"Yonca Tokbaş - Kelebek" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yonca Tokbaş - Kelebek" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yonca Tokbaş - Kelebek

Yalıkavak tavsiyelerimdir

Şimdi bilin ki bu yazıyı çok ödüm patlayarak yazıyorum.

Neden?
Talan ederiz acilen diye...
Ondan bir anlaşma yapalım, hep beraber saldırmayalım olur mu?
Anlaştıksa başlıyorum.
Yonca
“ürke ürke”

Yalıkavak Marina

Yalıkavak’ta herkes Marina diyor, ben diyemiyorum.
Çok şehir şehir geliyor bana.
Yaz kış aynı restoran muhabbeti yapma kafası da bana göre değil. Sevenleri kınamıyorum ama bakın, yanlış anlamayın. Orada çalışanların ekmek kapısı nitekim.
Ha ben de gittim şu ana kadar dört kere. Ama hep süslenmek zorunda hissettim kendimi. Yaz vakti gün geliyor süslenesim var, gün geliyor don paça takılasım.
“Ne giycem yaaaa!” diye kahırlanarak bir yere gitmek veya kıyafetim veya “aman da gazeteci gelmiş” diye algılanmak üzüyor beni. Tanındın mı şahane, tanınmadın mı vay haline!
Neden bu böyle ya, neden?
Ben de vatandaşım, yandaki de. Bana böyle, ona nanik olmaz ki!
Herkese eşit olsak ya bir lütfen.
Dahası ben Yalıkavak harbi köyken ve o marina bu marina değilken daha mutluydum.
Sanki bu eşsiz doğa eskiden değersizmiş gibi bir de insanlar “İyi oldu buralar değerlendi” diyor!
Bir yerlerin kendine has halini koruması esas değer bence.
Ama bizde eskiyi yok et kafası var.
Koru kafası gelsin diye dua ediyorum her gece.
Yonca
“korukafa”

Bar mar
Marina’daki The Agency’i çok sevdik. Mekân, ortam, müzik hepsi çok güzel. En kalabalık günde bile üst üste değilsin.
Hele Kürşat Başar ve ekibi vardı, müthiş bir canlı müzik ziyafeti çektik içimize. Olağanüstü keyifliydi dinlemesi de, izlemesi de.
Bir de en önemlisi The Agency’nin çalışanları dünya tatlısı. Kimseye üstten bakmayan, esprili tipler olunca, mekân bence daha çok kazanıyor.
Yonca
“keyif”

Kulüp bozuntusu
Adını anmak bile istemediğim bir kulüp bozuntusu var burada. Maşallah daha kapısından başlayarak küstah ve kendini kraldan çok kral zanneden tiplerle dolu.
Kaç kişiden korkunç hikâyeler dinledim bilmiyorum.
İsminizi cisminizi kullanmazsanız, kılık kıyafet marka bile olsa, olağanüstü saçma muameleye maruz kalmanız söz konusu.
Yuh diyor, direkt pas geçiyorum.
Yonca
“kıl”

Rakı Balık Meze
Balıkçı sığınağı var ya Yalıkavak’ta, işte orayı çok seviyorum. Minnacık dükkanlar, eski sokaklar, kocaman Benjamin ağaçlarında milyon kuş sesi var.
Balık meze rakı için Çardaklı Restoran’ı tavsiye ediyorum. Yıllardır hep aynı. Hiç kötü sürpriz olmaz.
Yediğim her şey lezzetli, taze ve mis gibi.
Bir de üstüne saçma sapan kazık değil.
Samimi.
Yıllar evvel gittiğimde nasılsa hâlâ öyle. Canla başla çalışan özenli, sıcacık bir ekip var her daim, yaz kış tavsiye ederim.
Yonca
“şerefe”

Kahvaltı
Ceviz Ağacı
diye bir yeri tamamen şans eseri perşembe Yalıkavak pazarı sonrası keşfettim.
Ne kadar cici, ne kadar lezzetli olduğunu anlata anlata bitiremeyeceğim.
Yeter artık bir şey getirmeyin diye yalvardık o kadar, çok acayip bir kahvaltı ettik. Üç günlük doyurdular bizi.
7 kişi ödediğimiz rakam ise komediydi.
“Evdeki kahvaltımda kendime kazık atıyormuşum” dedim.
Pazar yerine yakın. Kime sorsanız tarif eder.
Bahçesinde ev sahibinin nenesinin diktiği yüz yıllık ceviz ağacı var. Adı oradan esinlenmiş zaten.
Yiyin gari!
Yonca
“ceviziçi”

X