"Yaşar Sökmensüer" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Yaşar Sökmensüer" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Yaşar Sökmensüer

Düet: Kıyı ve köy

ÇOKÇA yakınırız ya; “Artık çocuklar doğayı, sokağı görmeden yaşıyor”... İronik olacak ama... Ben bu eksikliğin bariz etkisini köpeğimde de yaşadım.

Her gittiğimiz yer gibi, Çakraz’da da yanımızdaydı Ugly.
Canayakın, sevgi dolu bir kız boxerdı.
Kediden, başka köpeklerden, insanlardan, “gördüğü” şeylerden asla ürkmeyen, korkmayan bir canlı.
Onunla Çakraz’ın içlerine, biraz kırlarına gittik.
Ve bir inekle karşılaştı!
Baktı... Bir anda çakıldı toprağa ve beni ilk kez çekiştirmeye başladı oradan uzaklaşmak için.
Korkmuştu çok, o ebattaki başka bir canlıdan.
Daha önce görmemişti ki...
* * *
Ugly’nin gözleri korkudan büyüdü. Beni tüm gücüyle geriye çekiyordu.
Hem ilginç, hem komik, sevimli geldi bu durum bana.
Baktım, biraz ileride bir buzağı duruyor çitin arkasında...
Buzağıyı görünce ne yapacağını merak ederek, “Küçüğünü gösterip, belki alışır” gibilerinden oraya yöneldim.
Bu kez Ugly'nin yanısıra buzağının gözleri de büyüdü korkudan.
Demek o da, o “model” bir köpek görmemişti henüz.
Birbirlerine “başka” geliyorlardı, bilmediklerdi, tanımadıkları için korkuyorlardı.
Dilleri farklıydı, boyları-posları, güdüleri farklı...
* * *
Hani yurtiçinde/dışında bazen karşılaşılır ya:
“Ben Türkleri (Kürtleri, Arapları, Rumları...) farklı şekilde, başka türlü düşünürdüm...”
Görmeyince, tanımayınca, “temas” etmeyince her şey “başka”dır, “öteki”dir.
Ama bunu kendimize itiraf etmez, “başka”larını devletin, “resmi tarih”in belletmeleri paralelinde değerlendirir, “tanırız”.
Yavru köpekten geridir bazen güdülerimiz, “başka” kültürlere dair önyargılarımız, değerlerimiz.
* * *
Ankara-AmasraÇakraz hattındaki seyahat yazılarımın üçüncüsünde, Çakraz’a biraz dolaylı yolla geldim.
Öyle geldim, çünkü Çakraz’ın kıyısı bir başka, ardı, kırı, köyü başka...
İkisinin tadı ise bazen aynı noktalarda, kıyıda buluşabiliyor mevsiminde.
* * *
‘‘Yolculuğa çıkan, kuyruklu yalanlarla eve döner’’ diyen İspanyol atasözündeki kadar olmasa da, Çakraz’ı biraz abartmak istiyorum.
Amasra’ya 15 km. uzaklıktaki Çakraz’ı sevmek biraz kedi sevgisi gibi bir duygu.
Bilge Karasu’nun, ‘‘Kedi sevmek, kedinin, kendisini seven (kendisinin de sevdiği) kişi karşısındaki bağımsızlığını baştan kabul etmek demektir’’ yorumu gibi.
Çünkü Çakraz da kendisini, ‘bazı mevsimlerde’ sevdiren bir mekan.
Geçmişi köklü, ama henüz bir gelecek edinmemiş bir kıyı kedisi.
Ama huysuz değil.

* * *
Motellerinin yıldızı sadece temiz yatak, 24 saat sıcak su ve kalorifer ile sınırlı.
Kliması ise doğadan...
Çakraz zaten yıldızını moteli ile değil, atmosferi ile kazanan bir yer.
Ama atmosferini, yazın bayram, resmi tatil günleri ve hafta sonu dışında hissedebilirsiniz anca.
Baharda, sonbaharda ve kışa girerken...
O zaman, Çakraz’ın ‘‘suyunu sizden içen -görece- ıssız kıyı köyü’’ yüzüyle karşılacaksınız.
* * *
Çakraz’ın tek ana caddesinin vazgeçilmez sakinleri, Terrier, Boxer, Buldog ve çokça av köpeği melezi stilleri ile, sokak (kıyı) köpekleri. (Belli soy ağaçlarında terk edilmişlik var)
Bolca uyuyan, ufacık bir mimiğinizde sevgiyle sallanan kuyruğuyla size eşlik eden... Köpekten haz etmiyorsanız, yahut çekiniyorsanız sizinle mesafesini koruyan sevimli sokak çocukları hepsi.
Geceleri de Çakraz’ı az bağıran köpekleri ile ayırt edeceksiniz.
Gece odanıza döndüğünüzde denize dökülen Çakraz Çayı’ndaki kurbağaların doğaçlama konseri ve güçlü dalga sesinin düeti ile başbaşa kalacaksınız.
Gündüzleri de yalnızlığın keyfini, ‘‘masaya gölgesi düşmeyen servis eşliğinde’’ çıkarabilirsiniz.
Düet: Kıyı ve köy
Çakraz’da 1968’de kurulan Alay Motel, turizme açılan ilk pencerelerden. Çakraz’da ayrı bir yeri var. Gitmeden rezervasyon gerekli.
Haftasonu genellikle gruplar kapatıyor moteli.
Motelin sahibi Alay Kaya ve oğlu Tahsin sıcak konukseverliğini esirgemiyor gelenlerden.
* * *
Çakraz’da iskorpite denk gelirseniz kaçırmayın.
Çarpan balığın ustalıkla ayıklanmış kılçıksız, küçük lop parçaları tavada lezzetine lezzet katıyor.
Mevsiminde lüfer, hatta kalkan da burada nadir değil.
Barbun, mezgit, istavrit, palamut da lezzetli.
Çoğu oralı balıkçılardan.
* * *
Sabahı, çoğu kıyı kenti gibi ‘‘mahmur’’ olmuyor Çakraz’ın...
Fırından sıcacık ekmek, demli çay, ev tereyağı ve peyniri ile altyapısı güçlenen kahvaltıyı, bahçe domatesi, biberi, salatalığı ve sahanda sucuklu köy yumurtası ile ‘alakart’ kılabilirsiniz.
* * *
Çakraz’da yüzünüzü denize döndüğünüzde koyun sol kıyısını işaretleyen büyük kayalığı göreceksiniz.
Kıyıdan yürüyüp soldaki kayalığa -cambazlık kadar olmasa da, dikkatle- tırmanarak diğer koya geçerseniz, inanılmaz bir doğa parçası ile karşılaşacaksınız.
Sırtını sarp kayalıklara veren koy, artık tümüyle sizin.
* * *
Hemen herkes seyahate hep evine geri dönmek için çıkar.
Ama belki de bu kez Albert Camus’nün cümlesi sizi yenileyebilir:
‘‘Yolculuk bizi kendimize geri getirir.’’
Daha mutlu, daha “seyyah”, daha “ben”e dönük bir ruh haliyle...

X