"Yaşar Sökmensüer" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yaşar Sökmensüer" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yaşar Sökmensüer

“Erkek Ankara”nın terzisi, siyasete kaftan biçer

Öğretmenin, memurun, tek ceket artı uysa da uymasa da pantolonla atlattığı “takım elbise” meselesi, çoğu vekil için harcıalem “iddia” vesilesidir. İki anlamıyla da… “Var mısın, Ak Parti kapatılmayacak” diye iddiaya girer iki partili vekil. Biri “Kapatılır kapatılır” diyen 50 zattan 50, diğeri 20 takım elbise kazanır.

Rakiplerine takım elbise ısmarlayanlar arasında bolca CHP’li vekil de vardır, elbet.
Seçimlerden önce de takım elbisesine iddiaya girerler. Bildiğim, onda da CHP kaybeder.
Bir de sağaltıcı iddia türü vardır ki, o da Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’ndan gelir:
“Sigarayı üç ay bırak, takım elbisen benden…”

RETWEETTE 300 TAKIM ELBİSE

Farklı versiyonu, siyasilerin giydikleri takım elbiseyle de “iddialı olma” çabasıdır. O da nesli epey tükenen terzilerin hayra yorduğu tek rüyadır, herhalde...
Ayşe Arman
’ın Mustafa Sarıgül röportajı, bu işin ufku ve aritmetiğiyle ilgili referans kaynaklardandır:
“Sabah giydiğim takımı, saat 14.00’de değiştiririm.
Çıkardığım takımlar bir hafta askıda dinlenir, kendine gelir.
Uzmanı bir arkadaş gelir, ütüsünü yapar. Sonra bir başka arkadaşımız uğrar, o takımın hangi gömlekle, kravatla giyileceğini kombinler…”
Sarıgül
'ün bu sözlerinin ardından sosyal medya ve Sırrı Süreyya Önder bilançoyu duyurur:
“300 takım elbisesi var…”

DİK DURUŞ HAVASI VEREN KALIP

Liderlerin, bakanların, vekillerin, bir de özel terzileri vardır ki, sırları-stratejileriyle takım elbisenin Pentagon'u desem yeridir… Ama hepsi “Erkek Ankara”ya, biçilmiş kaftan diker.
Kendi hesabıma, kamuoyu yoklamalarını es geçip, seçim sonuçlarını büyük isabetle onların tüyolarından kestiririm.
“Son provada omuzları dik duruyordu… Üç santim de boyu uzamış, duble paçayı açmak zorunda kaldık” dedi mi, tamam…
Her zaman öyle olmasa da, omuzlara dik duruş havası veren kalıp zaten terzinin mahareti...
Nano teknolojiyle takımları sık ütületme, değiştirme merasiminden de kurtulduğunda, maratona devam.
Bir faydası da 4 yıl önce CHP İstanbul Milletvekili Mehmet Sevigen sayesinde öğrenilmiştir.
TBMM’de "karşı takım"a “asla yumurta tutmayan" nano kumaşlı elbise hediye etmek istemiştir.
“Erkek Ankara”nın terzisi, siyasete kaftan biçer

YILDIZLARA DEĞİL TAKIM ELBİSEYE BAK

Seçim sonuçlarına dair projeksiyonumu böylece hallettikten sonra…
Politikacının profilini de, öyle burcunda, astrolojisinde, beden dilinde aramam.
İçten ekstra düğmeli, kruvaze mi giyiyor… “Sabırlı ve geleneğe bağlı adam” derim.
Ceket az kısa, monopeto iki düğmeliyse göbeğinden korkmuyordur:
“Dinamiktir, fittir. Eh, öyleyse rejime de sadıktır.”
Çift yırtmaç da, “koltuk”ta uzun zaman geçireceğine delalettir…
Bir de yırtmaçları havalandırıp oturuyorsa, buruşmayan ceketiyle hedefi, daha üst makamlara menzillidir.

KİMİNİN SAÇI UÇAR, KİMİNİN ETEĞİ

Tespitlerimi uzatmayayım; yoksa takım elbiselerin rengi, kravatların alengiri, gömlek cebinde isimlisi…
Mendili, kol düğmesi, kravat iğnesiyle “Erkek Ankara”, Sezen Aksu’nun şarkısına güfte ekler:
“Lüküs kamarada kimler oturur /Kiminin saçı uçar kiminin eteği
Şinanay da yavrum şina şinanay /Şinanay da şinanay hopa şinanay…”

MEDYADA “MADEN”İ ANKARA’DA ARAMAYIN

Herkesin kılık-kıyafetiyle uğraşıp da, gazeteci milletinin kisvesine değinmemek adil olmaz.
Ama bu mevzuda “maden”i, biz Ankara gazetecilerinde pek aramayın…
Köşk’ün, Meclis’in, bürokrasinin, resepsiyonun, kabul günlerinin protokolünde arkadaşlarımızın çoğu, gece gündüz, iç cepleri bloknotu, kalemi, kayıt cihazı, telefonuyla sihirbaz torbasına dönen takımlarla gezer.

MÜŞTEMİLAT 10 KİLODAN BAŞLAR…

Bir de bol cepli gazeteci yeleğimiz vardır ki bizim, ben en son evden taşınırken kullandım.
Foto muhabiri, kameraman dersen…
Müştemilatı 10 kilodan başlar.

MUTFAĞIMIZDA KIYAFET ÇEŞİTLENİR

Ama gazeteci “mutfak”ta, yani yazı işlerinde, az gözden uzakta, sütre gerisindeyse bizim gibi…
Bir kırmızı hevesidir başlar. (Bende hep vardı)
Önce çorapla bastırırsın, hevesini… Paçalar uzunsa, geçiş dönemi travmasız olur. Kışın ise kırmızı atkı, "izm" tonu da katar ki, durur durur, yeniden moda olur.
Ben mesela, koyusundan vişne çürüğü bir pantolonu yakıştırdım, göz altlarıma…
Üstüne de pantolon askısını bilhassa tavsiye ederim. Tokası göbeğe baskı yapan, kiloya göre bir ordan bir burdan delinen kemer ne eziyetmiş, askıyı keşfedince anladım.
(Kıyafette baskıya gelemeyiz)

VAY BE…HEM BAYAN, HEM DOKTOR

Lakin… “Erkek Ankara”nın tasarımcıları arasında medyanın rolü öndedir çoğu örnekte.
Ama asla üstüme alınmam.
“Aile içi şiddete son” gibi sorumluluk kampanyaları bir yana, daha geçen ay “Bayan doktorun başarısı” gibi başlıklardan medet uman medyada, bizi bulamazsınız.
Bayım... Ne demektir Allasen “bayan doktor”un başarısı?
Erkeğin başarısı zaten bellidir, ispat, hayret gerektirmez de, “Vay be, hem bayan, hem de doktor, helal olsun” mudur…

“KAYDET” TUŞU, BEYNE İŞLİYOR MU

En hafifinden “bayan” gibi, en iyi niyetli yorumuyla “gözden kaçan”, o cinsiyetçi dil, hep pusudadır.
Deyimi, atasözü, geleneği, söylemiyle içimize işle(til)miştir.
O “pusu” kelimeyi kazıyıp, “Kaydet”e basmak…
Sanki gazetenin sayfalarını, gazeteyi yıkıp... Artı bir kıymetle sayfayı yeniden yapmak gibi gelir. Kurumsal ilkemizdir, ötesi kadınlara borcumuzdur çünkü, ödenmez.
O “Kaydet” tuşu, “erkek” belleğimizi de kapsıyorsa… İlkeler, etik oraya da kaydoluyorsa…
Ne ala…

“KOYU TAKIM”I TEMİZE ÇEKMEK…

Ha… Bunca “erkek” bombardımanının altında, elbet dilimizin, klavyemizin sürçtüğü “istisna”lar olur.
O zaman da bir e-mail düşer posta kutumuza:
“Size yakıştıramadık…”
Kendinizce özeniniz, emeğiniz, fasa’dır, fiso’dur o an.
O an falsonuzu, kurumsal olarak düzeltirsiniz de...
Geriye, zihnimize örtülen pelerini, o “kara takım elbise”yi çitilemek, temize çekmek kalır.
O, yaman mesele…


X