"Yaşar Sökmensüer" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yaşar Sökmensüer" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yaşar Sökmensüer

Merhamet Apartmanı'ndan çalınan köpek biblosu

BİR insana bağlanmanın, birikmek ve biriktirmekle yol arkadaşlığı var. Dün biraz değinmiştim. Ona biriken gönül, onu biriktirmeye de başlıyor kimi zaman. Öyle ki, müze bile oluyor biriktirdikleri...

Orhan Pamuk’un Masumiyet Müzesi, tam da böylesi kazıların, duygu arkeolojisinin emek abidesi.
Belki bağlanmayı, hem -süt çocukluğundan itibaren- bir tür masumiyet, hem de müzeyle, biriktirmeyle ilintili görmemden kaynaklanıyor bu duygum.
Pamuk’un, romanın özellikle “bizim gibi bir toplumda” geçtiğini vurgulaması da önemli...
Bu düşüncemde, romanın konusunun sadece “aşk” değil, yazarın deyimiyle “bütün bir hayat olarak aşk” olması da etkili tabi.
Merhamet Apartmanından çalınan köpek biblosu
Romanın kahramanı Kemal Basmacı için hayat, sadece tutkuyla, aşkla bağlandığı Füsun’dan, onun hayatından ibarettir.
Kendi “zengin” dünyasından başka bir dünyaya-hayata, o sayede, sadece ona bağlanarak geçebileceğine inanır.
Ve bağlanmayı elle tutulur yapan bir toplayıcılığa, o hayatı biriktirmeye başlar.
* * *
Füsun’un içtiği sigaranın izmaritleri, boş sigara paketi, kül tablası, küçük bir biblo, Ribana limon kolonyası şişesi, boş Meltem Gazozu şişesi, Çıra, Kav, Yak marka kibrit kutuları, bir kadeh, bir tek küpe, bir düğme, hatta Mademoiselle marka sarı ayakkabı...
Hepsi Kemal’in damardan bağlandığı kadından ve onun -elinin, gözlerinin, hatta dudağının değdiği- hayatından, kendi evine taşıdığı ganimetlerdir.
O eşyalar, “kafasındaki Füsun fikrinin parçaları”, bağlantısıdır.
* * *
Mutluluğunu, o anlık huzurunu şöyle bir sahneyle özetler: (Filmi de, aşka ehil ellerde güzel olurdu romanın)
“Füsun’un bir eşyasını, mesela televizyon izlerken elinde tuttuğu tuzluğu kaşla-göz arasında cebime indirmek, ağır ağır rakımı içerken tuzluğun cebimde olduğunu, artık ona sahip olduğumu bilmek...
* * *
Ki, bağlanma, aşk ve sahip olma dürtüsünün ayrı yumurta ikizidir bir bakıma.
Klasik romanlarda, siyah-beyaz filmlerde, yere -düşmüş gibi- bırakılan mendilin alınması, koklanması, saklanmasıyla anlatılmaz mıydı aşk?
* * *
Füsun’un -temas- nesnelerine ve onun hayatının gece-gündüz tanığı olan o eşyalara sahip olan Kemal, onları evine, bağlanmanın ruhunu taşıyan büyülü parçalar, fetişler olarak yerleştirir.
En zor zamanlarında teselliyi, onu -anında- Füsun’a bağlayan o eşyalara temas ederek bulmaya çalışır.
Derdi de bağlanmadır belki, dermanı da...
* * *
Romanda Kemal’in önce çaldığı, ev ahalisi için bu durum sıradanlaşınca aldığı eşyalar arasındaki en önemli figürlerden birisi, TV’nin üzerindeki köpek biblolarıdır.
Kemal
köpek biblolarını (ç)aldıkça, yenisi koyulur yerine...
Ve bütün bu olay Merhamet Apartmanı’nda geçer!
* * *
Niye özellikle eski kuşaklar TV’lerin üzerine, arabalarına köpek bibloları koyar...
Bağlanma, sadakat ihtiyacı ile bir ilgisi var mıdır, köpek biblosunun...
Ya bağlanmayla şefkatin, sahiplenmeyle merhametin gizemli ilişkisi?
* * *
Pamuk, Banu Güven ile röportajında kişisel müzeleri, takıntılı insanların hayatlarındaki bir acı nedeniyle yaptıkları koleksiyonlarla birlikte, onlara bağlanarak yaşamaları dolayımında anlatır.
Tam bu noktada bağlanmanın simyası; birlikte gidilen sinemanın biletini, kurutulmuş bir çiçeği, bir saç buklesini altına çeviren karmaşık denklemi çıkar ortaya.
* * *
Sevgiliye öyle bağlanmak, onun dokunduğu eşyaları mekana/zamana yayarak, zamanı “o an”da durdurmaya, dondurmaya çalışan bir patolojidir belki.
Çünkü o eşyalar, bağlanmanın başlangıçta mutluluğu/huzuru andıran rehavetini yaşatırken, giderek nekahetini de uzatır sanki.
“An”lar birikerek/birleşerek dünün boyunduruğundan, yarının belirsizliğinden bağımsız bir zamana ulaştırır Kemal’i.
Ve o “upuzun şimdi”yi şöyle anlatır:
“Bazen zamanı bütünüyle unutur, şimdinin içine yumuşacık bir yatağa yatar gibi yatardım.”
Bağlanma, şimdiki zamanı, ne zaman başladığı ve ne zaman biteceği asla belli olmayan geniş zaman yapma çabasıdır belki de...
Lakin heyhat, insan zamana hükmedemez.

BAŞKALARININ HAYATI BENİM DE HATIRAMMIŞ…

Merhamet Apartmanından çalınan köpek biblosu

ORHAN Pamuk'un Beyoğlu Çukurcuma Caddesi'nde üç katlı tarihi bir binadaki Masumiyet Müzesi'nde "hatıra nesneleri" var.
Küçük örneklerini yukarıda aktardığım, romanında yer alan "Füsun'un eşyaları" da...
Müzeyi ziyaret eden konuklar da arzu ederlerse, “kendileri için taşıdıkları hatıralarla önem kazanmış olan eşyaları”nı müzeye bağışlayabiliyor.
Ve onlar da müzede sergileniyor.

* * *
Biriktikçe, ne kadar renkli, dibine kadar yaşamdan bir koleksiyon olacak!
Belki “başkalarının hayatları”na bu kadar karıştığımız ama aynı zamanda başkalarının hayatlarına çok da yabancı kaldığımız bizler için de gözle görülür, elle tutulur “empati nesneleri”ne dönüşecek her biri:
“A, bakın, vitrindeki kedi biblosu, onun yanındaki gazoz kapağı, benim de hatıram…”
Bu arada, "müzelik" halimizin, gerçekten müze olması da hoş bir ironi elbet.

X

YAZARIN DİĞER YAZILARI