"Yaşar Sökmensüer" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yaşar Sökmensüer" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yaşar Sökmensüer

“Vekiller kavga stajı için Tayland’a gidiyor”

TAYLAND’ı biz, parlamentosunda milletvekillerinin “filmatik” kavgalarıyla tanırız. Uçan tekmeler, Tayland boksu, kadın-erkek ayırmadan saç saça-baş başa kavgalarıyla, alamet-i farikasıdır vekil tepişmesinin...

Öyle ki, 6 yıl önce Kamer Genç başkanlığındaki TBMM heyetinin Tayland’a yaptığı resmi ziyareti, Hürriyet müthiş bir kara mizahla aktarmıştı:
“Vekiller kavga stajına gidiyor...”
* * *
Epeydir, Tayland’dan kavga görüntüleri yansımıyor ekranlara...
Tamam. Tayland’da iki ay önce yapılan askeri darbe, ne hükümet, ne parlamento, ne anayasa bıraktı ama...
Benim sözünü ettiğim, çok daha uzun bir zaman.
Fikrimce, Tayland’daki vekil kavgaları artık bize ilginç ve ithale değer gelmiyor.
Yerli malı, yurdun malı, her kanal onu kullanılmalı...
“Vekiller kavga stajı için Tayland’a gidiyor”
Geçen gün, izledik yine.
TBMM’de tekme, tokat, yumruk, kıyamet...
O kavga bitti, “dava”nın ön duruşması/artçı vuruşması hakaretin, küfrün bininin bir paraya gittiği sosyal medyada sürüyor.
“Münakaşa” denilen kavram sözlükten kovalanmış, yerine mangalı da kül eden “münazara” yapıştırılmış.
Yeneni de yok bu dalaşmanın üstelik; herkesin kahramanı yine kendine...
İnsanın kendi hayatında elde edemediği dereceleri, twit şampiyonalarında 140 karakterle pansumanlaması abesle iştigal zaten.
* * *
Hürriyet’te dün yayınlanan “Önce büyükler kavga etti, sonra gençler” haberi de, bonusu oldu.
Sultanbeyli’de MHP ile AK Parti teşkilatının gençleri birbirine girmişler.
Büyük, küçük deyince... Bir konuda Ankara’nın hakkını verelim.
Büyük Millet Meclisi’nde kavga-kıyamet eksik olmazken, Büyükşehir Belediye Meclisi, en azından fiziksel şiddete dökülen kavgalara, uzun yıllardır asla meydan vermiyor.
“O kadar negatif enerji, o ilkel dürtüler n’oluyor” derseniz... Maalesef, seçim kampanyaları sırasında biraz teşkilatlara dökülüyor.
Ama bir yerden başlayıp, bu tür -arızi- olayları önlemek sanki daha mümkün.
En azından, Büyük Meclis’teki gibi dokunulmazlığı omzuna atıp, tekmeyi-yumruğu -naklen- basmakla sürmüyor mesele...
* * *
Bütün bunların “barış algısı” ile yakından ilgili olduğuna inanıyorum.
Ve aklıma yine, Siyu kabilesi reisi Kara Geyik’in sözleri geliyor:
“Kuşlar gibi uçmasını, balıklar gibi yüzmesini öğrendik. Ama bir arada, kardeşçe yaşama sanatını unuttuk.
İki tür barış vardır.
Birincisi,
en önemlisi, gerçek barıştır. İnsan ruhundadır o.
Diğeri onun aksidir.
İnsanın ruhunda barış yoksa, başka insanlarla da barışık olamaz.”
* * *
Doğru, iki tür barış var.
İlki insanın kendisiyle barışık olması. İkincisi ise diğer insanlarla yaptığı barış.
İlki, diğerinin de bazen müjdecisi ama, hemen her zaman önşartı...
Huzurla, mutlulukla ilgili abartılması hiç gerekmeyen sade formüller de bu imbikte saklı belki.


X

YAZARIN DİĞER YAZILARI