"Yasemin Candemir" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yasemin Candemir" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yasemin Candemir

Yasemin Candemir

Yüzün İle Boynun Arasında Cilt Farkı Varsa Bir Şeyler Yanlış Demektir!

1 Kasım 2019

Hangi  güzellik uzmanına sorsanız “Haftada en az iki defa peeling yapmalı” diyor ya, siz bu safsatalara da kulağınızı kapatın. Haftada iki defa peeling yapmak cilde iyi gelmez. Aksine cildi zedeler, tahriş eder ve canlılığını kaybettirir.

Cilt kuralları yazarı Debra Jaliman ve ATX Dermatoloji’nin sahibi Dr. Ted Lain’e göre aşırıya kaçılan cilt alışkanlıklarını bu yazıda topladım... 

Aşırı peeling

Eğer kişi boynundan daha koyu görünen bir yüze sahipse, bu cildinin bol bol salisilik ve glikolik asitle karşılaştığının bir göstergesi. Retinoller ve sonik temizleme sistemleri de aşırıya kaçıldığında cildin dengesini bozmakta usta. Haftada bir peeling yapmak kesinlikle yeterli...

Yüzüne çok dokunma

Keşke herkes yüzüne dokunmayı bıraksa. Akne, lekeler, izler gibi yüzde göze çarpan hangi sorun varsa çoğu parmaklardan yüze akan bakteriler yüzünden.

*Bu arada telefonlar ve kulaklıklar da tonlarca bakteri barındırıyor, bu nedenle her gün bu aksesuarları temizleyin.

O sivilceyi sıkma

Yazının devamı...

Yüzünü Yıkaman İçin Rehberin Olmaya Hazırım!

3 Ekim 2019

Cilt güzelliğinin temeli, yüzü temiz tutmak olduğu halde, makyajıyla yatağa giren genç kadın sayısı hiç de az değil. (30 yaşını geçmiş hiçbir kadının bu hatayı yapacağını sanmıyorum.) 

Gün boyunca yüzümüz bakteri, farklı kirleticiler, virüs, ölü cilt hücreleri ile kaplıdır. İyi bir yıkama yapmazsak 24 saatte bile cildimiz kalın bir kir tabakasıyla kaplanır ve bu da nemlendirici ve makyaj ürünlerinin cilde nüfuz etmesini zorlaştırır.

Neden sivilceniz var?

Yıkanmamış, susuz kalmış bir cilt, pürüzlü, kırışmış ve yaşlı görünür. Cildin altındaki minik bezler, cildi dış dünyanın tehlikelerinden korumak için sebum denilen bir yağ üretir. Yüzeyde aşırı kir birikmesi, foliküllerin tıkanmasına, sebumun ter ve ölü cilt hücrelerin arasına sıkışmasına neden olur. Ciltteki sebum eksikliği ise iltihaplanmaya yani sivilceye yol açar.

Yüzünüzü doğru dürüst yıkamıyorsanız, akne oluşumuna yol açan gözenekleriniz tıkalı demektir. Cilt bu susuzluk yani hidrasyon durumundan kaynaklanan şiddetli kuruluk ve tahriş problemleri yaşayabilir. Siz temizliğe vakit ayırmadıkça, kirli ve yüksek derecede yaşlı görünen bir yüzle yaşamaya maruz kalırsınız.

Günde iki defa, bir dakika boyunca...

Cilt bakım rutini yaparken, genellikle yalnızsınızdır, banyonuzda ya da sessiz bir yerdesiniz, sadece siz ve aynanız varsınızdır. Hadi bakın aynaya. Biraz dikkatli bakarsanız cildinizin ihtiyacı olanları net olarak görebileceksiniz. Rahatlatıcı bir müziğe ihtiyacınız varsa açın, en azından 10 dakikayı cildinizle baş başa geçirin. İçinizden 60’a kadar sayarak yüzünüzü bir temizleyiciyle masaj yaparak ovalamak ve durulamak sadece cildinize değil, kendini yorgun hisseden zihninize de iyi gelecek. Günde bir dakika sürecek bu temizleme işlemini günde iki defa yapmanız yeterli.

Temizleyicinizi pH açısından dengeli ürünlerden seçin, yüksek pH’ın sanıldığının aksine bakteriler için mükemmel bir üreme alanı olduğunu unutmayın. “Her gün iki defa temizleme yapmak için çok yorgunum” diyenler unutmayın 16 yaşından sonra bu ritüeli atladığınız her gün size 40 yaşından sonra derin yaşlılık çizgileri olarak dönecek. Duşun altında yüzünüz temizlenmez ve hızla kırışırsınız. Peki hala o bir dakika için yorgun musunuz?

Yazının devamı...

Hücrelerimizin de Duyguları Var!

9 Eylül 2019

Dünyada emotional (duygusal) detoks olarak da geçen arınma biçimi, olumsuz duygulardan arınmanız gereken bir süreci yaşatır size. İçinizde tutabileceğiniz olumsuz duygular (öfke, üzüntü, hayal kırıklığı, korku, endişe, kıskançlık, düşük benlik hali) gibi stres nedeni hisler, kronik hastalıkların başlangıç noktası sayılır.

İlk olarak Dr. Candace Pert’ün “duygu molekülleri” başlığı altında kaleme aldığı “duyguların, hücrelerin biyolojisini değiştirebileceğini” anlattığı makalesinden bahsetmek gerek. Yazıldığı 1997 yılında pek önemsenmeyen ama bugün tıp fakültelerinde referans eser kabul edilen yazı, hücrelerimizin hem olumlu hem de olumsuz duygulardan müthiş derecede etkilendiğini anlatıyordu.

Kanıtlanan araştırma, neşe, sevgi, nezaket, şefkat, empati, mutluluk ve mutluluk gibi iyi duygular yeni ve sağlıklı hücre büyümesine, olumsuz duygular ise hücre bozulmaları ve ölümlerine yol açıyor.

Örneğin, boşanma, sevilen birinin ölümü, fiziksel ya da duygusal taciz, çok hasta bir ebeveyne bakmak, işte stres yaşamak ya da işini kaybetmek gibi stresli duygular size ilk önce, mide rahatsızlıkları, ağrılar, cilt döküntüleri, saç dökülmesi, kalp çarpıntısı ve anksiyete atağı gibi çok fiziksel belirtilerle geliyor, hücrelerinizde yaşananlarla ilgili fikir verebiliyor.

Bol bol ağlayın ki duygular içinize değil, dışarı aksın

2013 yılında vefat eden ama tıp literatürüne giren Dr. Candace Pert duygusal detoksun ne derece zorunlu olduğunu adım adım şöyle anlatıyordu; “Hepimiz hayatımız boyunca çeşitli zor zamanlar yaşıyoruz. Ve asla yalnız değiliz. Olumlu duygular kadar olumsuz duygular da hayatın bir parçası. İlk olarak ağlamaya başlayın. Hayatınıza ağlamayı dahil edebilirseniz duyguların içe değil, dışa aktığını göreceksiniz. Ağlamak fiziksel bir yayılımdır ve sizi duygu boşalımı yaparak sağlınızdan olmaktan korur.

İkincisi “Derin kazma” dediğimiz işlemi kendinizde uygulayın. Günde en az 10 dakika sessiz ve karanlık bir ortamda içinizdeki olumlu duygulara odaklanın ve olumsuz olanların geçeceğine dair kendinizi inandırın. Yanı sıra arkadaş ve ailenizle bir destek grubu kurun ve düşüncelerinizi sadece bu insanlara aktarın. Kimler olacağını dikkatli seçin ve sürekli konuşmaktan, anlatmaktan korkmayın.

Yazının devamı...

Güzellik 'Gezegensel Kriz' Çıkarma Noktasında!

26 Temmuz 2019

Oysa her yıl küresel kozmetik endüstrisi tarafından 120 milyardan fazla ürünün paketlendiğini biliyor musunuz? Parfümleri, serumları, nemlendiricileri saran kartonlar için her yıl minimum 18 milyon dönümlük orman kesiliyor. Zero Waste Week’in paylaştığı rakamlar 2050 yılına kadar 35 bin Empire State binası kadar çöpün, artı 12 milyar ton plastiğin güzellik ürünleri sayesinde olacağını hatırlatıyor. Birleşmiş Milletler durumu 'gezegensel kriz' olarak nitelendiriyor.

Kozmetik ürünlerde plastik parçalar sadece ambalajlarda bulunmuyor. Diş macunu dahil pek çok ürünün içinde mikro parçacık olarak yer alıyorlar. Geçen yıl İngiltere’de bu plastik parçacıkların, ürünlerin içinde kullanımı tamamen yasaklandı. Darısı bizim yani Türkiye’nin başına. Çevre dostu ambalaj kullanımı (geri dönüştürülebilen) pek çok ülkede zorunlu hale getirildi.

Geri dönüştürmenin güzelliği

Bambu ve deniz yosunlarından üretilen paketler, güzelliğin yarattığı çevre sorunsalına bir nebze de olsa çözüm getiriyor. Hepimizin biten şampuanları, nemlendiricileri çöpe değil, atık dönüştürme merkezlerine iletebilmemiz gerekiyor. Geri dönüşüm konusunda canla, başla çalışacak vakıflara, derneklere ihtiyaç var ama henüz kimse elini taşın altına koymuyor.

Dünyada kar amacı gütmeyen vakıflar, markalarla çalışarak boş ambalaj getirenlere puan veriyor ve bir sonraki alışverişinde indirim sağlıyor.

Vücut bakım ürünleri büyük boy kutularda satıldığından, bu kutuları uzun süre kullanabilmek geri dönüştürmekten daha büyük önem taşıyor. Bu yüzden L’Occitane, Souper Duper gibi az sayıda marka yedek eko paketler satarak tekrar büyük ambalaj satın almamanızı ve kutunun içini doldurmanızı sağlıyor. Markaların bir kısmı ise eko girişimlerinin çekiciliğini artırmak için teşvikler kullanıyor: En azından yüzde 10 indirim kuponu veriyor.

National Geographic’e göre plastik ambalajların miktarı, 1960’tan bu yana 120 kattan fazla arttı. Bu atıkların dünya genelinde yüzde 70’i, geri dönüştürülmeden çöp atık alanlarını boyluyor. Sorumluluk sadece markaların değil, siz de bulaşık deterjanı kutuları, şampuan şişeleri hatta boş diş macunlarını bile geri dönüşüm için çöp kutunuzdan ayırmak zorundasınız.

YASEMİN CANDEMİR

Yazının devamı...

Yeni Trend; Yemek Yeme Takıntıları...

16 Temmuz 2019

Soru; Bir yıldır kız arkadaşımla birlikteyim ve onu sevmeme rağmen, bazı günler ondan yeme alışkanlıklarından ayrılmayı düşünüyorum.

Ne yiyeceği ve ne yiyemeyeceği ile ilgili çok fazla kriter var ve bunun bir şekli yok, fakat hepsine çok fazla kısıtlama getiriyor. Örneğin kızarmış peynir istiyor ve biraz daha az pişmiş veya daha fazla kahverengi gelmiş ise hayat bin an da cehenneme dönebilir. Porsiyonları her zaman eşit olmak zorunda. Bir tencerede et parçalarını sayacak kadar ileri gidiyor. Ayrıca restoranlarda sipariş verme konusunda aşırı endişe yaşıyor. İlk önce masadaki herkesin ne alacağını bilmeden sipariş vermiyor. Ve hiçbir şeye alerjisi olmasa da, yemeğin içinde detay detay neler olduğunu öğrenmek için garsonu test ediyor. Emir verdikten sonra, beğenip beğenmeyeceği konusunda endişe duyuyor. Eğer yediklerinden hoşlanmazsa, bütün geceyi hem kendine hem bana eziyet edecek kadar mahvediyor. Bu konuda ne yapmalıyım?

Cevap; Bunu yeme alışkanlıkları ile çerçevelemişsiniz ama kız arkadaşınız muhtemelen ciddi, tedavi edilmemiş bir kişilik bozukluğu problemi yaşıyor. Siz bu problemleri birebir yaşamak zorunda kalan ama çare bulamayan minik bir karaktersiniz aslında. Sorunu ona aynen anlatın. Çözülmezse ayrılın ve bir psikoloğa gitmesini salık verin. Temel yaşam fonksiyonu olan yemek yemek, günümüzde çeşitli nedenler (ruhsal ve fiziksel endişeler) nedeniyle hayatın merkezi olarak görülme eğiliminde. Oysa yemek bir amaç değil araç.

Mutlaka glütensiz olmalı!

Soru: Arkadaşımla ne zaman yemeğe çıksam glütensiz restoran arıyoruz. Bu yüzden oturduğumuz her mekan ciddi bir mönü kontrolünden geçiyor. Utanmasa mutfağa gidip denetleyecek. İşin enteresan yanı glüten alerjisinin olmaması. Bu normal mi? Çünkü artık onunla sadece bir şeyler içmek için buluşmak istiyorum.

Cevap: Glutensiz, organik, hormonsuz, GDO’suz yiyeceklere erişme isteği ve gerekirse aç kalma hali sadece yemek yeme bozukluğu ile açıklanamaz. İnternet, sosyal medya bağımlılığı, kişilik kaybı, kendine güvensizlikle edinilen misyonlarla açıklanabilir. Yemek yemek bu kişiler için açlığı giderme, zevk alma halinden çok kabusa dönüşebilir. Kendisine bir iyilik yapmasını ve bir diyetisyenle görüşmesini salık verebilir, yanı sıra terapi için onu ikna edebilirsiniz.

Glutensiz gıdalar, organik sertifikası almadan kendisini organik ilan eden sebzeler o kadar popüler oldu ki, normal bir çavdarlı ekmeği zeytinyağına batırıp yiyen bir sosyal medya fenomeni görmeniz imkansız. Intolerans testlerinin büyük bir çoğunluğu gluten alerjisi konusunda doğruyu yansıtmıyor. Gerçek çölyak hastaları toplumun sadece yüzde 1’ini oluşturuyor. Glutensiz gibi satılan paketli gıdaların büyük bir kısmı yarardan çok zarar getirecek maddelere sahip. Prof. Dr. Osman Müftüoğlu’nun dediği gibi, “Ciddi bir glüten intoleransı veya çölyak hastalığı söz konusu değilse ‘sıfır glütenli beslenme’de ısrar etmenin de bir anlamı yok.” Ayrıca buğdaydan gelen gıdaları almazsak B12 eksikliği yaşamak ve dolayısıyla unutkanlık, yorgunluk, denge bozukluğu, uyuşma, kaslarda yorgunluk, iştah bozukluğu yaşanması son derece doğal. Siz iyisi mi tarafınızı trendlerden, sosyal medya eğilimlerinden tarafa değil, doğal olandan yana koyun…

YASEMİN CANDEMİR

Yazının devamı...

Eyvah! Ya Doğru İnsanı Bulamazsam!

3 Temmuz 2019

Örneğin Gül Ayman, yalnız kalmaktan korkmaya ilk kez 20'li yaşların ortasındayken başlayanlardan. Terapiye de bu nedenle başlamış ama aradan üç yıl geçtiği halde hala bekar. “Birileri ile tanışıyorsun ya da arkadaşların tanıştırıyor. Ama ciddi bir noktaya asla gelemiyorsun ve sonunda bunun senin suçun olduğunu düşünmeye başlıyorsun” diyor sık sık.

Ayman, “Toplum, kadınlara eşimiz olmadan tamamlanamayacağımızı söylüyor. Bunun ne kadar yanlış ve cinsiyetçi olduğunu şimdi görebiliyorum. Üzerimdeki sosyal baskıyı, kendi kız arkadaşlarımın ciddi ilişkilerini gördükçe ‘Doğru birini hiç bulamayacak olma’ korkusu tüm hayatımı mahvediyor” diye de ekliyor.

İki yıldır terapi gören Tülay Sezer ise sözlerine “20'li yıllarımın çoğunu mükemmel ortağı asla bulamayacağımı söyleyerek geçirdim” diye başlıyor. Arkadaşlarının bir kısmının kendisi gibi ilişkiler konusunda çok ihtiyatlı davrandığını, kiminin evlenmeyi rafa kaldırdığını, kiminin ise doğru kişiyi bulma yolunda mücadele vermeye devam ettiğini anlatıyor. Terapistlerde danışanlarına genellikle “Mücadeleye ve arayışa devam” kodlaması yapıyor.

Sorunun toplumun geneline yayıldığını belirten Terapist Yıldız Çakar, “Kültürümüzde bekar olmanın, kişinin yaptıklarını yansıttığına, olumsuz davranışların bir sonucu olduğuna dair köklü bir inanç var. ‘Galiba yeterince iyi değilim’ sözlerini danışanlarımdan daha çok duyar oldum. Kendine karşı nefret etmeye varan bu düşünce biçimi en çok da biz terapistleri korkutuyor” diyor.

Terapistler bu yüzden, “Hepimiz bekar ve mutsuz danışanlara özellikle arkadaşlarına yatırım yapmasını salık veriyor. Sosyal ihtiyaçları karşılamanın ve kendine güvenen bir birey olarak devam edebilmenin en doğru yolu iyi arkadaşlardan geçiyor. Fiziksel dokunuşu özlüyorsanız, iyi bir arkadaşın kucaklaşması harikalar yaratıyor.

Uzman Klinik Psikolog Mehmet Başkak’a göre, kadınlar yalnız yaşarken ilgilendikleri şeyler için daha fazla zamanları olurken, erkekler bir kadınlar yaşadıklarında sevdikleri şeyleri yapmak için zamanı daha iyi kullanabiliyorlar. Bu yüzden yalnızlığın özellikle kadınlara müthiş verimlilik kattığını unutmamak ve arkadaşlarına özel bir önem vermeleri gerektiğini hatırlatmak gerekiyor.

Not: Danışan isimleri değiştirilmiştir…

Yazının devamı...

Lider mi Olacaksın, Ayak Takımı mı?

17 Haziran 2019

Kitap ilerledikçe görüyorum ki, kendimizi keşfetme yolculuğunda önümüze dikilen en önemli engel ailemiz ve çevremiz. Neyi yapmaya heves etsen; ya alay edip küçümserler ya da yapmaman için onlarca sorun öne sürerler. Onlara inanıp kendini keşfetme yolculuğuna son verirsen, ölümlü, pasif bir insan olma yolunda ilk adımı da atmış olursun. Buradaki en önemli mesele kötü sözleri duymazdan gelmek için yürürken, konuşurken, yemek yerken hatta arkadaşlarınla bile buluştuğunda kulak tıkaçlarını her an ulaşabileceğin yerde bulundurmak.

Gençken bu çok zor biliyorum. Paran yok, hedef çok, eğlenmek de istiyorsun ki çok haklısın. Ama unutma ki hayat esas gençlikte şekilleniyor. Ne ekersen ilerde de onu biçiyorsun. Bol bol oku örneğin. Ama öyle akıl veren kitaplardan çok bilgi içeren, hayatı sorgulayan nitelikte kitaplar olsun. Arkadaşlarını kendi dünyalarında yaşayan, biraz öne çıkacak olsan çelme takacak insanlardan seçme. Yalnız kal daha iyi.

Hayal ettiğin iş, meslek her ne ise asistanlık yaparak başla. Para almamayı göze al ama öğrenmek için dişini tırnağına geçir. Mutlaka yabancı dil öğren. Bir müzik aleti çal ve mümkünse bir hobin olsun.

Son birkaç yıldır ABD başta olmak üzere dünyayı değiştirmeye girişen “Globalistler” diyor ki, dünya artık ekonomik sınıflara ayrılmıyor. Liderler ve ayak takımı olarak ayrılıyor. Bilgi ve anlayışa ulaşmış, kulaklarını boş söylemlere kapamış, kendi bildikleri yoldu ilerleyen sorumlu insanlara liderler, meraklı izleyici konumunda kalan, olaylar karşısında kendi kendine sinirlenen, homurdanan insanlara ise ayak takımı deniyor.

Hangi insan olacağına şimdi karar vermelisin? Evinde twitter, instagram başında oturup ona buna sallayan bir tip mi olacaksın, harekete geçip kendini mi keşfedeceksin? Tüm olay bu.

YASEMİN CANDEMİR

https://www.instagram.com/yaseminycandemir/?hl=en

Yazının devamı...

Reklamlarda Neden Hala Dünyayı Erkekler Yönetiyor?

16 Mayıs 2019

Toplumsal cinsiyet eşitliği diye çırpındığımız, reklamcıların ve reklam verenlerin entelektüel seviyeleri konusunda hem fikir olduğumuz bu çağda, reklam dış sesinin yüzde 89 oranında erkek olması nasıl savunulabilir? Sadece dış sesle yetinmeyip, bu aralar sık dönen bir reklamda görüldüğü üzere; evde TV karşısında ailece keyif yapılırken, cipsleri bile kadının mutfaktan taşıyor olması hangi mantıkla açıklanabilir!

Salim kafayla dönüp baktığımızda reklam metin yazarlarının, kreatif direktörlerin büyük bir çoğunluğunun erkek olduğu ilk anda anlaşılıyor. Yanı sıra reklam verenlerin yöneticileri de erkek. O zaman yayınlanmak üzere onay verdikleri her iş onlara son derece normal gözüküyor.

Toplumsal barışın önündeki engel; reklamcılar!

Reklamda erkek konuştuğu zaman o ürün ya da markaya karşı ekstra bir güven mi gelişiyor? Ya da sürekli gizliden gizliye “kadınları biz yönetiyoruz” alt mesajı mı veriliyor? Kadınlar, genç kızlar, çocuklar neden dış ses olamıyor? Tüketici beklentileri bu yönde değilken, her reklam arasında evleri farklı erkek seslerinin doldurması, çocukları da yanlış yönlendirmiyor mu?

Reklamda konu iş dünyası ise başrollerin erkek olması, kadınların sadece yüzde 10 oranında çalışırken görüntülenmesi, evi çekip çeviren ve eşine yardımcı olan erkek rollerinin sadece yüzde 10 oranında kalması, otomobil reklamlarında kadınların esamesinin okunmaması, reklamların hayatın gerçeklerinden ne kadar uzakta olduklarını da kanıtlamıyor mu?

Son notum reklam şirketlerine ve reklam verenlere; metin yazarlarınız, kreatif direktörleriniz ve tabii yöneticileriniz toplumsal cinsiyet eşitliğinden bu kadar uzaktayken nasıl hazırlanıyorsunuz 21. yy’a? Çocuklar ve gençler üzerindeki etkilerinizin ne derece farkındasınız? Erkek egemen karar vericilerinizi kadınlarla değiştirmeye ne dersiniz? Belki böylece ulaşırsınız gerçekliğe ve arzuladığımız geleceğe?

YASEMİN CANDEMİR

https://www.instagram.com/yaseminycandemir/?hl=en

Yazının devamı...