"Yaşar Sökmensüer" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yaşar Sökmensüer" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yaşar Sökmensüer

Sait, Şerif, Hamit ve Ahmet

HEP düşmanlığı anlattılar, düşmanlarımızı öğrettiler bize. Savaşlarla ezberledik tarihi... Ovaların çoğunu oralardan öğrendik. Cephelerden, hudutlardan belledik coğrafyayı, “komşu”larımızı...

Oyunlarımıza bile yansıdı.
Zıp zıp o tekerlemelerimizde, saydık sıradan:
“Bir, iki, üçler yaşasın Türkler, 4-5-6 Almanya battı, 7-8-9 Yunan domuz, 10-11-12 İtalyanlar tilki, 13-14-15 Ruslar kalleş..."
Büyüdük, durmadık... 16-17-18... Saydık hep; Korkak Yahudiler, Ermeniler döller, güzellikte birinci başkentimizin en güzide parkında Dilenci yahut Hırsız Suriyeliler, her renkten, ırktan "zenci"ler...
* * *
Masallar anlattılar bize; devlerle savaştık, cadıları yaktık, öldürdük ejderhaları...
Viyana kapılarına dayandık. Yelkenleri atlastan, halatları ibrişimden gemilerle “bizim deniz” yaptık, Akdeniz’i.
Dünya Savaşları’nın ölü kahramanlarıyla yaşadı, Hollywood destanlarıyla büyüdü, kimbilir kaç kuşak.
Tahta tüfeklerimiz, kılıçlarımız, mukavva kalkanlarımızla kaç cephede savaştık.
Tehlikeli oyunlardı, ama alıştık.
Kahramandık zira, her birimiz. Kimimiz kızılderili, kimimiz süvari...
Şimdi canlı bombacılık mı oynuyormuş, ta uzaktaki çocuklar...
Sait, Şerif, Hamit ve Ahmet
“Türk’ün Türk’ten başkta dostu yok”tu ki zaten.
“Domuzdan post, gavurdan dost” olur muydu...
“Telli Telli”yi birlikte söyleyip, birlikte mastika oynasak ne çıkar. Önemsizdi birbirimize benzememiz, çünkü onlar karşı kıyıda. Suyun "öteki" yakasında...
Varsın onlarda da raki olsundu rakının adı, komşu komşi, cacık caciki...
İçine -karşılıklı- düşmanlık doğrardık.
Su uyurdu da, onlar uyumazdı çünkü.
* * *
“Ne Şam’ın şekeri, ne Arabın yüzü”ydü. Öbür tarafa da, "Bi Hitler lazımdı" yine... Hayl'dı, yaşasındı her milletten soy kurutan megalo idealar.
Onun kaşı düşmandı, öbürünün gözü... Öteki zaten kaşık düşmanı.
Birinin başı açıktı, öbürünün kapalı.
Ya yakın batıya-uzak doğuya, ne demeli?
Ya sev, ya terk et, di mi?
Orda bir köy vardı uzakta, gitmesek de, kalmasak da bizimdi sonuçta.
* * *
Dostluğu da öğrendik tabi, iki arada bir kanlı derede; “kan kardeşi” olduk en yakın, en yoldaş olanlarıyla...
“Kan bağı” önemliydi çünkü, kan önemliydi.
Kan davası, kan parası, kurban yani “kan akıtmak” gelenekti.
Birinin adı Sait, birinin adı Şerif, birinin adı Hamit, öteki de Ahmet.
Sonraları kanka dedik bize benzer olanlarına, kısaca...
Yeni düşmanlar, "öteki"ler bulduk, birlikte.
* * *
Seçim sonuçlarını kırmızıyla gösterdik haritalarda... Kırmızı çizgilerimiz çoktu da... Alkolle ilgili kırmızı bölgelerimiz eksikti.
El ele değmedi o haritalarda.
Göz gözünü gözden kaçırdı.
Dil dile düşman oldu.
* * *
Bu hal-i pürmelalimizle dünyanın en uzun süreli ve en geniş kapsamlı sosyal bilim projelerine bir vahim konu(k) olduk.
Ve Dünya Değerler Araştırması’nın 2011 Türkiye sonuçları açıklandığında baktık ki...
Düşmanı, hasmı, “istenmeyen”i uzakta aramaya gerek yokmuş meğer.
Komşunun komşuya, akrabanın akrabaya akrep etmezmiş ettiğini...
* * *
Araştırmaya göre, yüzde 85’imiz eşcinsel, yüzde 70’imiz birlikte nikahsız yaşayan komşu istemezmiş.
Yüzde 65’imize göre ateist filan da olmasınmış komşumuz.
“İçki içen, kızları şort giyen”ler de oturmasınmış dibimizde...
Azınlık, gayrimüslim komşu falan da, uzak olsun elbet.
Aynı araştırmada üçümüzden birimize göre de, “Bazı kadınlar kocalarından dayak yemeği hak eder”miş.
Nush (nasihat) ile uslanmayanın hakkı kötektir, di mi?
* * *
Paris’te Charlie Hebdo mizah dergisini basıp, 12 kişiyi öldüren, bir o kadarını da yaralayan katillerin kimlikleri belli olmuş.
Birinin adı Sait, birinin adı Şerif.
Teslim olan ve olayla ilgisinin olmadığını savunan bacanağın adı da Hamit.
Ya önce vurdukları, sonra inlemelerini duyup, yanına gittikleri... Ve yerde acıyla kıvranarak aman dilerken, tereddetsüz “kafasına sıktıkları” polisin adı?
Ahmet...
Romanların sonunda katil uşaktı hep ama, "ev"in de bir sahibi, kahyası, yöneteni, zehri, baldıranı sulayan bahçıvanı vardı.
* * *
Adlarımız benzer, hatta adaş, dinimiz, vatanımız, toprağımız, her sabah baktığımız gökyüzü bir bile olsa...
Kuşlar gibi uçmayı, balıklar gibi yüzmeyi, aslanlar gibi kükremeyi öğrensek (¹), adımız Savaş, Kahraman, Öcal, Mücahit yerine, Barış, Aziz, Erdem, Müslüm, Fazilet, Şefkat, Sevgi olsa, ne fayda.
Ne korur bizi, bu coğrafyada. Barıştan başka ne onurlandırır...
Bir arada yaşamayı öğrenemedikten sonra...

(¹) "Kuşlar gibi uçmayı, balıklar gibi yüzmeyi öğrendik. Ama birarada, kardeşçe yaşama sanatını unuttuk" Martin Luther King

Sait, Şerif, Hamit ve Ahmet

Martin Luther King, "Sevginin gücünü keşfetmeliyiz. Şiddet, ahlak dışıdır. Çünkü şiddet, sevgi yerine nefret üzerinde yol alır, toplumu yıkar ve kardeşliği olanaksızlaştırır" demişti. "Bir hayalim, bir rüyam var , gün gelecek dört küçük çocuğum, derilerinin rengine göre değil, karakterlerine göre değerlendirildikleri bir ülkede yaşayacaklar" demişti... Nobel Barış Ödülü aldıktan 4 yıl sonra 4 Nisan 1968'de Memphis'de, 39 yaşında öldürüldü.

X