"Yonca Tokbaş - Kelebek" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yonca Tokbaş - Kelebek" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yonca Tokbaş - Kelebek

İçinde kedi, kirpi, nar olan yemyeşil bir yazı

Gece oldu. Saatler ilerledi de ilerledi.

Ekran bana bakıyor, ben ekrana.
İçimden tek kelime yazmak gelmiyor. Uzunca baktım boş boş ve başladım öylesine yazmaya. Bakalım ne çıkacak karşımıza.
Koca yaz geçti.
Tam bir yaz çocuğuyum ben. Aslan kadını.
Yazın göbeğinde, sıcak bir günde doğduğum için belki de, her yaz gerçekten yeni baştan doğuyorum.
Yalıkavak ile Gündoğan’ın kesiştiği sınırda, ilk gelen için gelmesi belki karışık ama geldiğinde “Nasıl bir cennete geldik!” diye diye bayıldığı bir yerde evimiz.
Ev kelimesi kesmiyor beni. Yuvamız demek istiyorum.
Bahçemi nasıl ama nasıl çabalayarak, severek bugünkü haline getirdim yazarken gözlerimin dolmasında hak var.
10 zeytin ağacımız var.
1 nar.
1 muz vardı, muz cumhuriyeti oldu orada, üzerinde muzlar oluyor şu anda.
2 limon
2 bodrum mandalinası
1 kayısı
1 benjamin
1 kumkuat
1 dut
2 fıstık çamı
Kayısıları toplamaya bir türlü yetişemiyorum. Kahroluyorum dalında kalıyor, yerlere düşüyor diye. Bu sene çözdüm, arkadaşlar toplayacak reçel yapacak.
Limonlar oldu gibi. 1 ay sonra, hatta kasımda efsane oluyorlar. Kocaman kocaman. Yanından geçerken kokusuna doyum olmuyor. Bir bakıyorum gülümsüyorum.
Bodrum mandalinalarını topladım, getirdik. Ellerime kokusu siniyor ya, yıkanmak bile istemiyorum.
Dut erkek. Vermiyor. Gölgesi, ihtişamı hepimize yetiyor. Daha uzun süreli bahçemde olduğumda, tepesinde oturup yüzüm gözüm morarana kadar dut yemeyi, kalanı kurutmayı, olanı paylaşmayı hayal ediyorum.
Muzları her sene yemek nasip oldu. Enfesler! Arılara sağlık, arılara sağlık, arılara sağlık!
Bahçeme sinek ilacı kokusu bile yanaştırmıyorum. Sinek efendiler de zaten hep belli saatte ve rüzgarsız günde varlar. İki gıdım kahve yaktın mı, acık sabrettin mi, çekip gidiyorlar. Ya da paçalı bir şey giyiveriyorsun, oldu bitti.
Geçen akşam biz dönmeden Kirpi Hanım geldi yine. Sabah komşumla konuşurken duydum, onlara da uğramış. Ayol amma hızlı kerata. Bir düşündüm, oradan oraya kaç bahçeyi amma hızlı aşmış, bravo ona.
Kedilerimiz pek mutlu. Anneyi çok iyi besliyoruz. Balık yiyorsak o da balık yiyor. Artık evde ne varsa o. Eeee misafir umduğunu değil, bulduğunu yer ya!
Baykuş Bey bu yaz da her sabah ve her akşam ziyaretime geldi. Ben de ona saygıda kusur etmedim. Ses etti mi fırladım koştum, bakıştık anlaştık.
Zeytinlerim nasıl güzel oldular anlatamam. Benim canım zeytinlerim! Hayatım zeytinlerim!
Dallar zeytin içinde boyunları eğildi ağırlıktan. Yeşiller ayrı endamlı, siyahlar ayrı zarif bakıyorlar günbatımına.
Bahçenin bir kısmına mevsimlik sebze ekmeye karar verdim. Sabah yeşilliklerimi ellerimizle koparmak hayalim.
Adaçayı yerini hiç beğenmedi. Kurudu. Nasıl üzüldüm anlatamam. Ama lavantalar delirmiş durumda aşktan. Ben de onların kokusundan.
Nane, kekik, reyhan çok seviyor bizi.
Biz de onları.
Biberiye çok alem çıktı, zeki. Rüzgarı kafadan alan bir yerindeydi bahçenin, a a bir baktım oryantal oynar gibi kıvrılmış da kıvrılmış, kendini taş duvarın arkasına saklamış.
Bitkiler hayatta kalmak için şahane çözümler buluyorlar. O yüzden şu “Ağaç yaşken eğilir” deyimini sevemedim gitti. Tam da yaşken eğmeyelim işte, kendisi bilir neye ihtiyacı var, bizden de iyi.
Benjamin öyle bir büyüdü ki, nar altında kaldı diye dertleniyordum. Gördüğüme inanamadım. Benjamin Nar’ın büyüdüğü yer dal vermemiş biliyor musunuz! Resmen ağaç ağaca saygıyla yer bırakmış güneşe uzanabilsin diye.
Ağaçların birbirlerine saygı gösterip hayat alanı tanıdıklarını okumuştum ama gözlerimle görmek de nasip oldu hem de kendi bahçemde. Bak yine tüylerim diken diken yazarken size.
Kızım bu yaz bana “Anne bana bahçedeki bütün ağaçları, bitkileri detaylı anlat, senin gibi bilmek istiyorum” dedi. Havada taklalar atarak kırlangıç olasım geldi.
Oğlum zaten bahçeyle ilgili bir tip en başından beri.
Zeytinlerden taşıyabileceğim kadarını topladık da geldik. Eve girdik, bavulu açtığımız gibi yere yapışıp kırmaya başladık. Kır koy, kır koy...
Cam kavanoz içine su ve kaya tuzu, o kadar. En sade yapma şekli. Zaten zeytinin başka süse ihtiyacı hiç yok ki.
1 aya kalmaz olurlar. Afiyetle bin bir şükran ve minnetle, şifayla yeriz.
Şu işe bakın!
Tek kelimem, fikrim, malzemem yoktu yazacak.
Karalar bağlamıştı içimi.
Oysa bıraktım akışına, yeşerdim gitti.
Yonca
“içindeymişik yeşilmişik sazmışık”

X