"Yonca Tokbaş - Kelebek" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yonca Tokbaş - Kelebek" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yonca Tokbaş - Kelebek

Okur ve takipçi savaşları

Hürriyet Sosyal’de yazılarımın altında yorumlarınızı okumak, beni diri tutuyor.

Her sabah, bakalım bu sabah neler yazmışlar diye heyecan yaşıyorum.
Bugüne kadar sadece e-postama gelen yorumları okur, onları cevaplardım. Ne yalan söyleyeyim, 1 senedir cevap vermek için zaman yaratamadım.
Bir de bazen içimden cevap vermek gelmiyor.
Oysa şimdi Hürriyet Sosyal’de başka yazarlara bırakılan yorumları da okuyabiliyorum. Bazen çok gülüyorum, bazen inanılmaz sinirleniyorum, bazense çok ciddi düşüncelere dalıyorum okuduklarım karşısında.
Çok ciddi bir öfke ve nefret görüyorum. Bir yanım bunun adı rahatlama diyor, bir yandan da ne zamandan beri bu kadar ciddi tahrip gücü olan duygular biriktirdi bu insanlar diye tasalanıyorum.
Yazılanların içeriği küfür, beddua, iftira, bilmeden çamur atma; varsayımlar, tümevarımlar, genellemelerden uzak harbi eleştiri olduğu zaman, tadına doyum olmuyor. En çok ahkam kesme ve akıl verme kısmı beni sinir ediyor.
Herkes ne kadar çok şey biliyor, şaşkınım. Her konuda da uzman...
Yorumları okudukça, insan düşünüyor.
İnsan o yorumlardan yepyeni bir yazı için ilham alıyor. Sorguluyor.
Yalnız bu şu demek değil, hmmm tamam, istek parça alır gibi istek yazı yapmış okur, ben de yazayım hemen...
Yok öyle değil işte.
Bu, insanın özgür iradesine faşistçe bir yaklaşım ve itaat etmesini beklemek demek. Bana öyle geliyor belki de.
Keza okurun kafaya taktığı konuda yazmamak kızdırıyor kimilerini.
İyi de yazar kişi tribünlere oynayan yazılar yazıp okura şirin görünmeye, onun istediği şekilde hareket etmeye çalışsa ve öyle yapsa olur mu yani?
Bırakınız “yanlış, eksik, zamansız, bozuk, kötü, olmamış, duyarsız, duyarlı, sıkıcı, fazla, az” kalalım.
Siz de rahat rahat eleştirin bizi, farklılıklarımızla renklenelim.
Yani...
Esas şunu söylemek istiyorum;
Ne zaman ki okurlar kendi aralarında “yazar”ı savunmak için kavgaya tutuşuyor, işte orada artık işin tadı kaçıyor, boyutu değişiyor.
1 Benim savunulmaya değil, eleştirilmeye ihtiyacım var.
Bırakın kendi başımın çaresine bakayım. Hatalarımın ve beğenilmeyen şeylerimin suratıma çarpılmasını kabul ettim de yazıyorum ben.
Kimi zaman birisi hassas yerimden, yaramdan vuruyor ama ne yapalım. Hamama giren terliyor.
2 Ben, benim adıma kavga edilmesini, benim bir kavga nedeni olmamı sevmiyorum. Milletin birbirine girmek için ortam kolladığı hissine kapılıp, kullanılmış hissediyorum.
3Herkes kendi yorumundan sorumlu hem. Bir okurumu başka bir okuruma bana eleştiride bulunduğu için azarlarken veya beni savunmaya kalkınca birbirlerine girdiklerini görünce, hayal kırıklığına uğruyorum.
Öfke, öfke daha çok öfke doldu her yer işte ve ne işe yarıyor anlamıyorum diyorum. “Herkes herkesi beğenmek zorunda değil, dayatmanın her türlüsü faşistçe, yapmasak ya” oluyorum.
Kavgaya giren, kavgayı başlatan, kavgayı sürdüren her biri daha daha öfke saçıyor.
4Özel hayatımızda, çevremizde, dünyamızda yeterince kavga, savaş, kötü ve yüksek ses var. Bakın geçtiğimiz hafta bu ülkede yaşananlar alınan, yani alınmayan kararlar, verilemeyen cezalar, yolsuzluklar, haksızlıklar çok derinden hırpaladı bizi.
Ben izlerken, okurken ülkemdeki adaletsizliğin, vicdansızlığın geldiği boyuta olan öfkemi haksızca çocuklarımdan çıkardım.
Her şey nasıl zincirleme etkiliyor her şeyi...
Zaten aralıksız ve sürekli gerginlik, üzüntü ve öfke içinde boğuluyoruz. Bunu artırmanın kime ne faydası var?
Bir okur ve takipçi savaşlarımız eksik yani...
Benim yazım, benim eleştirim.
Lütfen herkes bana ne yazmak istiyorsa onu yazsın.
Gerginlik onu biz besledikçe artıyor unutmayalım.
Yani siz neyi beslemek istersiniz?
Öfkeyi mi?
Özgürlük, hoşgörü, dayanıklılığı mı?
Hah, aklıma güzel de bir örnek geldi...
Başkasının bahçesine bakıp kendi bahçeni unutursan; bahçen küser, sararır, kurur ve solar.
Başkasının bahçesine ahkam kesip, onun yapmadıklarına kafayı takarsan, yine kendi bahçen solar.
Başkasının yaptığına, yapmadığına sinirlenerek kaybettiğin vakitte, eminim kendi bahçende ilgilenecek, ekecek ne çok çiçeğin, bakılacak ne çok ağacın vardır.
Herkes kendi bahçesine iyi bakarsa, onu geliştirmek için çabalarsa, o bahçe yeşerir, iyileşir. Kendi iyiliği de yanında bonus.
Öfke dağılır, yerini mis gibi çiçek kokusu alır.
Kendi bahçemize iyi bakalım.
Başka ihsan istemem.
Yonca
“zeytin dalı”

X