"Yaşar Sökmensüer" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yaşar Sökmensüer" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yaşar Sökmensüer

Tehlikeli bir aşk masalı

DENİZ kıyısında, fırtınalara dik duran bir krallıkta geçer masalımız. Kahramanlarımızın ikisi de çocuktur. Ama “aşktan da öte bir aşkla”, “sevdayla değil karasevdayla” severler birbirlerini.

Aşklarının, onlardan daha büyük, daha bilge olanların aşklarından bile daha güçlü olduğuna inanırlar.
Çünkü çocukluk, “büyükler”de pek rastlanmayan, bilgelerde bile zor bulunan içtenliğin, masumiyetin, hayallere inancın, hoş şaşkınlıkların kısa ömürlü krallığıdır.
* * *
Masalımızdaki o iki çocuk da, sevmekten ve sevilmekten başka hiç bir şey düşünmez. Dünyayı, ondan ibaret sanır.
Melekler bile kıskanır onları.
Ve göze gelir o küçük kız. Üşür, bir gece bulutunun estirdiği rüzgardan...
Ölür, usulca.
O deniz ülkesine, dalgalarıyla durma uğuldayan, o azgın sahile gömülür.
* * *
Takıntılı bir aşkın belki en ünlü şiiriydi, anlattığım "masal".
Sonraları romanlarda, hikayelerdeki çoğu aşklar, o şiirden bir parça, bir “semptom” taşıdı.
Annabel Lee... (¹) İki yüz yıl önce bugün doğan ABD’li şair ve yazar Edgar Allan Poe’nun yazdığı son şiirdi.
Şiiri, kendisinden iki yıl önce veremden ölen, 24 yaşındaki karısına yazdığını aktarıyor, bazı kaynaklar.
Poe 1849’da, 40 yaşında öldükten ve sadece 4 kişinin katıldığı bir "tören"le gömüldükten sonra yayınlandı, Annabel Lee... Bir köşe yazısının, kuytusunda...
Şiirin kopyasını 5 dolarlık borcuna karşı verdiği söylenir.
Tehlikeli bir aşk masalı
Tüm eserleri gibi, o dizelerin ikliminde de kasvet vardı.
Poe, belki kasvetin gerçeküstü dünyasını da tanıtmış, ürpertiyle sevdirmişti okuruna.
Koyu, keskin, gri, “uçurum uçurum” fiyortları, dev dalgalar içinde çırpınan deniz fenerlerini sevmek gibi...
Kasvetin, insanı derinlerine yolculuğa götüren o iç sıkıntısının da bir kıymeti, hatta güzelliği olabileceğini anlatmıştı sanki.
* * *
İç sıkıntısı, kasvet, çaresizlik, umutsuzluk, yalnızlık, acı, hüzün... Ve inadına aşk.
Hepsi belki, “Tehlikeli Masallar”...
Ahmet Altan’ın aynı adlı romanında özetlediği gibi:
“Yanımda kimse olmadığından değil yalnızlığım; yalnız olduğumu söyleyebileceğim kimse olmadığı için yalnızım ben.
Deneyimlerimle, içine aşk karışmamış her ilişkinin iyi gittiğini, aşkın ise bütün ilişkiyi karmaşık hale getirdiğini anlamıştım...
Buna rağmen kendimi tutamayıp gene aşkın o çetrefil, hırpalayıcı, karışık, acılarla dolu, vahşi, bencil ve düşmanca yollarında gezinmeye dalıyordum.
Tek bildiğim, aşk, bütün bu tehlikeleri göze aldıracak kadar çekiciydi ve o çekiciliğin kenarında dolaşıp biraz eğlenip sonra yoluma devam ederim dersen, farkına bile varmadan sınırı aşıp aşkın ormanlarına dalıveriyordun.”
* * *
Masalla başladık, aynı romandan bir masalla bitirelim.
Padişahla karısının bir türlü çocuğu olmuyormuş...
Sonra ak sakallı bir ihtiyarın öğüdüne uyarak, çocuk sahibi olmuşlar.
Lakin... Doğan erkek bebek, bir kara yılanmış.
“Yılan da olsa, evlat evlattır” demişler, ne yapsınlar.
* * *
Büyümüş, evlenmek istemiş yılan şehzade...
Ama kimle evlendirseler, gerdeğin ertesi günü odada cesedini bulmuşlar kızların...
Sonra bir kız, üst üste giydiği 40 gömlekle girmiş gerdeğe.
Ve gömleklerinden birisini çıkarttığında, yılan kocasına “Sen de derilerinin birisinden soyun” demiş.
Bir kız çıkarmış gömleğini, bir yılan derisini...
Kırkıncı deriden sonra,
yılan çok yakışıklı bir delikanlı olmuş...
Onlar ermiş muradına, biz de çıkmışız kerevetine/sedirine...
* * *
Kıssadan hissesi, anafikri ne derseniz bu yazının, masalın...
Maskeler karşılıklı çıkarılmadıkça ne desek boş, baloda da olsan o kasvet dağılmıyor.

Tehlikeli bir aşk masalı


(¹)Annabel Lee

Seneler, seneler evveldi;
Bir deniz ülkesinde
Yaşayan bir kız vardı, bileceksiniz
İsmi Annabel Lee;
Hiçbir şey düşünmezdi sevilmekten
Sevmekden başka beni.
* * *
O çocuk ben çocuk, memleketimiz
O deniz ülkesiydi,
Sevdalı değil karasevdalıydık
Ben ve Annabel Lee;
Göklerde uçan melekler bile
Kıskanırdı bizi.
* * *
Bir gün işte bu yüzden göze geldi,
O deniz ülkesinde,
Üşüdü rüzgarından bir bulutun
Güzelim Annabel Lee;
Götürdüler el üstünde
Koyup gittiler beni,
Mezarı ordadır şimdi,
O deniz ülkesinde.
* * *
Biz daha bahtiyardık meleklerden
Onlar kıskandı bizi,
Evet! bu yüzden (şahidimdir herkes
Ve o deniz ülkesi)
Bir gece bulutun rüzgarından
Üşüdü gitti Annabel Lee.
* * *
Sevdadan yana, kim olursa olsun,
Yaşça başca ileri
Geçemezlerdi bizi;
Ne yedi kat gökdeki melekler,
Ne deniz dibi cinleri,
Hiçbiri ayıramaz beni senden
Güzelim Annabel Lee.
* * *
Ay gelip ışır hayalin eşirir
Güzelim Annabel Lee;
Bu yıldızlar gözlerin gibi parlar
Güzelim Annabel Lee;
Orda gecelerim, uzanır beklerim
Sevgilim, sevgilim, hayatım, gelinim
O azgın sahildeki,
Yattığın yerde seni.

Edgar Allan Poe’dan çeviren: Melih Cevdet Anday

X