"Yonca Tokbaş - Kelebek" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yonca Tokbaş - Kelebek" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yonca Tokbaş - Kelebek

Cem Adrian mı desem Tuz Kral mı?

Bu kadar sevip bu kadar kavuşamadığım kimse olmadı şu hayatta.

Sanırım en son ortaokuldaydım bir müzikle böylesine derinden etkilendiğimde, müzisyene bu kadar delice hayran olduğumda.
Bugüne kadar kaç tane Cem Adrian bileti aldım ve bin türlü “bana özel” nedenden gidemediğim için sakladım bilmem.
Hep de iki bilet alıyorum.
Biri benim, öbürü de benim!
10. yıl konserine gittim sonunda. Kalbim hani avuçlarına alsan sağa sola saçılacak kadar çarpıyordu.
Bu yazıyı da, resmen, sırf delice canın çeksin, o kadar çok canın çeksin ki, Cem’i mutlaka canlı izleyelim dedirtmek, kıskandırmak için yazıyorum aslında.
Bu sayılmasın.
İlk Cem Adrian konserim olsun, son olmasın.
Hayat beni asla müziksiz bırakmasın!
Yonca
“dua”

Küçük Prens sanki

Sahnede Küçük Prens gibiydi Cem Adrian.
Hani sadeliğin bir ışığı ve şıklığı, bir hikayesi ve asaleti vardır ya, öyleydi işte. Kendi gibi.
Masumiyetinden doğan kudret ve cesaretti sahnedeki.
Tıpkı sesi gibi.
Sesindeki tüm renkler ve kudret, hani 1 salise içinde ne kadar naif ve ne kadar güçlü olabiliyorsa tam öyleydi.
Hümeyra Uçan’mış kıyafet tasarımcısı. Saygıyla eğiliyorum “kişiyi” bu kadar nefis yansıtan yaratıcılığı karşısında.
Instagram’dan öğreniyorum tabii bunları.
Cem Adrian’ın klipleri yayınlanmıyor televizyonlarımızda. Herkesin “bas bas paraları reklama” dönüştüğü bu ortamda mis gibi çalışır, çalışarak büyür dünya bahçesinde.
Aylin Aslım’ın da dediği gibi, gördüğüm en çalışkan arı Cem Adrian.
Üreten, hiç kimselere benzemeyen. Taklit edilemeyen.
Her ortamın, her değerin cılkının çıkartıldığı dünyada, sevenlerinin de kendi gibi olduğu, değer bildiği, bozulmadığı, müziğe saygı duyan bir müzik yaratıcısı Cem Adrian.
Salonda boş koltuk yoktu. Kimsenin konserin sonuna doğru erkenden çıkası filan da yoktu.
Tam zamanında herkes yerine oturmuştu. Ortak cümle şuydu: “Cem Adrian sahneye geç çıkmaz, kimseyi bekletmez.”
Karşılıklı koşulsuz, tereddütsüz güven, saygı, sevgi.
Konser, konserden öte bir şeydi.
Genci yaşlısı, dahası bu topraklarda ayrımcılığa, paraya pula, politik entrikalara, önyargılara kurban edilen ne kadar kimlik, etiket, renk, ten, dil, din, inanç, kılık kıyafet, hâl ve duruş varsa birlikteydi.
Herkes aynı anda, yeterince mırıldandı Tanrının Elleri’ni, Tek Kişilik Aşk’ı, Herkes Gider mi’yi, Ben Seni Çok Sevdim’i, Kayıp Çocuk Masalları’nı.
Yaylısı, orkestrası, piyanosu... Her birine ayrı ayrı gani gani teşekkürler!
Melis Danişmend, Pamela, Halil Sezai, Hüsnü Arkan, Doğan Duru, Ayşe Gencer, Murat Yılmazyıldırım da sahne aldı.
Bir de Derya Köroğlu!
Acaba ne söyleyecekler derken, “Bana Bir Masal Anlat Baba” başlamaz mı!
Oğlumun adı Aslan Cem.
Bugüne kadar tanıdığım tüm Cem’lere olan hayranlığım ve sevgimden bir oğlum olursa Cem olsun dediğimden.
Kızım da Destina.
Yeni Türkü’nün Destina’sı var ya, o şiir, o müzik ve Derya Köroğlu sesi yüzünden.
Babam, çocuklarım, masallarım, kitaplarım, hayallerim, aşklarım, şiirlerim...
Hani Bazen şarkısındaki gibi “durup dururken bir şarkı seni de ağlatıyor mu” dediğindeki andı.
Elime telefon alıp çekim filan yapmadım. Elimi alkışlamak, gözümü görmek için kullandım.
Müziğine, müziğe, sese, söze hakkını teslim edin, canlı dinleyin dilerim.
Sevgili Cem Adrian...
Kalpten saygı ve sevgimle...
Sen hep böyle kal.
Bana özel.
Yonca
“istiridye”

X