"Yonca Tokbaş - Kelebek" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yonca Tokbaş - Kelebek" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yonca Tokbaş - Kelebek

Güzellik sırlarımı açıklıyorum

Herkes bir şey açıklıyor ya, ben de açıklamak istiyorum. Benim neyim eksik yahu?

Aklımızı güzellikle, fitlikle (kelimesinden gülme tutuyor ya neyse), bozduğumuzdan beri içim şişti.
Nereye baksam birileri sürekli çok işe yarayan binlerce şey paylaşıyor.
Neyi deneyeceğini şaşırtan, denemezsen ayıp olur gibi bir baskı olan bir ortam var.
Dahası beni çok affedin, ben bu binlerce şeyi yapan kimi insanların kendi hallerinden daha iyiye gittiğini çok da göremiyorum.
Ben mi körüm? Açıkçası pek anladığım şeyler de değil. Belki ondan.
Yoksa onca şeye para pul dökünce artık bunun iyi bir şey olduğuna inanmak, öyle bakıp öyle görmek istediğimizden dolayı mı “ay nefis olmuş” filan deniyor hiç anlamadım.
Ya da bu konuda konuşmak koca bir sektörü rahatsız edebileceğinden dolayı mı cıs.
Ama içimden geçen bunlar.
Kendinle oynadıkça bozuluyor, yıpranıyor gibi geliyor bana.
Yani odak noktan estetik olunca, aslında başka bir şeyler çürümeye bırakılıyor gibi.
Ben ağaçtan, topraktan ve denizden gelenle beslenmeye ve illa canını yakmadan da sürekli hareket halinde olup spor yapmaya inanıyorum. Bu işlerin hızlandırılmış versiyonları bana uymuyor.
Sevgili kadınlar bakmayın böyle dediğime; benim de kendimce güzellik sırlarım var yani.
Ne mi?
Buyrun yazımın bir sonraki kutusuna şekerim.
Flaş Flaş Flaş paylaşıyorum hepsini.
Yonca
“pandoranın kutusu”

 

 

Acıbadem sütü 
Hani beyaz tüp içinde satılan badem sütü var ya eczanelerde, o. Ezelden beri vardır hani. Anneannem zamanından beri.
Makyaj, yüz temizlemek için diye geçer. Ben var ya, temizlemek bir yana, neredeyse acıkınca yiyip bitiricem. Öylesine çok amaçlı kullanıyorum.
Yüzüme, vücuduma krem diye onu kullanıyorum. Nemlendiriciliğini, kokusunu, dokusunu acayip seviyorum.
Elimde kalan fazlasını saçıma sürüyorum. Kremsi jöle niyetine.
Makyajımı temizliyorum, gözüm dahil.
Sonra gülsuyu satılıyor yine beyaz tüplerde. Onla da bir yıkanmadığım kalıyor herhalde. Ba-yı-lı-yo-rum bu ikiliye.
Tonik niyetine de gülsuyu evet.
Canım sıkılınca serinlemek için de sürüyorum gülsuyunu. Hatta sanırım kirpiklere de faydası varmış. Gerçi önemli olan şu, bir zararı yok bunların. Doğadan geliyorlar mis gibi.
Nefis bir şey; bu ikili.
Koluma, bacağıma da sürüyorum estikçe.
Yonca
“sürücü”

 

 

Kese

Şu dünyada insan cildi için hamam kesesinden daha iyi bir şey olmadığına inanıyorum. Giriyorsun banyoya, sıcak suyla biraz oyalandıktan sonra at bir kese. Oh mis.
Korkunç şeyler çıkıyor insandan ilk başta. O ölü deri üzerinden gittikten sonra cildin nefes alıyor. Nefes almaktan başka neye ihtiyacı var ki cildinin?
Ben zımpara gibi yapmadan yüzüme de yapıyorum azcık azcık. Bastırmadan. 
En, ama en sevdiğim şey kese.
Arkadaşlarıma yılbaşında kese aldım. Öylesine seviyorum, inanıyorum yani. Pamuk gibi oluyorsun, yumuşacık. Keselenirken keseme bakıp “canım” dediğim filan doğrudur yani. O derece seviyorum keselenmeyi.
Yonca
“keseci”

 

 

Diş macunum

İnternette azcık araştırırsanız hindistancevizi yağının faydalarını oku oku bitmez. Bir yerde denk geldim, kendi diş macununu yapmak için tarif veriliyordu.
Yaptım.
“Hindistancevizi yağını karbonatla karıştırıyorsun, varsa içine nane aroması” demişti. Ben nane yaprağını attım, eskiyince de çıkardım. Hiç de gerek duymadım nane kokusu veya aromasına. Ama size diyeyim dişlerimi bu karışımla fırçaladığımdan beri resmen kocaman bir temizlik hissi farkı olduğu gibi, sanki daha başka beyaz oldular. 
Ağzımdaki his iyi. Bu kadar iyi temizleyen bir şey görmedim dişleri.
Dişetlerim de mutlu gibi geliyor bana bu karışımla fırçaladığımdan beri.
Yani biliyorum komik böyle anlatınca ama, tam da öyle işte ne diyeyim ki.
Yonca
“dişli”

X