"Yonca Tokbaş - Kelebek" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yonca Tokbaş - Kelebek" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yonca Tokbaş - Kelebek

Plastik cerrahide son nokta

Çocuk diline, daha doğrusu o çocuk dilinin dönemediği, doğru düzgün söyleyemediği kelimelere bayılırım.

Mesela kardeşim “kiğat” derdi kağıt yerine. “Neraba” dedi merhaba yerine.
Düzelten olunca sinir olurdum. Nasıl olsa er ya da geç büyüyüp düzeliyorsun.
Kendi çocuklarımın da dillerinin dönmediği kelimeleri çok sevdim, hep not ettim.
Bizimkiler gurbette büyüdükleri için hem İngilizce komik dil sürçmeleri yaşadılar hem Türkçe.
Çocukların tüm hatalarını sonsuza dek saklamak istiyorum.
Bize hata gibi görünen öyle çok doğruları var ki!
Destina ilk sokak simitçisini “simitçiyeee” diye bağırırken duyduğunda korkudan ağlamıştı.
Biz de saatlerce gülmüştük. Hatta simitçi çocuğun yanına gidip korkusunu gidermeye çalışmıştık ama nafile. İçini çeke çeke hal olmuştu.
Ne güzel bir anımızdır o. Asla unutmak istemem.
Bilmiyorum o günkü şokundan mı neden, pek sevmez simit. Yemez.
Benim gibi bulamadık mı krize girmez, hasretini çekmez.
O daha çok “çik çik” hastası.
Ay çekirdeği yani.
Evet, İzmirlilerin çiğdem, gerikalangillerin ay çekirdeği dediğine kızım hâlâ “çik çik” diyor.
Yaş 14 ve ben buna bayılıyorum!
“Anne gelirken çik çik getir”, “Baba “çik çik” almayı sakın unutma.” Biz de cevap veriyoruz: “tamam çik çik alınacak, aklımızda.”
Aslan Cem ise daha çok misitçi.
Yani simit, gevrek işte yahuuu.
O da benim gibi durduk yerde canı misit çekenlerden, amaaan simit yani.
Sokakta simitçi görmek, simidi simitçiden almak inanılmaz anlamlı bizim için.
Hasret olduğumuz sokak hayatı demek, hayat demek, memleket demek.
Çok bizden, çok bize ait bir şey demek. Aidiyet duygusu demek.
Aslan Cem, yıllar evvel bir sabah kahvaltıda, “Anne keşke misit de elmalar gibi ağaçta yetişse, o zaman misit ağacı dikerdik, her sabah toplar yerdik” demişti de basmıştık kahkahayı.
Sevdiğin tatlara hasret insana böyle hayaller kurduran bi şey.
Ve...
Duyduk ki İstanbul’da sokak simitçisi olmayacakmış bundan sonra.
Gerçekten bu ülke ne yapacağını şaşırmış. Hani bütün dertlerimiz tamam da, sokak simidimize düzen gelmiş!
Yuh be yahu!
Kafama semaver takıp gezmeyi hayal ettiğim, ince belli bardağım olmadan asla dediğim, mutlaka demli içmeyi sevdiğim çayım da zaten poşete girdi, sallandırıldı porselen bardaklara.
Sonra sokak simidimiz “zincir” haline geldi, sesi kısılmaya başladı.
Ben o simidi sokaktaki simitçiden iki sohbet ederek alıp yoluma gidemedikten, onun sesini mahallede duyduğum için arkasından koşup alamadıktan sonra ne anlamı var allah aşkına?
Kendi kültürel özelliklerine bu kadar düşman bir ruh başka nerede var bilmem.
En güzeli her şeyi zincire bağlayalım.
Köle olalım hep birden.
Ki olmadık mı zaten?
Sokaklarda yürümeyelim, AVM’lere tıkılıp kalalım.
Ağaçları söküp yerine plastiklerini süs diye sağa sola koyalım.
Her masaya bir plastik çiçek koyalım...
Her yeri zincir, her yeri beton, her yeri AVM, her yeri plastik çiçek ve ağaçla donatalım, yüzler ve bedenler de zaten olmuş komple plastik cerrahi...
Memleketin tipi komple hissiz gari...
Çocuklarımızın dili de hiç sürçmesin.
Hiçbir kelimeyi yanlış telaffuz etmesinler.
Anılarımızın da hepsini yok edip yerine plastik hayaller kuralım bari...
Her şeyi süper lüks, ultra modern, olağanüstü kusursuz paketleyip, bütün fotoğraflarımızı fotoşoplayıp yarattığımız bu muhteşem sahte hayatın tadını yüzü sürekli ağzı kulaklarında gülen palyaçolar gibi çıkaralım.
Simitçyeee...
Yonca
“zincirşop” veya bence kesin “kına”

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI