"Yonca Tokbaş - Kelebek" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yonca Tokbaş - Kelebek" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yonca Tokbaş - Kelebek

Anneannem entarisiyle denize girerdi

Çiçekli grimsi bir entariydi.

Mis gibiydi.
Zaten insanın anneannesinin mis gibi olduğunu söylemesine gerek yoktur.
Anneanne her daim mis gibidir. Mis kokar, mis bakar.
Allah rahmet eylesin, anneannem süper bir kadındı.
Azimli, çalışkan, güçlü, inançlı.
70 küsur yaşında okuma yazmayı kendi kendine gazete okuyarak sökmüş azimli bir insandı.
Yazarken kokusu burnumda tüttü resmen.
Denize gittiğimizde entarisini dizlerinin üstüne kadar sıvar, önce ayaklarını dizlerine kadar kuma gömerdi.
Sıcak pek iyi geliyormuş, öyle derdi.
Sonra, sıcak iyice dayanılmaz olunca, yine entarisinin eteklerini hafif sıvayıp dizlerine kadar, denizin içinde yürürdü. Arada bir kendini beline kadar denize daldırır çıkarırdı.
Biz elinden tutardık. E yaşlanmıştı hayli...
Başında beyaz tülbenti olurdu.
Deniz dizlerine, diz ağrılarına inanılmaz iyi gelirdi. Sonra o eve dönerdi, biz kalırdık plajda...
Benim bu sahneleri hatırladığım dönemlerde anneannem 80’li yaşlarındaydı.
Bu satırları büyük öfke ve kırgınlık içinde yazıyorum aslında.
Yalıkavak yerlisiyle sahilde sohbet ediyordum geçen hafta.
Kimileri deniz dibindeki evlerini, arazilerini “zenginlere” satmışlar. Satmak zorunda kalmışlar.
“Bizler buraların Kızılderilisiyiz” dedi kimisi.
“Sermayeye yenik düşmekten başka çaremiz kalmayacak eninde sonunda” diye iç geçirdi...
İnsanın içi fena oluyor dinlerken inanın.
Biri dedi ki; “Bir zamanlar bizim olan yerlere şimdi temizliğe, yemek pişirmeye gidiyoruz. Bunda bir sorun yok ama, çocuklarımızın oralarda denize girmesine laf ettiler mi çok ağırımıza gidiyor. Dahası, nenemin entarisiyle denize girmesine kızdılar. Denize girmesine izin vermiyorlar. Nenemin elbiseyle denize girmesi görüntüyü bozuyormuş...”
Entarisiyle denize giren o nenenin, görüntünü bozduğunu söyleyerek denize girmesine izin vermemek öyle mi!
Yuh oğlu yuh!
Yazıklar olsun!
Günah be bu!
Ayıp!
Kimsin kardeşim sen?
Nesin?
Denizler herkesin, plaj da... Nerden geldin, kimi kovuyorsun?
Oraya evi kondurdun diye kendini Allah mı sandın anlamadım ki?
Bu neyin kibiri? Neyin hadsizliği?
Anneannem geldi aklıma işte bu yüzden.
Öyle utandım, öyle kırıldım ki o nene adına.
Biri dönecek, benim anneanneme “Entarinle denize girmen görüntümü bozuyor” diyecek, yemin ederim kafa atarım, daha beterini yaparım.
Yapamazsam da içimde büyük bir kırgınlık, hatta öfke saklarım.
Bakın ey insanlar...
Bizi bitiren bu işte bu!
Bu feci duygusuzluk, merhametsizlik, anlayışsızlık, ayrımcılık, hoşgörüden, anlayıştan, nereden geldiğini unutan, yadsıyan, sözüm ona adına görgü, seviye vesaire denen görgüsüzlük ve seviyesizlik... Ne diyeceğimi şaşırdım inanın; öyle şaşkın, kırgın ve öfkeliyim.
Ne yapsın o nene?
80 yaşında bikini mi giysin senin manzaranı kurtarmak için?
Bu neyin kafası yahu?
Nasıl bir seviye bu?
Neyin zenginliği bu?
Nasıl bir duygusal fakirliktir?
Size bir şey diyeyim mi?
O çok sevdiğiniz ve fakat ama uğruna totonuzu kıpırdatamadığınız ve çeneninizi yorarak bir yere varacağını sandığınız çağdaşlık, medeniyet vesaire var ya...
Hah işte o...
“Görüntümü bozuyor” diyerek bağrınıza basmayı unuttuğunuz gönül ve masumiyet içinde gizli.
Allah akıl fikir, hoşgörü ve gani gani sonsuz karşılıksız sevgi versin hepinize e mi!
Çünkü işte bu “görüntü” kandırmacası uğruna kaybediyoruz tüm değerlerimizi.
Atı alan, bu sayede seni geçti.
Günaydın mı gari?
Yonca
“kaya”

X