"Yonca Tokbaş - Kelebek" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yonca Tokbaş - Kelebek" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yonca Tokbaş - Kelebek

Akran zorbalığı

Geçtiğimiz okul yılı bitmeden arkadaşımın oğlunun başına akran zorbalığı geldi. Arkadaşları, her türlü canlıya karşı olan sevgisini bildikleri ve bunu “komik” bulduklarından canını acıtıp dalga geçmek için okul bahçesinde, çocuğun gözü önünde kurbağaları taşla ezerek öldürdüler.

Çocuk onları durdurmaya çalışırken, arkadaşları haliyle dalga geçerek iyice azmışlar.
Her şey bittiğinde, bizimki hâlâ, belki aralarında yaşama şansı olanlar vardır diye ölü kurbağaları kurtarmaya çalışırken fenalaşmış. Öğretmenler o zaman durumun farkına varmış ama olan çoktan olmuş.
Bu olay hepimizi çok derinden etkiledi. Şu an yazarken bile hâlâ ellerim titriyor.
Bu çocukların yaşı 10 bakın.
Hepimiz bizimkinin haline ayrı, bu vahşiliği sergileyebilen çocukların haline ayrı üzüldük.
Arkadaşım; hem okulun çocuklara yaptıklarının ciddi bir suç, bir katliam olduğunu anlatması; hem de ailelerin çocuklarının bu kadar masum canlıları sırf akran zorbalığı adına katledebilmelerinin yarın öbür gün nasıl bir şiddete dönüşebileceğini görmesi için yırtındı.
Bütün bunları atlattığımızda geriye hepimizde hem bir yara hem de bir şükran duygusu kaldı.
Aileler masum canlılara zarar verebilen çocuklar yetiştirdiklerinin farkında mıydı?
“Aman canım kurbağa için bu kadar tantana!” diyebilenler işte esas bu ülkenin felaketini hazırlayan insanlardı!
Öte yandan bu korkunç olayda, o tek bir kurbağayı kurtarmak için yırtınan sevgi dolu çocuğun ailesi, arkadaşı, yakınları olmak en çok şükrettiğimiz kısımdı.
Yonca
“Yeşil”

Bir kurbağa hikayesi


Derken, yaz başı yine, bir arkadaşım bana bu akran zorbalığından habersiz bir hikaye anlattı.
Bir kurbağa hikayesi.
Ve ben, bu geçirdiğimiz günlerde, bunca belirsizlik, bunca insanı çileden çıkaran saçmalık, bunca kendini şaşırmış galeyan içinde insanlara bakarken;
Bunca sapla samanı birbirine karıştırmış, öfkeyle kalkıp zararla oturanları gördükçe;
Etrafına vahşet saçan, linç duygusuyla hareket eden, can yakan ve yakabilen insanları gördükçe kendime sürekli bir hikaye hatırlatıyorum.
Sağır Kurbağa’nın hikayesini.
Sakinleşmek için.
Odaklanabilmek için.
Kendimi kaptırıp hatalara düşmemek için.
Bildiğim yoldan şaşmamak, varmak istediğim yere varabilmek için kendime, sürekli o kurbağa hikayesini ve arkadaşımın çocuğunu örnek gösteriyorum.
O kurbağayım ben işte diyorum kendime.
Yonca
“sağır”


Hikaye

Kurbağalar bir gün yarışma düzenlemiş.
Hedef; çok yüksek bir kulenin tepesine çıkmakmış. Bir sürü kurbağa da arkadaşlarını seyretmek için toplanmış ve yarış başlamış.
Gerçekte seyirciler arasında hiçbiri yarışmacıların kulenin tepesine çıkabileceğine inanmıyormuş. Sadece şu sesler duyulabiliyormuş:
“Zavallılar! Hiçbir zaman başaramayacaklar!”
Yarışmaya başlayan kurbağalar kulenin tepesine ulaşamayınca teker teker yarışı bırakmaya başlamışlar.
İçlerinden sadece bir tanesi inatla ve yılmadan kuleye tırmanmaya çalışıyormuş. Seyirciler de ısrarla, avazları çıktığı kadar bağırmaya devam ediyorlarmış:
“Zavallılar! Hiçbir zaman başaramayacaklar!”
Sonunda bir tanesi hariç, hepsinin ümitleri kırılmış ve yarışı bırakmışlar.
O bir kurbağa hariç.
O kurbağa azimle, büyük bir gayret ile, mücadele ederek kulenin tepesine çıkmak için hâlâ çabalıyormuş.
Ve sonunda, diğer kurbağaların şaşkın bakışları içinde o kulenin tepesine çıkmayı başarmış. Diğerleri hayret içerisinde bu işi nasıl başardığını öğrenmek istemişler.
Bir kurbağa yaklaşmış ve sormuş;
“Bu işi nasıl başardın?” diye...
İşte ancak o an farkına varmışlar ki; kuleye çıkan kurbağa sağırmış!
Yonca
“kurbağa”

X