"Yaşar Sökmensüer" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yaşar Sökmensüer" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yaşar Sökmensüer

Sessizlik ve çok yakan radyolar

RADYO, eve giren teknolojilerin en hikayelisi. "Yok televizyondur" derseniz, o evlerdeki hikaye anlatıcıları yok eden, masallar dahil öyküleri ekranına endeksleyen kutudur, derim.

Gramofondu, plaktı... Şüphesiz onlar da çağ açıp, çağ kapadı.

Ayrıca iyi bir pikap, amfi ve kabinlerle plağın keyfini, hâlâ CD’ye değişmem.

Plağı albümünden çıkarırken başlayan ritüeli bir yana, analog kaydedilen eski plakların sıcak, derinlikli sesi de etkiler beni. Kontrabasın en pes tellerinde gezinen parmağın sesini duyarsın, "Pes" dersin...

Lâkin beslemen lazım gelir onu sürekli, dünyanın döndüğünü ikinci kez kanıtlayan kaidesine plak koyman gerekir.

Kendi beğeninle, ayırabileceğin bütçeyle yarattığın az çok sınırlı arşivinle, o özel anları müzikal bir ayin olarak görüyorsan, mesele yok.

Ama müzikte çeşitliliği ve günceli başka alternatiflerle takip etmiyorsan, o sınırlı arşivle zamanla kendini ezberlersin.

* * *

Radyo başdöndürücü teknolojik gelişmeler karşısında varlığını bu yönüyle de koruyor belki.

Çocukluğumda, ilk gençliğimde, farklı müzik programları, telifsiz diskoteğiyle sürprizdi radyo öncelikle.

O sürprizi, “Bundan sonra çalan şarkı sana gelsin...”, hatta daha flörtöz mimiklerle “Bundan sonraki şarkıyı sen bana söylemiş ol” diyerek iyice kişiselleştirmen, gençlik oyunlarıyla kıkırdaman da mümkündü.

İlk radyomu babam Beyrut’tan getirmişti. (Yok CIA’da çalışmıyordu, Esenboğa Havalimanı’nda Meydan Müdürü’ydü. Bilgi-görgü ziyaretleri babından...)

El kadardı, ama çok yakardı. (Kalem pilini kastediyorum)

İlkokulun son yıllarıydı... Sanılanın aksine uyumamaya yatıp, yorganın altında radyo dinlediğim geceler aklımdadır.

* * *

Radyo günlerinin, “Mikrofonda Tiyatro”, “Arkası Yarın”ların, dinleyici isteklerinin nostaljisine girmeyeceğim.

Yazımın konusu o değil. Evlerdeki -faal- radyoların, evin insanına dair bana çağrıştırdıkları...

Bazen 7/24 açık kalan o küçük radyo, ya da gece lambası niyetine TV, sadece bir “ses”tir. Yalnızlığı çok bağırana...

Olur öyle işler. Sessizlik bir meseledir nihayetinde. Dört duvar arasında bilmecedir...

Kovmak istersin kimi zaman.

Tek, aynı tip, “sonuçta sessizlik işte” değildir zira.

Her zaman gürültünün zıttı da değildir.

Envai çeşidi vardır, hoştan nahoşa...

Kimi başını okşayıp seni gönlünce yalnız bırakır, kimi araz/arıza yakana yapışır.

“Büyük gürültü gibi sükunetin büyüğü de insanı yoruyor” der ya Reşat Nuri...

Sessizlik öyle çöker bazı evlere. Reşat Nuri bedbahtlığı gibi çöker.

* * *

Sadece yalnızlık mı... İki kişi de olsan fark etmez bazen.

Ve votkasını yeniden doldururken sorar Edip Cansever:

“Sen usul, ben yavaş, kime yaraşır bu sessizlik”... (¹)

İnsanlık parmak çıtlatmayı, lambalı radyonun icadından çok önce keşfetmiştir.

* * *

Hikayesini -radyo gibi- geçmişe özlemle ısıtan sembollerin, insanı mutsuzluğun iki damla gözyaşıyla defedildiği çocukluk günlerine, “ev”e götürdüğünü düşünüyorum.

Ve zamanla o tatsız an(ı)ların da ayıklandığını, elde/bellekte o zamanlara dair sadece mutlu fotoğrafların kaldığını...

Çünkü insan çocukluğunu, gençliğini temize çekmeye meyilli. Günü yaşayamayınca, geçmişten medet umuyor, varlığını oralardan ayakta tutuyor.

Bu temize çekme hâli, eskiden özlem duyulan, eksik kalan “şey”lerle de doldurur bazı evleri. 

Evler, geçmişe dair şifreleriyle de dikkate değerdir.

Bazen ondan ibarettir.

 

(¹) DIŞARDAKİ YALNIZLIK

 

EDİP Cansever ve Turgut Uyar bir akşam oturmuşlar iki tek votka içmişler erkek erkeğe; bu kez Tomris Uyar’sız.

Hiç konuşmamışlar; “O kadar kısa ki bir akşam...”

Sonra Uyar kalkmış, Cansever kalmış masada.

Tek başına... İki kişinin sessizliği yine de kıpırtılı da, herhal tek tabanca olanı iyice koyulaşmış.

Dışardaki yalnızlık sollamış, evdeki yalnızlığı...

Cansever kapamış gözlerini bir süre, sonra seslenmiş hayallerinin ayarı bozulmadan:

“Garson! Bize iki tek votka daha...”

Sessizlik ve çok yakan radyolar

ABD'de de bir dönem sadece "evin babası"nın, elektronik mühendisi ciddiyetiyle açtığı radyonun üstündeki vazo ve örtüye dikkatinizi çekerim.

 

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI