"Yaşar Sökmensüer" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yaşar Sökmensüer" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yaşar Sökmensüer

Sokak her zaman haklıdır

BAZI şehirler, varlığıyla şiir imkanı, ilhamı verir insana. İstanbul bilhassa... Sormagir Sokak’ta bir şiir başlar, Pürtelaş Sokak’ta biter diğeri... Bir dizeyi lodos getirir, koruları, kuytuları dolaştırır, şiir olur, denize ulaşır. Lakin Ankara öyle değildir.

İstanbul’da bunalırsan, yüzünü denize verip, sırtını kalabalığa/insanlara dönerek şiirini yazarsın da...
Ankara’da insanların yüzünden, onların gözlerine baka baka şiir çıkarırsın.
Başka çaren yoktur çünkü, bozkırında.
* * *
İstanbul’un, her biri ayrı şiir güzelim adalarını vapurla dolaşırsın da...
Ankara’da şiir adasının dört yanını “insanların” çevirir.
O adacıklarda ararsın, insanın, hayatın, ölümün, aşkın, ayrılığın tuzlu tadını.
Oralardan karaya çıkarsın.
Oturursun Sakarya’ya, masaya önce Haydar Ergülen’in, “Ankara: Benim şiirim, İstanbul: Herkesin şiiri”ni koyarsın.
Vazonda kırmızı karanfilin, eksik değildir.
* * *
Bozkırın tezenesi olursun, “mekan”larının avaresi...
İşte, 25 yıl önce 9 Ocak’ta yitirdiğimiz Cemal Süreya da öyle dolaşırmış sokaklarını Ankara’nın.
Dolaşırmış da, “Şair arkadaş, /Bir derdin mi var /Bir şeyler çıkarmak mı istiyorsun derdinden /Ankara’ya gelmelisin” dermiş.
Dermiş de... Sen bütün bunları düşünürken... Uzaklardan Erkan Oğur’un söylerken erkek, dinlerken kadın sesinden “Bir derdim var, bin dermana değişmem” türküsü gelirmiş.
* * *
Şehir şiirle sadece kafiyeli değildir.
Ta kendisidir.
Çünkü, “İki şey var ancak ölümle unutulur /anamızın yüzüyle şehrimizin yüzü”dür. (¹)
Süreya
gibi o şehir, Ankara, “iyi kalpli üvey ana” da olsa...
Ankara’ya gelen şair çocuklarının çoğunu, zindanlara, sürgünlere de yollasa...
Unutmazsın.
* * *
Ama bir gün sen şehri terk etmeden, o seni terk edebilir.
Ahmet Telli
’nin şiirindeki gibi, göçer mekanların:
“Posta caddesi, taşhan, karpiç ve diğerleri /ama artık meyhaneler kalmadı ankara’da /belki bundandı cemal süreya’nın kızılay’da /huzursuz bir zürafa gibi dolaşması...”
Dara düşer, aşka düşer, iddialaşırsın hayatla... Ve belki sıçrayıp, yeniden yükselmek için Süreyya gibi, soyadından bir harf, bir “Y”atarsın.
Süreya olur
, kanatlanırsın.
* * *
Asıl adı Cemalettin Seber.
Daha önce biraz değinmiştim o drama...
Yedi yaşındayken tüfekli iki askerin nezaretinde, Dersim’den ailesiyle birlikte bir kamyona doldururlar onları.
Altı ay geçmeden anneciği, 23 yaşındaki Gülbeyaz’ı yitirir, sürgünde:
“Annem çok küçükken öldü /Beni öp, sonra doğur beni...”
Yıllar geçer, anneciğine dair hatırladığı tek şey kalır geride:
“Gözlük taktığını anımsıyorum...”
* * *
Yirmi altı yaşında da, sürgündeki babasını kaybeder...
Sorar hepimize; “Sizin hiç babanız öldü mü? Benim bir kere öldü kör oldum”...
Hep “sürgün”dür, “göçebe”dir, “öksüz”dür, “parasız”dır/“yatılı”dır, “kimliksiz”dir, “öteki”dir.
Nereye gitse, “yalnızlığın başkenti orasıdır”:
“Hiçbir şeyim yok akıp giden sokaktan başka”...
* * *
Öyle ya da böyle, sokaktır zaten şiir.
Bazen Şaşıfelek Çıkmazı’dır adresi, bazen Attila İlhan’da Ağustos Çıkmazı...
Kiminde yokuş aşağı bırakırsın... Kiminde yokuş yukarı, soluk soluğa moladır.
Bazen de “kayıp mektup, adresi mi yanlış nedir?” (²)
Ama sokaktır.
Ve Salah Birsel’in dediği gibi, “Sokak her zaman haklıdır”.

BU ŞİİR BEN'İM - HÜRRİYET SOSYAL ŞİİR BULUŞMASI SÜRÜYOR - TIKLAYIN

Sokak her zaman haklıdır

(¹) Nazım Hikmet
(²) Louis Aragon

X