"Yonca Tokbaş - Kelebek" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yonca Tokbaş - Kelebek" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yonca Tokbaş - Kelebek

Garson, gişe memuru, baba falan filan...

Karşımdaki garson bize servis yaparken dans ediyor.

Bildiğin dans işte.
Yerinde zor duruyor. Hem sipariş alıyor, hem dans ediyor hem de arada çalan şarkının sözlerini söylüyor.
Gülümsüyorum.
- Nerelisin?
- Zimbabwe. Siz nerelisiniz?
- Türkiye.
- Orada kış var, ben 10 derecede donuyorum, yaşayamazdım kesin.
- Ama havası sürekli serin bahar havası olan yerlerimiz de var..
- Ben Afrika’dan başka yerde yaşayamam..
- Haklısın...
Başka bir restoranda başka bir garson.
Sürekli espri yapıyor.
Kimisi hiç komik değil. Komik olmayan esprisinin bilincinde, kendi kendine güldüğü için ben de ona güldüm. Buna daha da güldük ve böylece espri komikmiş gibi oldu.

Yine başka bir gün bir başka garson kadın gözümdeki pırıltıları ne kadar çok beğendiğini söyledi. Yanımda olsaydı simlerim, çıkarıp ona verecektim. O denli güzel kendini ve beğenisini dile getirdi.
İçten ve samimi.
Tanıdığım insanlardan iltifat görmüyorum diye iç geçirdim. Genelde neyi daha iyi, daha doğru, daha güzel yapmam gerektiği söyleniyor hep.
Oysa iyi, doğru ve güzel hep göreceli şeyler. Bence o sırada her nasılsam iyiyim, kendimce güzelim. Bazen çok üzücü oluyor sürekli “daha”ları duymak veya “olmuş amaaa” diyen ve beğenmiş gibi yapıp beğenmeyen cümlelere maruz kalmak.

Sonra otel resepsiyonundaki o kadın.
Yüz elli bin soru sorduk, yetmiş altı bin değişiklik talep ettik, yüz seksen bin çeşit olasılık değerlendirdik ve her birine sanki tek bir şey istemişiz gibi aynı sabır ve şevkle ilgi gösterdi. Hep gülümsedi. Kendisine ve sabrına hayran kaldığımı söyledim.
Teşekkür etti, işini çok sevdiğini ve ailemizi sempatik ve nazik bulduğu için hiç zorlanmadığını söyledi.

Sonra otobandaki gişe memuru.
Ödeme yaparken önce havaya sonra da kendi haline dair öyle komik iki espri yaptı ki bir saat güldük. Aklıma geldikçe hâlâ gülüyorum.
Şimdi...
Sorum şu:
Ben neden mesela İstanbul köprü gişelerinde espri yapan tek memura rastlamadım bunca sene?
Peki ya neden ömrü hayatımda dans eden garson görmedim?
Peki ya kendiyle dalga geçip yüksek sesle uluorta kahkaha atan kaç kişiye denk geldim acaba memlekette? Kahkaha atınca işten atılıyorsun neredeyse!
Yooo sakın bana kalkıp ekonomi filan demeyin, acayip sert cevap veririm. Çünkü bahsettiğim insanlar arasında çocuğunu sadece 2 yılda 1 kere BELKİ görebilen bir Filipinli, parası ancak mezarlıkta veya tenekeden yapılma evde yaşamaya yeten bir Afrikalı veya konteynırda yaşayan bir Bangladeşli var.

Uçakta bir adam ve oğlu yanı başımdaydı sonra. Oğlan oyuncağa basınca avaz avaz bir çocuk şarkısı başladı yerimizden sıçradık.
Adama bakıp gülümsedim. Adam da kahkaha attı. “Annesi yanımızda olsa sesini önceden kısardı, ben bilemedim” dedi. O sırada yan koltukta uyuyan kişi uyandı, adama ve çocuğa gülümsedi. Adam herkesten bir dolu özür diledi ama hepimiz gülümsüyorduk.
Çocuk işte...
Bir an aynı sahne bizde yaşansa nasıl olurdu diye düşündüm.
Adam çocuğa bağırmıştı, çocuk ağlıyordu, uyanan adam babaya pis pis bakıyordu, o baba adama “Ne bakıyon lan pis pis, çakarım önüne bak” diyordu, bir kadın iki adam arasında olay çıkmasın diye hem kocasını kolluyor hem adama hayat dersi veriyor, kaş göz ediyordu.
Çocuk dehşet içinde hıçkırıyor, ağladığı için babasından iyice azar işitiyordu.. Du du du du..
Ay yoruldum.
Önce kendimize bir bakalım. Ekonomi, hayat zorluğu, o bu şu demeden nasıl davranıyoruz ve çocuklarımıza ne öğretiyoruz bir düşünelim lütfen.
Biz azcık değişsek, çocuklar yansıtır zaten.
Tamam bunu düşüneduralım.
Hah şimdi bari bir Gülümseyin lütfen.
Kamera bu tarafta.
Çocuğunuz fotoğrafınızı çekip önünüze koyuyor şu anda.
Dikkat!
Flaş.
Yonca
“Foto şipşak”

X