kampı”nda arılarla ilgili bir atölye düzenlediler. ?


S¸imdi de sene boyunca sahadan edindigˆimiz deneyimleri ve birikimi önümüzdeki sene de arkadaşlarımızın projelere, atölyelere, eğitimlere dönüştürebilmesi için, ben koşarken sizlerin Anadolu Arıları için yaptığı bağışlarla, TOG ile yaz dönemsel projesi gerçekleştiriyoruz. ?
İsteyen, merak eden buyursun gelsin.


ANADOLU ARILARI YAZ DÖNEMSEL PROJESI

Yaz dönemsel projesi, 17-23 Agˆustos tarihleri arasında Mugˆla’nın Milas ilçesinde Bafa Gölü kıyısında yer alan Hotel Silva Oliva’da. (http://www.hotelsilvaoliva.com/ home-tr/ )
40 katılımcı arkadas¸la birlikte, 1 hafta boyunca arılarla ilgili teorik egˆitimler alıp ögˆrendiklerimizi atölyeler ve uygulamalarla çözüm önerileri üretmek, proje fikirleri yaratmak için kullanacagˆız.
Ben de bu Cuma oradayım. Anadolu Arılarıma kavuşacağım. Yeni bilgiler alacağım. Gençlerimizin çalışkanlığına bakıp umutlarıma umut dolduracağım.


Amacımız

Katılacak Toplum Gönüllüsü gençler aracılıgˆı ile insanları arıların hayatımıza olan yeri doldurulamaz katkısı hakkında bilinçlendirmek ve dönemsele katılan gençleri bu konu ile ilgili projeler yapmaya teşvik etmektir.


Hedeflediklerimiz

• Toplum Gönüllüsü gençlerin arıların günlük hayatımıza etkisi hakkında bilinçlenmesi,
• Toplum Gönüllüsü gençlerin edindikleri bilgileri sosyal sorumluluk projelerine dönüs¸türmesi ve gerçekles¸tirdikleri projelerde arıların öneminin göz önünde bulundurulması,
• I·nsanların arıların olmadıgˆı bir dünyada yas¸amın olamayacagˆı konusunda bilgilendirilmesini hedefleyen aktivist gençlerin yetis¸mesi,
• Toplum Gönüllüsü gençlerin toplumsal fayda etrafında yerelleri ile is¸ birligˆi sagˆlamalarının önünün açılması,
• Üniversite gençleriyle yerel halkın bir araya gelerek etkiles¸imin artırılması,
• Katılımcıların yeni dönem çalıs¸malarına motive bir s¸ekilde bas¸lamalarını sagˆlamak.
• Önceki yıl ilis¸kide olunan ekiplerin sürdürülebilir faaliyetleri devam ettirmesi yönünde çalıs¸ılacaktır.

Ben Yonca, Anadolu Arıları’ndan biri olarak, TOG’a, NILFISK Türkiye ve Anavarza Bal’a çok teşekkür ederim.
TOG’un arı gibi çalışkan, gönüllü gençleri olmasa arıları kime nasıl anlatacaktık bilmem.
Arıların başına gelenleri, tehlikeyi, arıları kurtarma hayalimi ağzıma ilk aldığım günden beri beni deli sananlar, dalga geçenler varken; demek istediğim şeyin önemini derhal kavrayan, koşulsuz destek veren büyük küçük herkese de selam olsun.
Destekçilerimiz, bağışçılarımız, anlayanlarımız giderek çoğalıyor.
Her birimiz arı gibi çalışıyor; Anadolu’yu sağlık için, hayat için arıların yaptığı tozlanmaya benzer bir yolla, kurtarıyoruz, hayata döndürüyoruz.
İyi ki varsınız.
Ömrümüze, arılara sağlık!

Yonca
“ömredeğer”

X