"Yonca Tokbaş - Kelebek" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yonca Tokbaş - Kelebek" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yonca Tokbaş - Kelebek

Anne ve annelik

Gergedanları çok seviyorum.

Diyeceksiniz Yoncacım sevmediğin hayvan var mı? Yok.
Her hayvanı, her canlıyı çok seviyorum (cansız bir şeyleri de çok seviyorum).
Babam, sabahları yastığımın altına bir sürpriz bırakırdı. Minik bir kart, çikolata, minnacık bir oyun veya kitap.
Bir keresinde bir gergedan kartı bırakmış. Eskiden vardı öyle şeyler, kartı sağa sola oynatınca gergedan sanki hareket ediyor gibi olurdu. Bayılmıştım!
Kocaman boynuzlu bir hayvan. Tipi de bir komik.
Koca göbüşlü, kısa bacaklı, gözleri çok masum ve onun da kirpikleri var.
Merakımdan binlerce şey okudum hakkında. Ne yer, ne içer, ne yapar...
Sonra büyüdük.
Gergedanlarla arama hayat girdi ama takibi bırakmadım hani.
İnsanlar kafayı onlara da takmıştı. Yok efendim boynuzunun unu, erkeklerde ereksiyon sorununa çare oluyormuş diye hayvancağızı hunharca parçalıyorlardı.
Kimi insan da, boynuzu süs diye kullanmak için milyonlar ödüyordu.
Bunları yazarken hep gözümde o boynuzun sağından solundan bakan o iki masum tontiş göz ve kirpikler...
Her Güney Afrika seyahatimde onları görmek nasip oldu. Kurtarılan gergedanların bakıldığı, korunduğu yerler var. Nesli tükenmesin diye çalışan nice gönüllü ve kurum var. Son gidişimde bir anne gergedan gördük...
Anne!
Yavrusu yanında koşturan bir anne.
O kadar etkilendim ki onları izlerken.
İnsanlar nesline kastetmiş. Avcılar peşinde. İşkence görerek ölüyor resmen insanların elinde, para hırsı için hem de.
Yine de gergedan kin beslemiyor hiçbirimize.
O anne gergedan, bütün nesline saldıran, boynuzu için onu hunharca katleden insanlara genelleme yaparak biri kötüyse hepsi kötüdür diye bakmıyor.
Kin tutmuyor.
İntikam peşinde koşmuyor.
Kendini, kalbini bozmuyor. Doğasını koruyor. Doğasında kalmaya devam ediyor. Zaten tek bunu istiyor. Özgürce yaşamak!
Sadece dikkatle, temkinle bakıyor bize. “Güvenebilir miyim?” diye izliyor. İçgüdüsüne ve beden diline yansıyor sana bana bakışı.
Anlamsız saldırma diye bir şey bilmiyor, eğer ona karşı bir tehdit yoksa!
Koca bir araçtan, hayli yakın mesafeden izledik anne-yavruyu. Kıpırdamadık. Ses etmedik.
Gördüğümüz annenin yavrusu 2-3 aylıktı.
Nasıl zıpır bir şey, yerinde duramıyordu. Nereye koşup kaçacağını şaşırmış, her şeyi merak eder bir haldeydi.
Anne, gözünü ayırmıyordu yavrusundan.
Evladını hem özgür bırakıyordu, hem tehlikelere karşı onu korumakla sorumlu olduğunu koca doğaya ve bize bangır bangır belli ediyordu.
Gözü hem yavrusunda hem çevredeydi pür dikkat.
Yavru çok komik, hani bıraksan bizimle arabaya binmek bile isterdi, öyle naif. İşte her yabancının arabasına da binilmiyor be evlat!
Bazen tehlike sana iyi görünende bile olabiliyor. Canını yakan, seni en çok sevdiğini söyleyen olabiliyor.
Anne, ne yavrudan ne bizden gözünü ayırdı orada durduğumuz süre boyunca.
2.5 tonluk bir vejetaryendir gergedan.
Bütün bedeni kas. 5 büyükten biri.
Aynı zamanda, bu ağırlıkta olup da en kısa sürede en hızlı atak yapabilen canlı.
Biz onlara bakarken, yavrunun çalılarla gıdıklamaca, kovalamaca oynayışını izlerken, anne bizi süzdü de süzdü.
Beden dilimize dikkat kesildi. Güvenlik alanını, mesafesini koruyup kolladı.
Hayatın özü özeti; karşılıklı saygı, güven ve sevgi!
Sen benim alanıma saygı duy, canımı sev ve koru, ben de seni. Bu kadar basit bir kuralı var doğal hayatın.
Ha bir de niyet!
Kendi hayatın ve hatta başkasının hayatıyla ilgili niyetin neyse, inan hayat da sana onu geri veriyor.
Annelik...
Özgür bırakarak kollamak...
Bağımsız ve cesur olmaya teşvik ederek güvenlik sınırlarını anlatmak...
Genelleme yapmadan, kin tutmadan, herkesin alanına ve olma şekline saygı duymayı öğreterek kendine ve hayata dair güven aşılamak...
En önemlisi de koşulsuz sevgi vererek evladını hayata hazırlamak.
Yonca
“gergedan”

X