"Yaşar Sökmensüer" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yaşar Sökmensüer" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yaşar Sökmensüer

Göl gibi susalım, çöl gibi susalım

VURUN uzun yola... İster batıya kırın direksiyonu, ister güneye. Yol boyunca “açık mezarlar” göreceksiniz. Kurumuş dere yataklarını. Üzerinde korkuluk gibi kalmış irili-ufaklı köprüleriyle... Hepsi aynı mezar yazısıyla birer şamar abidesi: “Bir zamanlar doğa vardı...”

Kuzeye çevirseniz yönünüzü; Rize’de bile... Kuruyor, kurutuluyor.
Sapanca’da “Canımızı alsınlar, suyumuzu almasınlar” yazıyor pankartlara insanlar.
Yazı da, -yiten- suya yazılıyor.
* * *
Bırakın dereleri...
İlk gençliğimde böyle yollara vurduğumuzda, adım başı gürül gürül akan çeşmeler vardı.
İki dakika elini tutamazdın soğuğundan, kana kana tadına varamazdın.
Özellikle bakıyorum.
Çeşme bile kalmamış; bir iki tane musluklu “hayrat”...
Ya kıl gibi bir su, ya “Tıs” sesi...
* * *
Ya göller...
Tesadüf, dün yazmıştım; Türkiye’nin ikinci büyük gölü Tuz Gölü, göz göre göre ölüme terk edildi.
Hürrriyet Sosyal’de dün Mehmet Çınar ve Mesut Madan’ın dört başı mamur haberi yayınlandı:
“Burdur Gölü’ne yas tutuldu.”
Haberde, 3’te 1’ini kaybeden, “tamamen kuruma tehlikesi altındaki” göle dikkat çekmek için düzenlenen “Su Orucu” ve “Pet şişeyle su dökme” eylemleri, süreciyle anlatılıyor.
* * *
Ve bütün bu eylemler bende, olan olacak “Üzerine bir bardak soğuk su içeceğiz” duygusunu yaratıyor.
Eylemleri, o çabayı küçümsediğimden filan değil. Asla...
Lakin sembolik eylemlerin “sembol”leri, bu işin yetkilisine vız gelip, tırıs gidiyor çoğu kez. Çünkü onlar, onların sembolleri değil, belki de.
* * *
Olsun.
Burdur Gölü kururken göl gibi susmaktan...
Kuruduktan sonra da çöl gibi susmaktan, iyidir her anlamda.
Duyduk en azından...
Kimimiz “Tüh” dedik, kimimiz iç geçirdik.
* * *
Kendi hesabıma konuşuyorum. (“Biz” hep konuşan kuşaktık zaten)
“Biz”den geçti cancağızım.
Yeni şeyler söylemek, yapmak lazım.
Ama nasıl?
Onu da “biz”im söylememiz, kendi hesabıma makul gelmiyor.
Anca, iki kelamımız olur.
* * *
O bizim zamanımızda gürül gürül akan dereler, deniz gibi göller gitti...
Çok mücadeleciydik, savaşkandık ama belki o sular aklımıza gelmedi.
Yahut Behçet Necatigil’den mülhem; o dar zamanlarda çirkindi, yersiz gelirdi böyle sevgileri söylemek.
Günde 10 insan öldürülürken, çınarın yaprağından söz etmek... O da, gerekliydi.
* * *
Bitiyormuş, bitti...
Hani elektronik oyuncaklar var ya şimdi...
Dog’a basınca köpek sesi, Cat’e basınca kedi sesi...
Ve deriz ya çocuklarımıza “Köpek ne der?”... O da der ya: “Hav hav...”
Bir sorun yarın, “Kurbağa ne der?”
“Vrak” diyen bebe varsa, kuruyan dere yatağında ailecek mangal pikniği o ilin belediyesinden.

X