"Yonca Tokbaş - Kelebek" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yonca Tokbaş - Kelebek" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yonca Tokbaş - Kelebek

Adam yine kayıp

1 gün, 2 gün, hiç ses yok. Yer yarıldı sanki yerin dibine girdi. Yok.

Adam kayıp.
Adam dediğim, babam.
Arkadaşlarına sorduk yok, ava da gidilmemiş. Ayol nerede bu adam peki?
Ve üçüncü gün kapı açılır; babam gelmiş.
“Neredeydin?” dersin, cevap: “Evde sebze kalmamış. Pazardaki sebzeyi de beğenmedim, çocuklara sebze, peynir almaya Söke’ye gidiverdim. Dönüşte de Nazilli pazarına uğradım, meyve aldım.”
Biz dumur.
Babam harbi acayip insandı. İnsan evde peynir kalmadı diye Ankara’dan Söke’ye, pazardaki meyveyi beğenmedi diye Nazilli’ye gider mi?
Babam giderdi.
Hep “Yok artık, zır deli, uzaylı” filan dedim.
Sanki Söke-Nazilli-Muğla Çankaya’nın yan mahallesi.
Yol severdi. Gece araba kullanmayı severdi...
Memleketini severdi.
Ege çekerdi, çağırırdı onu, o da giderdi.
¡¡¡
Ve geçen hafta bir baktım evde zeytin kalmamış.
Oysa ben yaz sonu Yalıkavak’tan dönerken, herkes her ne kadar erken dese de, toplayıp yanımda götürebildiğim kadarını götürmüştüm.
Enfes olmuşlardı. De işte günde 40 küsur zeytin yersem biter tabii hepsi.
Ve en fenası ağaçlarım ne kadar toplamış olsam da biz dönerken hâlâ zeytin doluydu.
Kasımda İstanbul’a geldiğimde gider toplarım diye düşünmüştüm ama kısmet olmadı.
Hepsi ağaçlarda kaldı, düşecekler diye içim içimi yiyordu.
Kalbim zeytinlerimde kaldıydı. Sözüm vardı onlara.
Çarşamba gecenin bir yarısı nasıl içime battı, nasıl içimi hasret aldı size anlatamam.
Sabaha karşı uçağa atladığım gibi Dubai-İstanbul-İzmir uçtum.
Alanda araba kiraladım, bastım Bodrum yoluna.
Nasıl bir yağmur anlatamam...
Bir ara bir benzinliğe çektim, sakinlemesini bekledim, silecek yetmiyordu...
Yağmuru bekledim.
Açtım camları, üstüme üstüme yağdı yağmur.
Toprak kokusu var ya... İnsan doyamıyor o kokuya.
Müziğim, yollar ve ben, tadına doyum olmayacak bir zaman dilimi.
Zeytinlerime gidiyorum yağan yağmurların bereketleriyle. Var mı bundan daha iyisi...
Arayan arayana.
“Yonca hayırdır! Kış vakti
ne iş?”
“Zeytinlerimi toplamaya gidiyorum... Ağaçta kaldılar kahroldum” diyorum;
“E manyak mısın bu havada? Kış vakti, yağmur, soğuk. Dubai’den bunun için gelinir mi yani?”
Evet... Zeytinden daha gelmeye değer ne
olabilir ki?
“E çocuklar?” diyorlar. Sordum ki ben çocuklara. Kendi programları vardı, “Anne sen git, rahat rahat topla gel” dediler. Hem zaten ben biliyorum, gün gelecek onlar da dünyanın bir ucunda olsalar da gelecekler zeytinlerine. Gülümsüyorum.
Zeytinli bahçeme vardım.
Nasıl bir hava biliyor musunuz!
Of of of! Cesaretimiz yok cennette yaşarken göçmeye ne yazık bize...
Mis gibi toprak kokusu karışmış soba kokularına. Yağmur bir yağıyor bir duruyor.
Kuş sesi, horoz sesi, köpek sesleri...
Doğanın sesi. Renkleri, ah o renkler!
Nasıl acıkmışım. Yalıkavak balıkçı sığınağının orada Çardaklı’da aldım soluğu.
Biliyorum Mehmet mutlaka açıktır, kış mış demez. Oh şahane, soba çıtır çıtır yanıyor.
Oturdum rakımı içtim, dil balığımı yedim. Pulu üstünde pişince lezzeti efsane oluyor.
Rakı, balık ve ben. Yüzyılın üçlüsüyüz resmen. Bir de yollar ve müzik.
Allah’ım cennetteyim!
Sabah gözümü bahçemde açtım.
Zeytinlerim dökülmüş.
Nasıl ağladım... Ah ulan Yonca, bile bile geç kaldın. Göz göre göre dalından düştüler.
Olsun. Toplayabildiğimce topladım.
Dökülenlerden kurtlanmayanlarını ayıkladım.
Tuzladım.
Yollar yollar yollar, müzik, zeytinlerim ve ben... Uğradığım bir esnaf “E abla niye adam tutmuyorsun toplat gitsin” deyince, derin bir nefes aldım;
“Döverek toplarlar diye korkuyorum. Kıyamam vurmalarına dallarına. Ben tek tek toplarım...”
Adam boş boş baktı yüzüme. Gülümsedim ben yine.
Zeytinlerim bavulumda. Şu satırlar masmavi bir gökle denizin birbiriyle seviştiği bir noktada yazılıyor.
Yanımda bir sokak köpeği. Badem gözlü. Gözlerimin ta içine bakıyor.
Elimde çay ve simit.
Arkamdaki değirmende rüzgâr sesi.
Kan çekiyor demek ki...
Ege çağırıyor.
Zeytinlerim yine de beklemişler beni. Sabırla... Güvenlerini hayatta sarsmam bir daha asla.
Bir daha hiçbir kuvvet beni zeytinlerime geç bırakmasın.
Hayat geciktirmeye gelmez asla. Dökülür gider dalından.
Yüzüm, gözüm, ellerim, saçlarım zeytin kokuyor.
Hayat dokundu ruhuma.
Yonca
“Nefes”

X