"Yonca Tokbaş - Kelebek" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yonca Tokbaş - Kelebek" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yonca Tokbaş - Kelebek

Sabah güneşi

Sabahları çok erken kalkıyorum. Herkesten erken.

Çocuklarımı okula gönderir göndermez soluğu sokakta alıyorum. Koşuyorum. Güneşin doğuşunu yakalamaya bayılıyorum!
Hoşuma gidiyor erkenden yollarda olmak, hava her nasılsa öyle içime çekmek. Herkesi sarsmak istiyorum. Herkes kalksın, görsün istiyorum hayatın uyanışını.
Derin derin nefes alıyorum.
Güne erken başlayıp, yapmam gereken her şeyi hızlıca yapıp günü erkenden yaşayabilme ve hayattan zaman kazanma fikrini seviyorum.
Zamanla, hayatla eşzamanlı akmayı seviyorum.
İnsanlar uyanırken masamda oturmuş, bir şeyler okumuş, düşünmüş, sade Türk kahvemi yudumluyor olmayı seviyorum.
Çıt çıkmıyor.
Sadece kuş sesi çevremde. Garip bir huzur ortamı. Yavaşlık ortamı.
Tek acelesi olan kuşlar o saatte. Öyle çılgınca cikliyorlar.
Hava o saatlerde puslu desem değil, dumanlı desem değil. Sanki havada asılı kalmış nemli kum taneciklerinin arkasından doğuyor güneş burada, Dubai’de sabahları.
Çölden doğuyor, denize batıyor.
Yani renk mavimtrak olacağına, sarımtırak oluyor, film müziği gibi oluyor.
Kahvem elimde, fonda bir müzik, maziye bakıyorum bazen.
Bolca düşünüp, hayaller kurup maziyle hesaplaşıyorum.
Durup dururken efkarlanıp durup dururken sinirleniyorum veya gülüyorum.
Bardağımdan çıkan kahveli dumanı koklayıp, gözlerimi bardaktan uzaklaştırıp tatlı tatlı canımı acıtmadan kamaştıran güneşe dalıyorum.
Doğmakta olan güneşe...
“Nasıl da büyüdüm ben” diyorum. “Nasıl bugünlere geldim” diyorum. “Nasıl bu kadar değiştim ve nasıl bu kadar aynı kaldım?”
Parmaklarımı kulağıma götürüp bir “mmmmçak” öpücük sesi eşliğinde kulağımı çekip tahta masama “tok tok!” vurduktan sonra,“Tü tü tü... dağlara taşlara!” diyerek nazar savmayı da ihmal etmiyorum.
Batıl inançların hayatıma kattığı baharatı bazen bolca kullanmayı, başka zamanlardan daha fazla gerekli görüyorum.
Her zaman “anda” kalabiliyor muyum?
Hayır.
Ama çoğu zaman her anımın farkındayım.
Her zaman mutlu muyum? Hayır.
Sadece elimdeki mutlulukları fark etmek için çabalamaktan yanayım.
Devamlı gülüyor muyum? Hayır.
İçin için, hüngür hüngür ağladığım zamana ihtiyacım olduğunun farkındayım.
Yalnız olmadığımı, tribünlere oynamadığımı, oralarda bir yerlerde hepimizin kendine göre zorluklar yaşadığını biliyor olduğumu söylemek istediğimin de farkındayım.
Sürekli kah kah keh keh, ha ha ha manzaralar sosyal medyada. Oysa, hepimizin arka planda bin tane tasası derdi.
Hani bazı insanlar öylesine yaşarlar...
Bazıları her anın farkında olarak yaşarlar...
Bazıları mutlu olduklarının asla farkına varmadan yaşarken, bazıları mutsuz olduğunun farkında varmaz.
Kimisi mutsuzlukları daha çok fark edip paylaşırken, mutlu anlarını görmezden gelip paylaşmaz...
Bazıları da bu hislerin varlığını yadsırlar... Kimisi de bunları konuşmaya, üzerinde düşünmeye değer bulmaz.
Herkesin yaşayışı kendine. Ben, her bir şeyi yaşamaya değer bulduğum kadar yazmaya da değer buluyorum işte.
Her yaşadığım anın farkında olmaya çalışarak yaşıyorum.
Bunu etrafımdaki herkese de aynen böyle söylüyorum. Bilsinler.
Herkes bilsin!
Yarın öbür gün hiç kimsenin aklında -en çok da çocuklarımın- benim bu hayatı nasıl yaşadığıma, nasıl algıladığıma; hayatım hakkında neler hissettiğime dair ufacık bir şüphesi kalmasın istiyorum.
Milyarlarca duyguyu aynı kalpte barındırabiliyorum.
Yaşamam gereken ne varsa, iyi kötü, yaşıyorum. Şansıma hep şükrediyorum.
Yonca “güneştozu”

X