"Yonca Tokbaş - Kelebek" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yonca Tokbaş - Kelebek" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yonca Tokbaş - Kelebek

Yolumun üzerindeki taşları toplayan yürekli kadın

Çok uzun zamandır yapmak istediğim bir şeydi sizlere koşarken tanıdığım cesur ve özel kadınları tanıtmak.


Kimi zaman yarış raporlarımda yazdım onları, kimi zaman sosyal medya hesaplarımda anlattım. Ama hiç tek tek haklarını teslim edemedim.
Nasip bu yazaymış.
Bugün de Aylin Savacı Armador’u tanıyoruz kendi dilinden.
Aylin, Likya Yolu Ultramaratonu’nun (LYUM), 256 km’lik kendi kendine yeterlilik kategorisini ilk koşup bitiren Türk kadını. Bugüne kadar her sene koştu, hep kürsü gördü. İşinin gücünün, ailesinin düzeni içinde hiç ses etmeden müthiş bir alçak gönüllülükle çalışır, koşar Aylin. Bu ülkenin bir başka özel ultra maratoncusu, arkadaşım Alper Dalkılıç sayesinde tanımıştım Aylin’i.
Alper bana “Aylin de senin gibi anne ve çalışan kadın, o yapıyor, sen de yapabilirsin Yonca” demiş, ikimizi e-postalarla tanıştırmıştı.
Aylin bana 6G kategorisi (140 km’lik kısa ve kendine yeterlilik aranmayan kategori) için her konuda yardımcı olmuş, bana cesaret vermişti.
Geçen sene de, Likya Yolu’nda ben de ilk kez ultra yaparken, yarışın son günü, o son 24 km’nin 6’ncı km’sinde bacağımda kemik iliği ödemi olmuş meğer, acı içinde finişe gelmeye çalışıyordum. (Çok normal böyle şeyler, ki zaten 7 gün sonra hiçbir şeyim kalmadı.)
Aylin, kadınlarda ikinci olarak bitirmiş, beni saatlerce finişte beklemiş, benim gelmem uzadıkça gerisin geri kendini parkura atmış, finişime 5 km kala yanımda yürümeye başlayanların başını çekmişti.
Son kilometrelerdeki o son rampayı inleyerek inerken ben, Kemal Özdemir abim (Koşan Adam) omzuna yaslanmamı sağlayarak destek verirken, Aylin patikada önüme çıkan kayaları, taşları yolumdan temizleyip yol açıyordu bana. Ben “Yorma kendini. Size haksızlık” diye ağlarken dönüp bana “Yonca, ilk ultramı koşarken herkes bana aynı desteği verdi. Seni mi yalnız bırakacağız” demişti. Evet ultra maratonlar yarıştan başka bir ekip ruhu işi. Vefa, alçak gönüllülük, sadelik, cesaret ve dağ gibi dayanıklılıktır öğrendiğim Aylin’den.
Likya Yolu Ultra Maratonu 2017 için kayıtlar açıldı. Web sitesinden bakabilirsiniz. Ben her eylül sonu oradayım. Buyurun şimdi Aylin’i tanıyın, kendi kaleminden.
Yonca “Likyalı”

Arafta kalanlar özgür kalır her adımda

Koşarken, farklı bir “ben”le karşılaşırım her defasında.
Bir yanım gerçekte, bir yanım hayalde gider gelirim; patikaların, dağların, şehirlerin ruhuna bürünürüm. Koşmaya dair ilk hatırladıklarım Likya köylerinde yaşayan teyzelerin ormanda ot toplamaya beni de götürmeleriyle başlar.
Okula gitmiyordum daha.
Hava güneşli olsa da rüzgar ısıran cinstendir oralarda.
Teyzelerden yaşlı olanı başındaki yazmayı çıkarıp kulaklarım üşümesin diye sıkıca bağladığında rüzgar bir anlığına kesilir gibi olurdu. Gittikçe uzaklaşan kadınların sesi yerini fısıltı halindeki rüzgara bıraktığında, heyecanla karışık ürperti hissederdim ormana kaçışan rengarenk kelebeklerin peşinde koşarken.
Dağlarda koşmayı bu kadar seviyor olmam bu çocuksu heyecandan mıdır hiç bilmem. Lise ve üniversite hayatımda sporla pek ilgilenmedim. Ta ki askeri hekim olmaya karar verip de ruhsal ve fiziksel dayanıklılığı artırıcı kurslara gidene dek.
Artık dağ, tepe, dikenli patikalar, asfalt, öğle sıcağı, gece karanlığı, sürünerek, sevinerek, isyan ederek, ayakkabılı, ayakkabısız, teçhizatlı, teçhizatsız koşuyordum.
Bebeğimi emzirirken okuduğum bir dergide Prof. Dr. Taner Damcı hocamın çöl maratonlarıyla ilgili röportajına denk geldim. Okudukça heyecanlandım, ultra maraton koşmak istedim. O sıralar bu isteğim hayalden ibaretti.
Evlilik, hamilelik ve doğumla birlikte ara verdiğim koşulara benim için çok özel bir yeri olan Likya Yolu Ultra Maratonu (LYUM) ile birlikte geri döndüm.
Yıllar sonra, küçücük bir alana sıkıştırılmış bir gazete yazısında ilk kez düzenlenecek olan Likya Yolu Ultra Maratonu’ndan bahsediliyordu. Hiç düşünmedim bile, kararımı vermiştim. Aynı kurumda çalıştığım Alper Dalkılıç arkadaşımla ilk düzenlenen LYUM’a katıldık.

Koşarak geçtiğimiz o köylerden kim bilir kaç başarılı sporcu çıkacak

Çok etaplı ultra maraton hakkında hiçbir şey bilmiyordum, gidince öğrendim. Yarıştan çok ekip çalışması gibiydi. Bilinçdışı ne yaşamak, ne görmek istiyorsak onu deneyimledik. Anlamak, tanımak, bir olmak, keşfetmek, kabul etmek gibi.
Ultra maratonlar spordan çok fazlası benim için.
Gerek sosyal sorumluluk projelerinin desteklenmesi, gerekse parkurların geçtiği köylerde kasabalarda yaşayan çocuklarla, gençlerle temas etmemiz açısından bakınca, ultra maratonların kendimizde yarattığı gelişimden başka, toplumsal boyutunun olduğunu da düşünüyorum. Ülkemizde ve yurtdışında birbirinden çok farklı koşularda bulundum. Kimisinde önde geldim, kimisinde gerilerde.
Güzel arkadaşlar kazandım, tecrübeler edindim, hikayeler dinledim, anılar biriktirdim. Bu spora emek ve gönül vermiş, bizler için idol olan başta Bakiye (Duran) abla olmak üzere, çok değerli sporcu arkadaşlarımla tanışma fırsatım oldu.
Hâlâ da doğada olmaktan ve koşmaktan keyif alan Team Runbo’yla dağlarda koşmaya ve keşfetmeye devam ediyoruz. Ait hissettiğim LYUM’a katılmaya da devam.

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI