"Yonca Tokbaş - Kelebek" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yonca Tokbaş - Kelebek" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yonca Tokbaş - Kelebek

Bu kadına güvenin

Çaresizlik ve üzüntü içinde oturuyordum.

Birden bu güzel kadın çıktı karşıma. Ona bu gözle bakınca umutlandım.
Siz nereden çıktı şimdi bu “kadın”, bu neyin kafası filan demeden, bir anlatayım size kimdir bu kadın.
Öyle bir kadın ki bu; gözü kapalı olsa bile uyanık.
Her daim güzel ve her şeye rağmen bakımlı. Ne olursa olsun, her yeni güne gülümseyerek, umutla başlamayı istiyor.
Ah bir de rahatlasa, azıcık huzur bulsa...
Saçları çok dalgalı Ege kıyılarında. Kolay sızamazsın arasına, sızdın mı çıkamazsın yüzüne gözüne bulaştırmadan havasını suyunu.
Yanakları güneyde sıcaktan al al olur.
Kuzeyi ise yemyeşildir yağan bereketli yağmurlardan.
Hele bir kendi güzelliğinin, varlıklarının ve gücünün farkına varsa; yalan yanlış akıl verenleri, kandırmaya, uyutmaya, canını yakmaya çalışanları umursamasa...

Bu kadına güvenin

Kimse tutamaz bu kadını asla.
Alın size benim kadınım.
Bu haliyle şimdilik sanki güzellik uykusunda.
Ama uyandırın siz hele bu kadını, kaldırın dimdik ayağa...

Bu kadına güvenin

Bakın işte! Dimdik ayakta.
Çok iyi ve dikkatli bakın bu kadına. Beyni İstanbul’da. Nefes almadan çalışıyor. Ter damlıyor sanki alnından Marmara’da.
Kalbini gördünüz mü peki?
Çünkü tam Ankara’da.
“Güm Güm!” atıyor Meclis’in tam ortasında.
Ciğerleriyle nefes alıyor Karadeniz ve Akdeniz dağlarında, sularında.
Çantasını takmış Akdeniz’de koluna; turistleri ağırlıyor cennet kıyılarında, binlerce yıldır nelere dayanmış ve yıkılmadan durmuş, o müthiş tarihimizi anlatıyor. Sayısız medeniyete nasıl analık etmiş, kucaklamış gururla hatırlatıyor.
Bazen, düşüncesizlikler yüzünden tutuşuyor o güzelim saçları. En çok o zaman ödüm patlıyor yanıp kül olacak diye ona tek oksijen kaynağı ormanları.
İnin az daha aşağıya. İnin...
Gördünüz mü?
Doğurganlığı ile nüfusa nüfus katan Güneydoğu Anadolu ve Doğu Anadolu’ya geldik değil mi? Töre, terör, kan kıyamet...
Kadınlığından, doğurduğu kardeşlerin kavgasından, nefretinden zarar görüyor oralarda. Vuruldukça, canı yandıkça, evlatlarının birbirini öldürdüğünü gördükçe kanıyor için için. Küsüyor. Kızıyor, isyan ediyor.
Kucaklamak istiyor çocuklarının hepsini.
Onunkisi ANA yüreği.
Bu kadının adı da ANAdolu!
Senden benden çok öncesinden beri yaşıyor. Her şeye rağmen her gün uyanıyor. Her daim kendini yeniliyor. Yılmıyor. Küllerinden doğuyor her defasında.
Bu hep böyle olmuş bu topraklarda. Bu kadın en iyi bildiği şeyi yapıyor.
Ona saygı gösterin. İnanın. Bir bildiği vardır elbet deyin.
Bu kadın sesini giderek daha yüksek ve güçlü duyurmaya hazırlanan; kendine, kalbinin sesine, birlik, eşitlik, özgürlük değerlerine güvenen çocukları ve gençleriyle ilerliyor.
Lütfen kavgayı gürültüyü, nefreti, kini bir kenara bırakın.
Sökmez Anadolu’ya...
İnanın, sarılın ona.
Yonca
“sımsıkı”
** Çizimler: Pınar Büyükgüral

X